Cumhuriyet tarihi boyunca Dêrsim'in Türkleştirme ve İslamlaştırma politikalarının devamı olarak cemaat örgütlenmesinin eğitim faaliyetleri üzerinden kendini nasıl var ettiğini anlatıyor. Bu faaliyetlere ilişkin önemli bilgiler veren Özcan, cemaat örgütlenmelerinin gelinen noktada Bölge'de yerel bir takım grupların desteğini de alarak daha etkin bir noktaya gelmeye çalıştığını ifade etti.


Hedef Türk ve İslamlaştırma

Dêrsim'in yüzyıllardır dönemin iktidarları tarafından çeşitli yöntemlerle kontrol altına alınmak istendiğini kaydeden Özcan, Cumhuriyet döneminde de bu sürecin etkin bir şekilde sürdürüldüğünü söyledi. 'Cumhuriyet, önceleri kırımdan geçirdiği Dêrsim Kızılbaşları'nı bu kez siyasal olarak nasıl kullanacağının hesabını yapmaktadır' diyen Özcan şunları ifade etti: Bugün ile aradaki fark şudur: Cumhuriyet Kürtleri etnik olarak Türkleştirme  asimile etmek için her türlü yöntemi kullandı. Sosyal hayatlarında, kültürel hayatlarında kullandıkları dillerini Türkçeleştirmeye çalıştı. Bugün ise yaşanan, Kızılbaşların hem Türkleştirilmesi hem de İslamlaştırılma ve müslümanlaştırılma projesidir. Bu da bugün cemaatler eliyle yapılıyor.

Model eğitimle asimilasyon

Dêrsim'de cemaat örgütlenmesinin esas olarak 1980 sonrası bir örgütlenme modeli olarak görülmeye başlandığını vurgulayan Özcan, bu modelin etkin bir hale getirilmesi için 'Eğitim yoluyla asimilasyon' şıkkının kullandığının altını çizdi. Kaynağını Osmanlıdan alan bu modelin cemaatler aracılığı ile daha sistemli bir şekilde yürütüldüğünü kaydetti. Özcan, Cemaat'in temelinin ise 1982-1987 yılları arasında Dêrsim'de Vali Kenan Güven döneminde atıldığını vurguladı. Güven'in Dêrsim'de çeşitli etkinliklerle Bölge'nin sosyo- kültürel ve dinsel yapısını değiştirmeye yönelik ciddi adımlar attığını söyledi.

5 bin yoksul çocuk gönderildi

Güven'in 'terörün' ortaya çıkma koşullarını inancın zayıflığında gördüğünü ifade eden Özcan, Güven'in bu zafiyeti ortadan kaldırmak için çeşitli faaliyetlere giriştiğine değindi. Faaliyetlerin kültür soykırımının bir parçası olduğunun altını çizen Özcan şunları söyledi: Bunun için Türkiye'nin çeşitli illerinin müftülerini Dêrsim'e getirtip yatılı bölge okullarını gezdirerek toplantılar düzenledi. O dönemlerde uçaklardan atılan ve dağıtılan bildiriler dini içerikliydi. Bu bildiri ve afişlerde 'Allah'a ve Resulüne itaate', 'Allah yolunda savaş'a çağrılıyordu. Güven döneminde yaklaşık 5.000 yoksul çocuk, Türkiye'nin çeşitli illerinde Kuran kurslarına gönderildi. Örneğin, kapanmakta olan İstanbul'daki Çağlayan Kuran kursuna, Dêrsim'den götürülen 50 çocuk yerleştirilerek işler hale getirildi. Ayrıca kimsesiz çocuklar çeşitli illerdeki Çocuk Yetiştirme Yurtlarına gönderildi. Buraya gönderilen çocukların aileleri 'terör' bahane edilerek cezaevine konmuş ya da yine aynı gerekçelerle öldürülmüş, faili meçhul cinayetlere kurban gidenlerden oluşuyordu.

Kutsal değerler kullanılıyor

Cemaatlerin ilde daha etkin bir noktaya gelmek için Dêrsimlilerin acı, duygu ve inançlarını kullandığını vurgulayan Özcan, "Cemaat eliyle açılan okullar, dersaneler, yurtlara Dêrsim halkınca kutsal sayılan Haydar, Munzur, Düzgün, Sarısaltık isimleri veriliyor. Böylelikle iletişim daha rahat sağlanmaya çalışılıyor" dedi. Bugün Dêrsim'de aynı zamanda Cemaat'in okulları, dersaneleri ve öğrenci evlerinin olduğunu ifade eden Özcan, cemaatin özellikle Dêrsim'de açılan üniversite ve kolej ile daha çok yayılma alanı bulduğunu sözlerine ekledi.


ÖNDER ELALDI