Dersim soykırımı TC tarihinin en karanlık sayfalarından birisidir. Öyle ki Dersim soykırımında pilot olarak görev yapan eski Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur 50 sene sonra yazdığı anılarında “Özür diliyorum, bu konuda bir şey yazamayacağım” demiştir. Bu konuda tek resmi belge o günün gazete haberleri ve İhsan Sabri Çağlayangil’in anılarıdır. Bu karanlık sayfa son yıllarda bazı araştırmacıların çabalarıyla ve Dersimlilerin düzenlediği konferans- festival ve anmalarla aydınlanmaya başlamıştır. Katliama ait birçok belge bulunmuş, katliamın hala yaşayan kurbanlarının anlatımları birçok gerçeği açığa çıkarmıştır. Uluslararası kamuoyuna da mal olmaya başlayan Dersim soykırımı gerçekliği artık yüzleşilmesi kaçınılmaz bir hale gelmiştir. Başbakan Erdoğan’ın bunu dile getirmesi, yarım ağızla da olsa özür dilemesi bu zorunluluğun bir sonucudur ve amacı-niyeti ne olursa olsun olumludur. Buradaki trajedi şudur:
Aylardır Kürt halkına karşı “Geçmişte görülmemiş bir kapsamda imha operasyonu” başlatmakla övünenlerin yani Dersim’den daha büyük bir soykırım yapacaklarını ilan edenlerin özür dilemesi ne anlama geliyor?
Kazan vadisinde kimyasal silahlarla yakılıp paramparça edilen gerillaların cenazeleri hala Malatya morgunda duruyor ve AKP hükümeti bu vahşeti gizliyor. Aylardır Dersim’den Qandil’e bütün Kürdistan sabahtan akşama bombalanıyor.
KCK operasyonları adı altında binlerce insan gözaltına alındı ve dört binden fazlası tutsak. Tutsak diyoruz çünkü çoğu daha kimlik tespiti bile yapılmadan bekliyor. Yani yargılama yok, adeta rehine olarak tutuluyorlar.
Kürt Halk Önderi Öcalan’ın hukuk dışı tecridi beşinci ayına girdi. Bir insan suçlu da olsa hükümlü de olsa ailesi ve avukatlarıyla görüşme hakkı vardır. Öcalan’ın temel hakları gasp edilmiştir. Açıkça hukuk dışı bir zulüm yapılmaktadır.
Erdoğan’ın Dersim özrünü coşkuyla karşılayan medya bu konularda tek söz etmemektedir. Geçmişte görülmemiş kapsamda bir Kürt soykırımını uygulayanların geçmişteki Dersim soykırımıyla yüzleşmesi ve özür dilemesi mümkün mü? Soykırım için özür dilemek laf arasında geçiştirmekle olmayacak kadar ciddi bir iştir. Soykırımın bütün ayrıntılarıyla ortaya çıkarılıp maddi ve manevi olarak tazmin edilmesini zorunlu kılar.
Dersim soykırımıyla ilgili bir diğer trajedi de Kılıçdaroğlu ve CHP’nin utanç verici tutumudur. Kendisi de Dersimli olan ve soykırımın acısını yaşayan bir aileden gelmesine rağmen Kılıçdaroğlu hala şaşkın bir ördek gibidir. Konuyu gündeme getiren kendi milletvekiline bile sahip çıkmamakta, Dersimlilerden özür dileyen Diyarbakır il başkanını görevden almaktadır. Oysa CHP hem geçmişteki Dersim soykırımının hem de bugün süregelen soykırımın hesabını sormak için ayağa kalkıp AKP ve Erdoğan’ın yakasına yapışabilirdi. CHP buna da muhalefet etmeyecekse neyin ana muhalefetidir, neyin sosyaldemokratıdır belli değil. Sanki hala 1930’ların tek parti iktidarı gibi... Onur Öymenlerin partisi gibi...
Dersim katliamına ilişkin olarak şunu da vurgulamak gerekir: Başbakan hem katliamı CHP’nin sırtına yıkıp Kılıçdaroğlu’nu köşeye sıkıştırmaya hem de bugün yaptığı kendi ifadeleriyle “En kapsamlı” soykırımı gizlemeye çalışıyor. Bazıları da “Soykırımı Atatürk-İnönü yapmadı, Bayar-Fevzi Çakmak yaptı” gibi saçmalıklarla klasik CHP-DP kavgasını sürdürmeye çalışıyorlar. Kimse halkı aptal yerine koymasın. Dersim soykırımını sıradan bir fail-i meçhul cinayet gibi kim yaptı-yapmadı derekesine düşürmek en başta Dersim kurbanlarına ve tüm halka hakarettir. O zaman zaten CHP tek partiydi ve devlet partisiydi. Öyle ki valiler aynı zamanda CHP il başkanıydı. Bayar da Menderes de başkaları da CHP’liydi. Dersim soykırımı TBMM tarafından çıkartılan Tunceli kanunuyla yıllarca hazırlığı yapılarak uygulanmış dört başı mamur bir devlet suçudur. Bu yasaya karşı çıkan olmuş mu? Dolayısıyla TBMM kararıyla ve devlet adına özür dilenir ve hukuki gerekleri yerine getirilirse bir anlam taşır. Gerisi sahtekarlıktan ve Kürtlerin ağır acılarını Kürtlere satmaktan başka bir şey değildir. Bu da Kürt pazarında alıcı bulamayacak olan bir müflis tüccarın son çırpınışları olacaktır.