
Dêrsim Soykırımının bilince çıkarılması ve kınanması önemlidir. Dêrsim Soykırımı bilince çıkarılırsa Dêrsimlilerin mücadelesi de yükselir. Soykırımın bilince çıkarılması, Dêrsim’in nasıl özgür ve demokratik olacağını da ortaya koyar. Çünkü Dêrsim Soykırımını bilince çıkartmak, soykırımın neden yapıldığını anlamaktır. Bu anlaşıldığında soykırıma da soykırımı yapanlara da öfke duyuluyor; Dêrsim’i ve tüm Kürdistan’ı özgürleştirme bilinci ve mücadelesi gelişir. Eğer bugün bir kısım Dêrsimli de 1938 soykırımına, dolayısıyla devlete bir öfke yoksa, hatta devlet partisi olan CHP’nin kuyruğuna takılma varsa, bunun nedeni, Dêrsim Soykırımının bilince çıkarılmaması ve tam anlaşılmamasıdır.
Aslında bu tür düşünenlere kızmak bir şey değiştirmez. Bunlara kızmak yerine, soykırımı anlama ve devlete öfke duymayı sağlatan bir bilinci geliştirme çabası başlangıç olmalıdır. Çünkü soykırım zaten bu tür kişiliklerden oluşan bir toplum yaratmak için gerçekleştirilmişti. Bu açıdan bu tür kişi ve çevreleri aydınlatma ve bilinçlendirme çalışmaları daha anlamlıdır. Dêrsim Soykırımını bilince çıkartma çalışması yapmak başta Dêrsimliler olmak üzere Türkiye halklarını ve dünyayı bu konuda aydınlatmak önemlidir.
Dêrsim’de gerçekleşen bir katliam değil, soykırımdır. Soykırım amacıyla katliamlar yapılmıştır. Bir kısmı fiziki olarak ortadan kaldırılırken, kalanlar da kültürel olarak yok edilmek istenmiştir. Bu konuda da önemli bir başarı elde edilmiştir. Kuşkusuz beyaz soykırım başarısı da 1938’deki fiziki soykırım üzerinde şekillendirilmiştir.
Dêrsim’de hem Kürtlük hem de Alevilik yok edilmek istenmiştir. Dêrsim’le ilgili yazılmış raporlar, verilmiş genelgeler ve yapılan yazışmalar kesinlikle bir soykırım planlaması ve talimatlarını içermektedir. Dêrsim’in topluca imha edilmesi ve ortadan kaldırılması hedeflenmiştir. Bu uygulamaların tümü uluslararası alanda kabul edilmiş soykırım ölçülerine uymaktadır. Bir kısım Dêrsimlinin fiziki olarak soykırıma uğramaması bu gerçekliği değiştirmez. Ermeni ve Yahudilerin de bir kısmı fiziki olarak ortadan kaldırılamamıştır. Fiziki soykırımdan kurtulmuş Ermeniler kültürel soykırıma uğramamış, aksine soykırım gerçeğinin bilincine vararak soykırım yapan güçlere karşı bir tutum ve mücadele içinde olmuşlardır. Bu açıdan Dêrsim’de yaşananlar Yahudi ve Ermenilere yönelik gerçekleştirilen soykırımdan daha fazla soykırımdır. Dêrsimliler kadar yurtlarından göçertilen bir topluluk yoktur. Tüm bunlar yetmezmiş gibi şimdi de barajlarla Dêrsim’in coğrafyası ve kültürel değerleri de ortadan kaldırılarak tam anlamıyla bir “kök kazıma harekatı” yürütülmektedir. Fiziki ve kültürel soykırımla tamamlayamadıklarını şimdi ise kalkınma örtüsü altında tamamlamak istenmektedir. 1937-38 soykırımı uygarlık adına yapılırken, şimdi ise kalkınma adına yapılmaktadır.
Dêrsim’de yaşanan bir isyan olmadığı gibi, sadece katliamla da açıklanamaz. Dêrsim’de kesinlikle bir soykırım gerçekleştirilmiştir. Nasıl ki Amerika’da Kızılderililer uygarlık adına soykırıma uğratılmışsa, Dêrsimliler daha bilinçli bir biçimde soykırıma uğratılmışlardır. Dêrsimliler hem kültürel olarak, hem inanç olarak, hem de yaşam tarzı olarak Türkiye’deki inanç ve kültürel değerlerden daha toplumcu ve demokratik olduğu halde Dêrsimlileri barbar, kendilerini ise uygar göstermişlerdir. Soykırıma böylece meşruiyet kazandırmışlardır. Nasıl ki zalim imparatorluklar kendilerini uygar, sömürü, baskı ve zulüm tanımayan özgür ruhlu etnik toplulukları barbar göstermişse, Türk devleti de bu zalim imparatorluklar, krallıklar, padişahlıklar, han ve Çarlar peşinden giderek özgür ruhlu Dêrsimlileri uygarlaştırılması gereken barbarlar olarak tanıtmıştır. Şimdi iyi öğreniyoruz ki asıl “barbarlar” bu özgür ruhlu toplulukları köle yapmak isteyen devlet ve imparatorluklardır.
