Festival alanı Munzur’un kenarına kurulmuş bir panayır güzelliğinde.

Nereye baksan Dersim’i hatırlatan bir güzelik karşında duruyor adeta. Her şey erkanına göre ayarlanmış.Uzak yoldan geldiğimiz için sabahın erken saatlerinde festivalin yapılacağı alanda görevlilerin haricinde kimse yok. Arabanın park edileceği yeri bize gösteren kadın arkadaşın ciddiyeti gözlerinde okunuyor. Daha arabayı park etmeden şivesinden Dersimli olduğu anlaşılan orta yaşlı biri “Bavo park parası” diye bize fiş uzatıyor. Girişte Dersimspor’un formasını giymiş bir grup genç kadının güvenlikten sorumlu olduğunu ve kapıda kontroller yaptığını görüyoruz. Ama çoğu cep telefonlarıyla oynamayı tercih ediyor.

Festival alanı HDP’nin renk renk bayrakları ve flamaları ile süslenmiş. Hangi yöne baksak bir şehidin gözleriyle karşı karşıya geliyoruz. Şengê ana rengarenk elbiseleriyle bilinmeyen bir çağdan gelmişçesine çıkıyor karşımıza. Her zamanki gibi endamı, güzelliği ve asil duruşuyla gülümsüyor bizlere. Çektiği acılar ona granitten bir kaya kadar direnç ve asalet vermiş. Gittiğimiz her stantta istisnasız bize yemek vermek istiyorlar. Resim çalışmalarının sergilendiği çadırın önünde kurulan meyve standının o kadar albenisi var ki; insanın saatlerce bakası geliyor. Yılların emektarı Tiyatro Sanatçısı Amele Can, her zamanki gibi erkenden gelmiş alana. Yaptığı rölyef çalışmalarını insanlara tanıtıyor. Amele, sadece İshak Paşa Sarayı için 50 bin parçayı birleştirdiğini söylüyor.

Xalis muxlîs Dersim karpuzudur

İlerleyen saatler, festival alanını gönül pazarına çeviriyor. Yılardır görüşmeyenler birbirlerini özlemle hasretle kucaklıyor. Sohbetler, nazlar, sitemler birbirine karışıyor. Dersim insanının sofrası da gönlü gibi geniş. Kan ter içinde görevimizi yaparken yer sofrasına oturmuş Dersimlilerin mihmanı oluyoruz bazen. Bir iki lokmadan sonra tekrar iş başı yapıyoruz. Gazetenin merkezinde çalışan arkadaşların hepsi orada hazır ve nazır. Büyük bir özlemle sarılıyoruz. Buluşmanın şerefine gücümüz ancak karpuz kesmeye yetiyor. ‘Diyarbakır Karpuzu mu?’ diye takılıyorlar. ‘Yok’ diyorum ‘bu xalis muxlîs Dersim karpuzudur.’ Başta da belirttiğimiz gibi havanın güzel olması dolayısıyla bir panayır havası var. Kurulan taburelerden ziyade insanlar yerde oturup sohbet etmeyi tercih ediyor.

Bir baba-oğul hikayesi

Dersim insanın kendisine özgün çok hoş bir siyaset tartışması var. Belki de Dersim’in siyaseten bu kadar zengin olmasının sebebi bu. Dersim’de her türlü siyaset ile karşılaşmak mümkün. Muhaliflik, muhalif olma Dersim insanının kanında var sanki. Bu muhaliflik zamanla Dersim’de nitelikli bir tartışmanın temellerini de atmış. Dersim-Ovacıklı olduğunu söyleyen Kamil amca ‘buna Zaza inadı diyorlar’ diyor. Ve bununla ilgili kısa bir mesel anlatıyor bize: “Babasının ak dediğine kara diyen bir genç varmış Dersim’de. Babası ne derse o tersini yapıyormuş. Bir gün değirmenden gelirken derenin tam ortasında katırın yükünün eğik olduğunu görmüş baba. İçinden ben şimdi oğluma desem ki git yükünü düzelt o da bana inat olsun diye gider bütün yükü suyun içine atar diye düşünür. Demiş en iyisi ben tam tersini söyliyeyim ki gitsin düzeltsin. ‘Oğlum git katırın yükünü suyun içine boşalt.’ Delikanlı da içinden ‘yahu ben yıllar yılı bu gariban babamı üzdüm, onu kırdım. Bari bu sefer dediğini yapayım’ der ve gider bütün yükü suyun ortasına boşaltır.”

