"Size boyun eğmedim 

bu da size dert olsun" 

Seyid Rıza

"Dizçökmedik 

bizimle gurur duyun" 

Mehmet Tunç


Dersim Tertele'sinin 79.yıldönümü. Dersim Soykırımının bilince çıkarılması ve soykırımın tanınması talebiyle bu yıl da Dersim'de ve diğer yerlerde konferanslar düzenlendi. Toplu mezarlardan toplanan canlarımızın kemikleri vakur törenle toprağa verildi. 

Fakat bütün bunlar, Erdoğan-generaller faşizminin soykırımcı saldırısı olduğu zamanda gerçekleştiriliyor. 

Tarih tekerrür mü ediyor? Soykırımla yeniden yeniden karşılaşmak Kürt halkımızın kaderi mi?

Sömürgeci burjuva devlet elbette soykırımı tekrar yaşatmak istiyor. Tarihin sıçramalarla gelişmesini, yeni ve daha üst düzeyde niteliksel değişime yol açmasını kanla önlemek istiyor. 

Türk ulusundan ve halklarımızdan işçilerin işgücünü, doğayı talan eden ve kanlı sermaye birikimi yapan Türk burjuvazisi, Kürdistan'ı sömürgeci boyunduruğunda tutmak için soykırımcı saldırı stratejisi izliyor. 

Varto'dan Cizre-Sur'a, Gever-Nusaybin-Şırnak'a soykırımcı kuşatma ve imhayı uyguluyor. Salam yöntemiyle bir yeri imhadan sonra diğerine başlıyor. Şimdi Dersim'in Mazgirt ve 15 köyünde gece gündüz sıkıyönetim ilanıyla yeni bir imhanın hazırlığını yapıyor. 

Dün Kemal, İnönü, Bayar, Fevzi Çakmak Dersim'i soykırımcı savaşla teslim almaya çalıştı. Bugün Erdoğan ve generaller, aynı amaçla ve aynı içerikte kirli savaşla ama bu kez onlarca ilçe ve kent merkezine saldırıyor.

Soykırımcı saldırının içeriği aynı ve yokedici yöntemleri benzer.

Sömürgeci şefler, dün tank ve topla saldırıyorlardı. Bugün de.

Dün sığındıkları mağara ve vadilerde sivil halkımıza, uçaklarla zehirli gaz atıyor ve bomba yağdırıyorlardı. Bugün Cizre'de, Nusaybin'de, sığındıkları bodrumlarda sivil halkımıza yangın bombası ve kimyasal gaz yağdırıyor, vahşet bodrumlarında katlediyorlar. Dahası havadan bombardımanı tartışıyorlar. 

Dün katlettikleri canlarımızı, idam ettikleri liderlerimizi bilinmeyen çukurlara gömüyorlardı. Bugün yangın bombaları ve kimyasalla kömürleştirdikleri cenazelerimizi tanınmaz hale getirerek şok ve dehşet yaratmaya çalışıyorlar. 

Dün sağ kalan onbinleri toplama kamplarına doldurup Türk illerine sürüyorlardı. Bugün de 200-300 bin canımızı konteynır kamplarda toplayıp 10-15 bin canımızı buralarda seçerek öldürmeyi planladılar. Direniş engelleyince yüzbinlerce insanımızı kentlerinden ve semtlerinden sürüyorlar. 

Dün vekillerimizi ve aydınlarımızı darağacına çekenler, 90'larda sevgili Mehmet Sincar'ı katlettikleri gibi, diğerlerini zindana gönderdiler, şimdi HDP'li vekilleri mevzilerinden atmaya ve zindana göndermeye çalışıyorlar. 

Dün özerklik statüsünü sürdüren Dersim'i imha ederek baş eğdirmek istiyorlardı. Bugün özerk ve öz yönetim statüsü inşa etmeye çalışan halkımıza soykırımcı imhayı dayatıyorlar. 

Dersim Soykırımının tanınması mücadelesi bugün Cizre-Sur-Nusaybin'de gerçekleştirilen soykırıma karşı direnişle asıl anlamını bulur. Tarihin tekkerür olduğunu tankla-topla bilinçlere çakmaya çalışan faşist sömürgeci şefleri yenilgiye uğratmakla soykırımları önlemek kalıcılaşabilir. 

Baştaki soruya cevap verelim. Erdoğan ve generaller, seleflerinin, Ermeni, Süryani ve Pontus halklarımıza gerçekleştirdikleri jenosidi, Dersim, Ağrı-Zilan, Şeyh Said İsyanı'nda Kürt halkımıza yaptıkları soykırımı bugün tekrarlamak istiyorlar. 

Ama unuttukları şu ki, ne zaman eski zaman, ne Kürt halkımız geçmişteki gibi örgütsüz, ne de Türk ve diğer halklardan demokratik devrimci güçler yoksunluğu geçmişteki gibi. 

Kürt halkımızın örgütlülüğü Bakur'dan Rojava ve Rojhilat'a değin uzanıyor. Hiç bir direniş dar bir bölgeyle sınırlı değil. Direnişin mücadele ve örgüt biçimleri kent ve kır gerillasından militan ve demokratik kitle gösterilerine, dahası parlamenter mücadeleye kadar uzanıyor.

Yine komünist, devrimci, demokratik hareketler, kadın ve çevre hareketi, gençlik hareketi, akademisyen direnişi, demokratik sendikaların direnişi Kürt halkımızla omuz omuza mücadeleyi inşa ediyor. HDP vekilleri demokratik kitle örgütleriyle birlikte faşist darbeye karşı birleşik demokratik direnişi örüyor. Demokratik direniş güçleri Suruç, Amed ve 10 Ekim Ankara'da uğradıkları kitlesel katliamların şokunu atlatmaya ve yeniden birleşik direniş mevzilerini kitleselleştirmeye çalışıyorlar.

Erdoğan ve generallerin IŞİD intihar bombacılarıyla gerçekleştirdikleri katliamlar da, tank ve topla imha saldırısı da direnişi yenemiyor. Faşist sömürgeciler döktükleri kanda boğulmaya başlıyorlar. Direnişin safları sıklaşıyor, Erdoğan-generallerin soykırımcı safı, MHP ve CHP'yi de kattıkları ve bağladıkları kirli savaş ittifakı çözülme belirtisi gösteriyor. Erdoğan, Davutoğlu'nu tekmeyle bir kenara atıyorsa, direniş karşısında sendelediği içindir. Gerisi de gelecek. Tarih tekerrür etmemeli, etmeyecek. Bu kez soykırımcıların yenilmesi için daha fazla birleşik direniş parolamız olmaya devam etmeli.