Dêrsim gerçeği ve yaşanan soykırımı farklı gösterenlere karşı en başta da bir düşünsel mücadele vermek gerekmektedir. Çünkü Türk devleti ve bazı işbirlikçi Dêrsimliler tarafından bir ideolojik saldırı ve hakimiyet kurma çabası vardır. Bu saldırılarla yanlış yargı ve algılar oluşturulmuştur. Dêrsim Soykırımından sonra ilk oluşturulmak istenen yargı, Dêrsimlilerin Kürt olmadığı yönündedir. Kürt halkının özgürlük mücadelesi gelişince bu defa “Biz Zazayız” denilerek Dêrsimliler Kürt kimliğinden soyutlanmak istenmektedir. Kirmançkî kimliğiyle Kurmanc kimliği karşı karşıya konulmaktadır. Sanki Kirmançkî olunduğunda Kürt olunmayacağı gibi bir yanılgı ve yanılsama yaratma çabası vardır. Bu da Dêrsim üzerinde oynanan oyunların ve soykırım politikalarının bugünkü dili olmaktadır. Bu zihniyet sahipleri tabii ki Dêrsim’in Kurmançlarını da başka söylem ve yöntemlerle Kürtlükten koparmaya çalışmaktadır. Dêrsim, Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti tarafından da, dış dünya tarafından da hep Kürt olarak tanımlanırken, şimdi Dêrsimliler Kürt değildir biçiminde bir teori üretmek kesinlikle fiziki ve kültürel soykırım politikasının devamıdır.
Kaldı ki bu tartışma bir yönüyle anlamsızdır. Önemli olan, Dêrsim’in Kirmançkî ve Kurmancî konuşan topluluğun dilinin ve kültürünün yeniden canlandırılmasıdır. Yok olmaya yüz tutan Kirmançkînin eğitim dili haline getirilmesidir. Yine Dêrsim’in Alevi inancının olduğu gibi kabul edilmesi ve korunmasıdır. Bu iki kimlik korunup ve kendi kendini yönetmesi olan demokratik özerklik kabul edilirse sorun çözülür. O zaman Dêrsimliler kim olduklarını kendileri özgürce ifade ederler. Demokratik ve özgür ortamda Dêrsimliler kendilerini nasıl tanımlarsa gerçeklik odur. O zaman etnik ve Alevi kimliklerini özgürce ve olduğu gibi yaşarlar. Önemli olan, Dêrsim’in özgür olmasıdır. Bu da ancak Dêrsim’in özerk ve demokratik olmasıyla mümkün olur.
Dêrsimliler mutlaka soykırımı gündemleştirmelidirler. Soykırımın Türkiye ve dünya tarafından kabul edilmesi için çalışmalıdırlar. Bunun için özel çalışma grupları oluşturmalıdırlar. Bu konuda güçlü araştırma ve inceleme yapılmalıdır. Tüm belgeler toplanıp gereken yerlere başvurmalıdırlar. Dêrsim’de gerçekleşenin soykırım olduğuna dair belge çoktur. Katliamdan kurtulanların söyledikleri bile başlı başına yapılanın soykırım olduğunu kanıtlamaktadır.
Dêrsim, Kürdistan’ın özgür bir coğrafyası, kültür ve kimliğidir. Bu nedenle Dêrsim ayrı ve özgün yönüyle ele alındığında Dêrsim’e yönelik bir soykırımın var olduğu açıkça görülür. Dêrsim’i tek başına bir birim, bir kültür ve coğrafya olarak ele aldığımızda yapılan soykırım dışında başka bir tanımla açıklanamaz.
Dêrsim tamamen Türkleştirilmek istenmiştir. Kimliği ve kültürü farklı olan bir toplum fiziki ve kültürel olarak ortadan kaldırılmak istenmişse buna soykırım değil de ne denir? Türkleştirmek soykırım değil de nedir? Hala Dêrsim Türkleştirilmek isteniyor ve Türk olarak tanımlanıyorsa bu çok açık soykırım zihniyeti ve uygulamasıdır.
Geçen gün bir televizyon kanalında Metin Kahraman’ın Dêrsim’de asimilasyon yoktur demesini şaşırarak izledim. Bu adam aklını ekmek peynirle mi yemiş diye düşündüm. Çünkü ileri sürdüğü gerekçelere bir çocuk bile inanmaz. Cemlerde kimi Türkçe deyişlerin okunması, Dêrsim Soykırımı öncesi özellikle aşiret ileri gelenlerinin bir kısmının Türkçe konuşması Dêrsimlilerin soykırıma uğratılmadığına dair bir veri olarak kullanılamaz. Söylediklerinden yola çıkarak 1938 sonrası asimilasyon olmamıştır, Türkçe de Dêrsimlilerin dilidir gibi şeyler söylemek, aslında 1938 soykırımının yarattığı bir kişilik olmaktadır. Kirmançkî diliyle güzel şarkılar söylemesi, bu konuda bazı iyi şeyler yapması bu gerçekliğini değiştirmez. Metin Kahraman’ın bu söylemi üzerinde durulması gerekir. Anlaşılıyor ki CHP etkisi böyle yansıyor; biz Kürt değiliz söylemi böyle kendini dışa vuruyor. Bu, aslında Dêrsim’deki soykırımı meşrulaştırmaktan başka bir anlam taşımaz. Çünkü bu soykırımın en temel amaçlarından biri Kirmançkî dilini ve bunun yarattığı kültürü ortadan kaldırmaktı. Dil sadece konuşma aracı değildir, bir kültür yaratımıdır. Dil; vurgusuyla, deyimleriyle ve birçok bakımdan farklılığıyla bir kültür yaratma eylemidir.
Gerçekten de Metin Kahraman’ın değerlendirmesi bir talihsizlik olmuştur. Ancak kabul edilmesi düşünülemez. Bu anlayışın reddedilmesi ve teşhir edilmesi gerekir. Dêrsim Soykırımını bilince çıkarma ve kabul ettirmenin bir gereği olarak da bu zihniyet ve tutumların teşhir edilmesi şarttır.