‘Bunca mazlumun ahını almak öyle kolay mı?’

24 Haziran seçimi, toplumun her kesimine sirayet eder de Dersim insanına etmez mi? Konuştuğumuz birçok insan Dersim’de 2’de 2 yapacaklarını belirtiyor. Onlardan biri Mustafa Taşçı. Kürtlerle Alevilerin ittifakının sadece seçimle sınırlı olmaması gerektiğini dile getiren Taşçı, yıllardır siyasetin içinde olduğunu söylüyor ve bu defa ‘kesinlikle çok umutlu’ özellikle belirtiyor. ‘Neden?’ diye soruyoruz. Tanıdığım birçok Türk arkadaş bu sefer oylarını HDP’ye vereceklerini belirtiyor: “Oysa ki çoğu AKP veya MHP kökenli. MHP’nin AKP’nin dümenine girmesinden sonra milliyetçi kesimde kırılma var. Bu da mutlaka seçimlere yansıyacak. Bunca mazlumun ahını almak öyle kolay mı?” diyor.

‘Biz artık ondan boşandık’

Elif Ana, dünyalar güzeli Dersimli bir ana. Sahnede haber hazırlarken sohbet etme imkanı buluyoruz. O da ailesi ile beraber uzun yıllar CHP’ye oy vermiş ancak 3-4 yıldır HDP’ye oy veriyorlar. CHP tarafından uzun yıllar aldatıldıklarını belirterek, “Hani solculuk bizim kanımızda var ya. CHP uzun yıllar bize namus belası oldu. Ama biz artık ondan boşandık” diyor.

Güneşin sıcaklığına dostluğun sıcaklığı karıştı

Varvara ekibiyle fotoğraf çekmek isteyince şakayla karışık bize “10 Euro verseniz çektiririz” diyorlar. Türk parası versek olmaz mı diyoruz. “Euro heval, Türk parasında değer mi bıraktılar” diyor. Anı ölümsüzleştirmek için hatıra fotoğrafı çekerken Ramazan arkadaşın ekibin peşinden ayrılmadığını görüyoruz. ‘Hayırdır heval sende mi ekibe katılacaksın’ diyerek takılıyoruz.

Nereye baksak dost yüzler ve dost gülücüklerle karşılaşıyoruz. Kaç saatlik yol yorgunluğunu çoktan unutmuşum. Yelda Abbasî’nin sesi ile bir anda Horasan dağlarına gidiyorum sanki. Tanrım diyorum bir ses bu kadar mı güzel, duru ve naif olabilir. Güneşin sıcaklığına dostluğun sıcaklığı karışıyor. Semah ve halay birbirine karışıyor. Türkler, Aleviler, Kürtler, Almanlar kol kola kardeşliğin halayını ha bire büyütüyor. Afrikalı siyah bir elle Dersimli terli bir el halayda birbirine kenetleniyor. Güneş yukarıda semaha durmuş gibi apaydınlık. Her şey o kadar güzel ki!

Saatlerin nasıl gelip geçtiğinden haberimiz yok. Akşama doğru yol hazırlığına giriyoruz. Gittiğimiz yol ‘Hak Yolu’ olduktan sonra uzaklığın yakınlığın ne önemi var ki. İstikamet Hamburg. Yola koyuluyoruz...