Ancak İran Devrimi ile birlikte rejim baskıları artar, Afriyana köyü de boşaltılır. Ferzad da böylece ufak yaşlarda, dünyaya geldiği topraklardan sürülür. İran halklarının devriminin başlaması ve buna paralel Kürt halkı üzerindeki baskılar ile birlikte rejimin siyaseti de İran’ın bütün bölgeleri üzerinde etkide bulunur. Bu arada pêşmergelerle devlet güçleri arasındaki çatışmalar da etkisini tüm Kurdistan üzerinde gösteriyordu. Ferzad böylece küçük yaşlarda kanlı çatışmalar, top, tüfek ve bomba seslerine aşina oldu ama aynı zamanda Kürt halkının olağanüstü yaşamına, baskı ve sürgünlere tanıklık etti. O dönemlerde ablası Nesrîn, eşi ile beraber Tahran’da Kürt hareketi için ilegal faaliyet yürütüyordu. Çok zaman geçmeden eniştesi gözaltına alındıktan sonra tutuklu olarak Evin zindanına atılır. Nesrîn, eşinin kızkardeşi ile birlikte bu zindanın önünde yargısız bir şekilde kurşunlanır.
Ferzad ilk ve orta öğrenimini Kamyaran’da görür. Aynı yıllara denk düşen Halepçe katliamı döneminde, babası sınır üzerindeki işleri esnasında kimyasal gazlardan etkilenir ve birkaç ay sonra da bunun sonucu olarak hayatını kaybeder. Babasının ölümünden sonra 12 yaşındaki Ferzad, ailesinin geçimine katkı sunmak zorunda kalır, bu yüzden bir yanda okula gider, bir yanda da meyve-sebze seyyar satıcılığı başta olmak üzere çeşitli işlerde çalışıp para kazanır.
Lise eğitimini tamamladıktan sonra eğitim fakültesine geçer. Farklı ve özgürlükçü düşüncelerinden dolayı, öğretmenlik diplomasını yüksek öğrenimini bitirdikten ancak iki yıl sonra alabilir. Köylerde öğretmenlik yaparken, bir yanda da yüksek lisans eğitimini alır. Her fırsatta, hayatını çocuklara, özellikle de ulusal, kültürel ve insani bir yaşamdan mahrum edilen Kürt çocuklarına adamaktan büyük mutluluk duyduğunu dile getirir. 4 yıl boyu Kamyaran’ın köylerinde öğretmenlik yaptıktan sonra Sine’deki Peyama Nûr üniversitesindeki yüksek lisans eğitimine ağırlık verir. Lisans eğitimini tamamladıktan sonra tekrar Kamyaran’a dönüp, öğretmenliğe kaldığı yerden devam eder.
Öte yandan hayatı öğretmenlik ve eğitim ile sınırlı değil. Aynı zamanda Kamyaran Öğretmenler Birliği’nin yönetim kurulunda, aylık ‘Rûyan’ dergisinin yayın kurulunda ve doğal yaşamı koruma derneği ‘Ask’ın yönetim kurulunda yer alır. Ayrıca Kürdistan İnsan Hakları Derneği’nin de aktif üyesi olarak görevlerini hiç aksatmadan yerine getirir.
Doğu Kürdistan’da yayın yapan birçok dergi, gazete ve farklı yayınlarda Ferzad’ın yazılarına yer verilir. Özellikle edebiyat ve resme ilgisi büyük. Kendi inisiyatifiyle Kamyaran’da çocuk resim sergisini düzenleyen Ferzad -ki, bu Kamyaran tarihindeki ilk çocuk resim sergisidir-, Halepçe katliamını konu alan bir sergide kendi resimlerini sergiler. Buna benzer birçok çalışma gerçekleştirir. Bu aktifliği devletin dikkatini çeker, zaman zaman İran rejiminin baskılarıyla karşı karşıya kalır. Yine okul idaresi tarafından da çok defa uyarılır ve tehdit edilir.
