"Dersîm'in kayıp kızları" belgeselinin yönetmeni Nezahat Gündoğan, kamerasını bu kez Dersîm'in kayıp kızlarından Emoş Gülver'e çevirdi. Yönetmen, "Hay Way Zaman" isimli belgeseliyle, katliamdan sağ kurtulan, tüm ailesini kaybettiğini düşünen ve ömrünü ağabeyinin kan kokusuyla geçiren Emoş Gülver'in hikâyesini dinlemeye ve onunla yüzleşmeye çağırıyor.
1938 Dersîm Katliamı'nın ardından binlerce insanın kurşuna dizilmesi, dipçikle öldürülmesi, kayalıklardan Munzur'a atılarak katledilmesi anlatıldı, yazıldı. Bu katliamın üzerinde en çok konuşulan yönlerinden biri ise "kılıç artıkları" olarak adlandırılan Dersîm'in kayıp kızları oldu. Katliam sırasında birçoğu askerler tarafından ailelerinden zorla alınıp yerlerinden yurtlarından ayrı, başka bir dil ve kültürle yetiştirilen bu kayıp kızların hikayesi, yönetmen Nezahat Gündoğan'ın "İki tutam saç, Dersîm'in Kayıp kızları" belgeseliyle daha çok konuşuldu. Yönetmen Gündoğan, bu belgeselin devamı niteliğinde bu kez kamerasını bu kayıp kızlardan Emoş Gülver'in öyküsüne çevirip, aktardı. Gündoğan, "Hay way zaman" isimli yeni belgeseli ile hem Gülver'in topraklarına dönüşünü hem de katliama katılan askerlerin itiraflarını izleyicilere taşıyor. "Dersîmin kayıp kızları"nın öykülerini anlatmaya gönül veren yönetmen Nezahat Gündoğan, projenin öyküsüne ve yaşattıklarına ilişkin soruları yanıtladı.

"Hay way zaman" isimli belgeseliniz "Dersîmin kayıp kızları"nın bir devamı niteliğini taşıyor. Bu öykü ilk belgeselin ardından size ulaşan öykülerden biri mi? Öykünün belgeselini yapmaya nasıl karar verdiniz?

"Hay way zaman" belgesel filmi belirttiğiniz gibi "Dersîm'in kayıp kızları"nın devamı, teması ise hafıza ve itiraf, yüzleşme temasını işliyor. Film, Emoş Gülver'in (gerçek adı Elif) kızı ile Dersîm'e, köklerine yolculuğu ile geçmişin kilidi açılırken harekâta katılan askerlerin itiraf ve yüzleşmesiyle aslında travmanın toplumun geniş kesimine nasıl nüfus ettiğini gösteriyor.
Bu öykü, "Dersîm'in kayıp kızları" araştırmamızın basında yer alması ve geniş yankı uyandırmasından sonra bize ulaştı. 2011 yılında tanıştık Emoş Gülver'le. Hastaneye gittiğinde kimlik kaydını yapan görevli, Emoş Gülver'in doğum yerinin "Deşt" olduğunu görünce sohbet ediyor. Kendisi de Dersîmli olduğu için "Deşt" özel dikkatini çekiyor. Onun da Dersîm'in kayıp kızlarından olabileceğini düşünüp, duyarlılık gösterip bizim iletişim bilgilerimizi araştırıyor. Bu filmin arka planındaki öyküsü böyle başladı. Emoş Gülver ve kızı Serpil ile görüşmeye başladık. Gördük ki, gerçekten köklerinden koparılmış bir yaşlı kadınla karşı karşıyayız. Ailesinden geriye kimse kalmamış ama biz yakın akrabaları olabileceği düşüncesiyle araştırmaya başladık. Altı ay gibi araştırma sürecinden sonra amcaoğlu olabileceğini tahmin ettiğimiz bir kişinin yaşadığını söyledik. Çok heyecanlandılar. Onlara Dersîm'e gitmeyi, amcaoğlu olduğunu tahmin ettiğimiz kişiyle görüşmeyi teklif ettik. Tüm bu süreci ise belgelemek istiyorduk. Filmi yapmaya karar verene kadar hatta kurgu sürecinde çok çelişkiler, alt üst oluşlar yaşadılar. Bunu tüm yaşadıkları ve sonuçlarıyla birlikte değerlendirdiğimizde normal karşıladık. Filmi yapmayı da çok istiyorduk. Çünkü filmin süreci aslında onların iyileşme süreci olacaktı. Öyle de oldu. İlk filmle Dersîm Katliamı'nı ve köklerinden koparılan kızlar gerçeğini görünür kılmayı amaçlıyorduk. Bu filmle de toplumsal yüzleşme ve hesaplaşma sürecine katkı sunmayı umut ediyoruz. Aslında geçmişi kilitleyen sadece Emoş Gülver ve ailesi değil, toplumun tümü. Bu geçmiş açılmadığı, tartışılmadığı ve anlaşılmadığı sürece bugün yaşananların anlamak da mümkün değil.

