Kasım ayı ile başlayan Dêrsim Soykırımı’na dair çeşitli etkinlikler devam ederken farklı partilerden siyasetçilerin açıklamaları da aynı şekilde sürüyor. Ancak, Dêrsim Soykırımı’nın devlet bazında halen resmi bir şekilde kabul edilip, özür dilenmemesi de oldukça manidar bir durumu arzediyor.
Türk televizyonlarında Dêrsim Soykırımı ile ilgili tartışma programları, Türk Cumhurbaşkanı R.Tayyip Erdoğan’ın yarım ağızla yaptığı ‘Dêrsim özürü’, Türk devlet yetkililerinin vicdani tutumlarından kaynaklanmıyor. Soykırımı uluslararası arenda tartışan, konferanslar düzenleyen ve hukuki boyutu için Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne başvuran kurumların yoğun çalışmaları sonucu ile bu gelişmeler sağlandı.
Soykırımın resmi olarak tanınması için büyük çabası olan kurumlardan biri de Dêrsim Soykırımı Karşıtı Derneği.  Avrupa’da çalışmalar yürüten Dêrsim Soykırımı Karşıtları Derneği Başkanı Ayfer Ber’le konuştuk.

Sayın Ber, siz senelerdir Almanya ve Avrupa’da Dêrsim Soykırımı’na dair derneğiniz vasıtasıyla çeşitli çalışmalar yürütüyorsunuz. Çalışmalarınızı anlatır mısınız?

Derneğimiz yasal olarak 2 yıldır var. 2 yıl boyunca da inisiyatif olarak çalışmalar yaptık. Kolay olmadı Dêrsim Soykırım Derneği’ni açmak. Bir kere soykırım sözcüğü nedeniyle, Alman devleti Türk devletini karşısına almak istemiyordu. İkincisi ise yapılan soykırımda özellikle Dêrsim halkına karşı gerçekleştirilen gaz bombalarının Almanya’nın sorumluluğununda olduğunu her platformda dile getiriyorduk. Ayrıca, 38’den sonra, Yahudi Soykırımı’nda da aynı gazlar kullanılmış. Atatürk Hitler’in esin kaynağı olmuştu Dêrsimlilere yaptığı zulümler dolayı.
Bizler de avukatlarımızın yoğun baskısı ve zorlamasıyla bundan 2 yıl önce kurumumuzu açtık. Kurumumuz daha çok Dêrsim’de 1937-38’den bugüne kadar işlenen suçlara karşı aktif çalışmalar yürütmektedir. Dêrsim davasını uluslararası platformlara taşımaya çalışan kurumumuz ve kardeş kurumumuz Dêrsimi Yeniden İnşaa Derneği ile önemli çalışmalar yürüttük. FEDA, NAV-DEM, Kurmeş Derneği gibi kurumların katkılarıyla uluslararası 5 konferans örgütlendi. Avrupa Parlamentosu’nda gerçekleşen konferanslarda Dêrsim Soykrımı’nı görünür, konuşulur düzeye getirdik. 2009 yılında yapılan Berlin Konferansı‘nda, Dêrsim’de bir soykırım yapıldığı dünya kamuoyuna deklere edildi.
Bunun yanı sıra 10 bin imza toplayarak 36 ülkenin parlamentosuna sunduk. 6 ülkeden olumlu cevaplar aldık. Alman federal hükümeti katliam olarak geçebileceğini bizlere iletti. Tüm bu resmi düzeydeki çalışmalarımız yanında soykırım panelleri, sokakta anmalar, geceler, film gösterimleriyle Dêrsim’i yıllardır anlatmaktayız.

Siz bu davayı Lahey’deki Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) taşıdınız. Bu çalışmalarınız hakkında bize neler söylemek istersiniz?

Amerikalı insan hakları savunucusu ve birçok uluslararası savaş suçu gibi davalara bakan Sayın Barry Fischer ve avukat Erdal Doğan davayı yürüttü. Dêrsim’de olayın tanıkları ile buluşularak 225 sayfalık rapor, Sosyolog Sayın İsmail Beşikçi’nin 26 sayfalık bilirkişi raporu ve 100 civarında mağdurun davacı olmasıyla davayı 2 yıl önce Lahey’deki Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne taşıdık.
Dêrsim’de halen devam eden kültürel soykırım olgusu nedeniyle bugünkü Türk devlet yönetcilerinin sorumluluğunu ve devam eden tekleştirme politikaların sonlandırılması için Lahey’deki Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne taşıdık. Dünden bugüne suç işlemiş 82 devlet yöneticisini şikayet ettik. Atatürk’ten İnönü’ye, Tansu Çiller’den Mehmet Ağar’a kadar insanlık suçu işlemiş devlet yöneticileri bir gün Lahey’de yargılanacaklar. Sicilleri Lahey’de açılmış durumda. Türkiye er ya da geç Lahey’i tanıyacak ve suçlular orada yargılanacak.

Bu kadar çalışma doğrultusundaki hedeflerinizi sıralamak isterseniz, geleceğe dair neler söyleyebilirsiniz?