Ağustos 2006’da hasta olan bir kardeşinin tedavisi için Tahran’a gittiğinde bir komplo sonucu, ‘Tahran’a silahlı eylem yapmak için geldiği’ iddiasıyla gözaltına alındıktan sonra tutuklanır. Tam 33 ay boyunca Sine, Evin ve Recayişehr zindanlarında korkunç işkencelere maruz kalır. Fakat Ferzad, yaşadığı insanlıkdışı uygulamalara rağmen kendisine dayatılan itirafları yapmaz. Henüz çocuk yaşlarından itibaren rejime karşı duruşuyla tanınan Ferzad, zindanlarda da her şeye rağmen duruşundan ödün vermez. Daha sonra, şöyle der: “Bizim davamız siyasidir, öyle hukuki filan değil. Onlar gibi konuşmadığımız ve haklarımızı istediğimiz için bizi terörist olarak isimlendiriyorlar.”
Cezaevinde de imkanlar çerçevesinde çalışmalarını sürdürür, zindandaki tutsaklara kendi davasını anlatıp tanıtmaya çalışır. Kürt, Fars, Azeri, Beluci ve diğer halkların kardeşliğinin önemini yılmladan ve korkmadan sürekli anlatır, içeriden dışarıya bilgi gönderir ve aynı şekilde dışarıda olup bitenler konusunda bilgilenir. Beraber kaldığı tutuklulara direnmenin, teslim olmamanın anlam ve önemini sadece sözle değil, göstermiş olduğu direnişle de kanıtlar. Recayişehr zindanındayken, içeriden topladığı ve dışarıdan getirttiği 2 bin 500 kitaptan muazzam bir kütüphane oluşturur. Yanında kalan tutuklulara örnek bir kişilik olur, madde bağımlılığı gibi kötü alışkanlıkları olanlara içerdeyken yardımcı olur, onların topluma yararlı bireyler haline gelmesi, siyasi bir bilince sahip olması için yorulmadan uğraşır. Bu şekilde cezaevlerinde tanıştığı herkesin gönlünde taht kurar.
Dosyasında elle tutulur hiçbir kanıt olmadığı halde, 2007’nin Haziran ayında Tahran Devrim Mahkemesi’nin 30’uncu Dairesi tarafından ‘PKK ve PJAK üyeliği’ iddiasıyla yedi dakika süren formalite bir duruşmada idama mahkum edilir. Birçok ulusal ve uluslararası insan hakları kuruluşunun protesto ve kınamalarına rağmen idam kararı İran Yüksek Mahkemesi’nce de onaylanır. Ferzad Kemanger, Ferhad Wekîlî, Elî Heyderiyan, Şirîn Elemhulî ve Mehdî Îslamiyan ile birlikte 9 Mayıs 2010’da Evin zindanında idam edilir.

Zindandan gönderilen mektupları

Öğretmen ve insan hakları savunucusu Ferzad Kemanger, zindandayken çeşitli vesilelerle birçok yazı kaleme alarak dışarıya ulaştırdı. Hatta denebilir ki, İran, Kürdistan ve birçok diğer ülkedeki insan hakları örgütleri Ferzad’ı yazdığı mektuplarla tanıdı. İşkence ve ağır zindan şartları altında yazdığı mektup ve günlükleri Ferzad’ın adını Kürdistan’ın çok ötesine yaydı. Mektup, makale ve günlüklerinde çocuklara olan sevgisini, halkına ve İran’daki diğer topluluklara olan ilgi, sevgi ve bağlılığını, özgürlüğe olan tutkusunu, adalet ve eşitliğe verdiği önemi edebi ve şairane bir dille anlatır. Yazılarında acılı ve ağır şartlar altında yaşayan bir öğretmen olarak halkın gerçekliği ve hakları için mücadele etmenin ne denli acil olduğunu sade ve edebi, ama bir o kadar da çarpıcı bir dille yazar. Onun mektup ve günlükleri bir bakıma halkların ve bireylerin özgürlüğüne olan sevdasının kendi duygu ve düşüncelerinde bir manifestoya dönüşmesidir. Yazılarında kullandığı birçok kavram ve cümle bize ulusal kahraman Mazlum Doğan’ın ‘Berxwedan Jiyanê’ kitabında toplanan yazılarını anımsatır. 