Bu öyküde sizi en çok zorlayan/ duygulandıran anı anlatabilir misiniz?

Hala filmi izlerken, hatta kurgu da bile Emoş Gülver'in hafızasında en derin etki yaratan şeyin ölen abisinin kan kokusu olduğunu dinlemek çok sarsıyor. Düşünün ki, anne babanızın adını hatırlamayacaksınız, kendi adınızı, dilinizi hatırlamayacaksınız ama ağabeyinizin kan kokusu bütün yaşamınız boyunca üzerinize sinecek. Birlikte yaşamak zorundasınız. Filmde birçok bölüm var beni etkileyen ama sorduğunuz için bunu belirteyim. Her izleyen çok farklı yanlarını görüp yorum yapıyor, ben de izleyicilerin yorumlarını ve onlar üzerindeki etkilerini merak ediyorum.

Projenin devamı gelecek mi?

Dersîm'in kayıp kızları konusu değil ama, Dersîm ve Dersîmli Ermeniler üzerine çalışıyoruz. Dersîm'in kadim halklarından olan Ermenilerin 38'de yaşadıklarına pencere açmak gerekiyor. Kazım Gündoğan ile birlikte yaptığımız bu çalışmayı insani ödev olarak görüyoruz. Onlara kamerayı çevirmezsek Dersîm'i eksik anlatmış oluruz.

Belgesele dair bir gösterim programı var mı?

Film, bugüne kadar festivallerde, özel gösterimlerde izleyiciyle buluştu ve devam ediyor. Önümüzdeki günlerde Ermenistan'da, Kıbrıs'ta festival izleyicisiyle buluşacak. 30 Ekim'de de Emoş Gülver ve ailesinin katılacağı Dersîm galasını yapacağız. Başka sinema dağıtımı kapsamında 17 Ekim'den itibaren 8 il, 11 sinemada gösteriliyor. Filmin daha geniş izleyiciye ulaşması önemli. Sinema ve sanatın toplusal dönüşüm ve sorgulamada önemli bir misyonu olduğunu düşünüyorum.

50.Altın Portakal Film Festivali'nde Jüri Özel Ödülü aldı belgesel. Bunun dışında şu ana kadar ne tarz tepkiler aldınız?

Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festival'inde de yaptığım filmlerden dolayı Bilge Olgaç Başarı Ödülü'ne layık görüldüm. Bu ödüllerin toplumsal yüzleşme ve sizin acılarınız hissediyoruz, yapılanları kabul etmiyoruz anlamı taşıması açısından büyük önemi var. Gerek özel gösterim gerekse festivallerde film sonrası söyleşilerde -ki, çok geniş yelpazeden bir izleyici profili oluyor- çok olumlu tepkiler alıyoruz. Bir Türk olarak özür dileyenler, 'biz böyle bilmiyorduk' diyenler, 'benim de annem Dersîm'in kayıp kızlarından' ya da 'bizim evimizde de Dersîm'in kızlarından varmış' diyenler.  Tam anlamıyla iyileşme ortamları oluyor bu ortamlar. Toplum olarak iyileşiyoruz. Acılarımızı anlattıkça, önceki kuşakların suçlarını paylaştıkça omuzlardaki yük hafifliyor ve yüzleşiyoruz. Toplumda böyle atmosfer yakaladıkça siyasi erki elinde bulunduranlara da adım atmak zorunda kalır. Toplum isterse ve bunun için mücadele ederse onlar da özür dilemek ve Dersîm katliamı, soykırımı için talep edilenleri yapmak zorunda kalırlar.


DİCLE MÜFTÜOÐLU/DİHA/AMED