Dêrsim Trübünali Projesi de uzun zamandır üzerinde avukatlarımızla çalıştığımız bir projedir. İşlenen ve işlenmeye devam eden bu suçların mağdurları olarak hükümet üyelerinin devletteki devamlılık ilkesi gereği hem geçmişte işlenen soykırımın hem de devam ettirdikleri insanlığa karşı suçların yaşayan failleri olarak yargılanmaları için Dêrsim Trübünali önümüzde duran en önemli görevdir.
Konunun omuzlarımıza yüklediği ağır sorumluluğun bilincindeyiz. O nedenle Dêrsim’in can yakan tüm detaylarını Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi’ne de taşımaktayız. Türkiye’nin bir iç hukuku haline dönüşen AİHM ile evrensel yargı gereği diğer devletlerin yargı mekanizmaları ile soykırım ve soykırım suçunun önlenmesi hakkındaki Birleşmiş Milletler Sözleşmesini imzalamış tüm parlamentolar, Dêrsim Soykırımı ve kültürel soykırımının birer muhattabı kurumlar olacaklardır.

Önce Erdoğan son olarak da CHP Genelbaşkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu özür diledi. Siz nasıl yorumluyorsunuz?

2011 Kasım’de tarihinde Dêrsim Soykırımı hakkında gayri ciddi bir özürle geçiştirerek yetinen T.C Başbakanı bugünün cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan aradan üç yıl geçmesine rağmen, hükümet olarak ne geçmişin acılarını giderebildi ne de sürdürdükleri bu yöndeki politikalarına son verebildi. Soykırımı gerçekleştiren ırkçı şoven duruşunu her daim Dêrsimlilere karşı savunan CHP adına geçen hafta bir Kürt milletvekili gerekirse özür dilerim dedi. Her iki özürün bizim açımızdan kayda değer bir kıymeti yok. Bir kere CHP insanlık suçu işlemiş bir parti ve dünyanın her yerinde soykırım gerçekleştiren partiler yasaklıdır. Dolayısıyla CHP’nin Soykırım’la yüzleşmesi demek kendi partisini feshetmekten geçer. Kaldı ki CHP Genelbaşkanı ‘Tunceli’li Kemal Kılıçdaroğlu dururken başkasının AKP’ye benzer bir şekilde ben de özür diliyorum söylemi sıradan basit bir söylemdir. Dêrsim’den özür dileyen iktidar halen Dêrsim’de HES, kalekol ve 90’lı yılların OHAL’ine benzer uygulamaları yapıyorsa özrgün fazla bir önemi yok.
Yüzleşmenin olması için devletin ciddi olması gerekir. Dünyanın birçok yerinde yüzleşmeler olmuş. Almanya bunun en iyi örneği. Sokaklarda, müzelerde, ders kitaplarında soykırımı görebilirsiniz. Bu ülkede soykırımın yapıldığını bilmeyen bir Alman yok. Ama bizim ülkemizde halen insanlar Dêrsim 1937- 38’i yeni duyar oldular. Bunun için Dêrsim halkının yasını tutması her daim için müzeler, görkemli anıtların derhal yapılması gerekir. Dêrsim halkına soykırımı hatırlatan katillerin isimlerinin derhal kaldırılması, Dêrsim başta olmak üzere köy, ilçelerin kısacası Kürtçe’den Türkçe’ye çevrilen bütün isimler derhal iade edilmelidir. Soykırımdan geçirilen halkımızın dili, inancı halen yasak. İktidar derhal bu konuda adımlar atıp, yıllardır Kürdistan’da yapılan tüm katliamlarla devletin yüzleşmesi, Kürtlerin anadil, inanç , özgür ve özerk yönetime kavuşmasını, Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerlerinin derhal açıklanması, kalekol yapımına derhal son verip koruculuk sisteminin kaldırılması gerekir. Dêrsim davası siyeset üstü bir dava. Bununla siyasetçilerin polemiği değil, devlet bütün soykırımlarla yüzleşen devletler gibi gereğini bir an önce yapmalı, kayıp kızların kimlere, çocukların savaş ganimeti olarak kimlere verildiği kısaca bütün arşivleri halka, kamuoyuna sunarak gereğini yerine getirmeli.

Türk Başbakanı Dêrsim’e gidecek nasıl bir tutum sergilemesini istiyorsunuz?

Davutoğlu biraz öncede ifade ettiğim gibi devlet adına gidip gereğine göre Dêrsim halkından özür dilemeli. Devlet ekranlarında canlı yayınlarla kızmızı bayrakların yerine siyah bayrakları asarak soykırım kurbanlarından Seyit Rıza meydanında Willy Brandt gibi soylu davranmalı. Arşivleri beraber götürüp halka iade etmeli. Giderken Seyit Rıza’nın mezar yerlerini söylemeli. Soykırıma uğrayan halkımızın mal varlıkları iade edilmeli, geri dönüşler sağlanmalı. Dêrsim çocuklarını bombalıyan Sabiha Gökçen havaalnını Seyit Rıza havaalanı olarak derhal değiştirmeli. Kendi zamanındaki HES, kalekolları an itibariyle derhal durdurmalıdır.


GÜL GÜZEL/STUTTGART