Mektuplarında bizi Şaho dağının en ücra köylerine, Qandîl’in ta zirvelerine, Kirmanşan’ın renkli sokaklarına, Xoy, Kerec ve Evin zindanlarının en yalnız hücrelerine götürür. Çocukların unutulmaz gülüşlerinin yanı sıra gözlerindeki hüznü, annelerin tarif edilemez acılı hawar’ı ve gözyaşlarını, özgürlük savaşçılarının olağanüstü direnişlerini kendi edebi ve etkili uslubuyla nakşeder mektuplarına. O mektuplarla gözlerimizin önüne serer İbrahîm Lotfullahî, Nadir ve Kiyumers Mihemedî, Hesen Hikmet Demîr’i; o kahramanlara yaşatılan eziyetlerden dolayı bizi hüngür hügür ağlatır ve de aynı zamanda onların şahsında bize umudu aşılar, direniş gücünü verir...
Mektuplarını okuduğumuzda Ferzad’ın hemen bir anda bir kararla öğretmen olmadığını, büyük çaba, emek, bilgi, sevgi ve direnişlerin onu o seviyeye getirdiğini, iliklerine kadar insan - özellikle de çocuk - sevgisiyle yoğurulduğunu, büyük bi insanlık felsefesini kendisine yol ve yaşam biçimi haline getirdiğini anlarız… Sadece kendi halkının değil, aynı zamanda diğer halkların da yaşam, kültür ve tarihlerine çok büyük ilgi duyduğunu yaptığı çeşitli toplumsal ve düşünsel analizlerde görmek mümkün. O’un için her şeyden daha önemli olan insandır. Eğer en ağır işkence şartlarında bir an olsun insanlık değerlerini savunmaktan geri durmamışsa, bu insan sevgisindendir. Bu sevgi O’nu kendi halkının da özgürce, insanca yaşamının yılmaz savunucusu yaptı. Öylesine cesurdu ki, Sokrates misali gerçekleri savunmayı nefes alıp vermekten de önemli görür. Yaşamının son nefesine kadar hakikate olan bağlılığından ödün vermez.
İran siyasi tarihi, birçok yazar, öğretmen, gazeteci, insan hakları savunucusu, bilim insanı ve devrimcinin direnişlerine ve aynı zamanda - işkence yoluyla olsun, farklı biçimlerde olsun - ortadan kaldırılmalarına, katledilmelerine tanıklık etmiştir. Fakat bunların en acımasızı olarak, 1979’da Doğu Kürdistan’ın Sine ve Kirmanşan kentlerindeki katliamlar derinden, silinmez bir şekilde hafızalara kazıldı. O katliamda Kürt öğretmen Hurmuz Gurcî Beyanî, 10 meslektaşıyla beraber Kirmanşan’ın Dizel Abad zindanında idam edildi. Bu idamlar bir bakıma Azeri öğretmen Semed Bêhrengi’nin 1967’deki kuşkulu ölümünün bir devamı, insan hakları savunucularına karşı sistemli bir yok etme politikasının en belirgin bir ispatı niteliğinde. Kürdistan, İran veya dünyanın herhangi bir yerinde yaşanan direnişler birçok defa bize, hiçbir diktatörün baskı, işkence ve katliamlarla insan haklarını savunmak üzere yola çıkanlara yıldıramayacağını, o direnişçilere boyun eğdirilemeyeceğini yine ispat etmiştir.
Mamoste ve büyük direnişçi Ferzad Kemanger ve arkadaşları da İran rejiminin karanlık zindanlarında bu gerçeğin amansız savunucuları oldu. Onlar, destansı direnişleri, onurlu tutumlarıyla siyasi tutsaklar tarihinde İran ve Doğu Kürdistan’da 21 yüzyılın başındaki direnişin öncüleri oldu.

Kürtçe’den çeviren: MAZHAR GÜNBAT