
Dersim’de yaşananlarla yüzleşilemediği için bitmemiş, sönümlenmemiş, toplumun kalbine ve vicdanına da hala seslenebilmiş ve rahatlayabilmiş değil. Onca yüzleşme çalışmalarına rağmen, ‘çoğunluğun’ umursamadığı, hissetmediği, duyumsamadığı veya acı duymadığı bir yer Dersim, hatta acı bir hafıza merkezi. Ve birçok araştırmacı, akademisyen, üniversite ve enstitü Dersim’in sesini duyurmak ve daha çok tabana yaymak için hiç durmadan dağ dere tepe, kütüphane, tanık demeden çalışıyor ve üretiyorlar.
Kısa bir süre önce Dersim ile ilgili çok kıymetli bir çalışma yapıldı. Nilüfer Saltık ve Cemal Taş’ın uzun ve titizlikle süren alan ve arşiv çalışmasından sonra ortaya çıkardıkları ’38 Tertele Ağıtların Diliyle Dersim”, geçmişimizi çok detaylı bir şekilde irdeliyor, Türk devletinin karanlık tarihini aydınlatmaya çalışıyor.
1937-38 yıllarında Dersim’de yaşananları ağıtlar, fotoğraflar ve belgelerle ortaya koyuyor. Tüm biriken bu değerli hazineyi 3 CD ve bir kitapta toplamış Saltık ve Taş. Dersim Tertelesi, dile getirilememiş konuları, fotoğrafları ve belgeleri en çarpıcı haliyle anlatılmış, belgelenmiş. Belgesel ve müzik yapımcısı Nilifer Saltık ve sözlü tarih araştırmacısı Cemal Taş, o dönemin hatıratını mağdurların dilinden ağıtlar aracılığıyla ulaştırıyorlar.
Önsözünü Vedat Türkali yazdı
Üç CD ve 500 sayfalık bir kitaptan oluşan çalışma Z Yapım tarafından yayımlandı. Önsözünü kısa süre önce kaybettiğimiz Vedat Türkali’nin yazdığı kitap Kürtçe, İngilizce ve Türkçe olmak üzere üç dilde yayımlandı. Çalışma fikri Nilüfer Saltık’a ait. 4 yıllık saha araştırmasının ardından çalışmaların kitap ve CD’ye taşındığını anlatan Saltık, çalışmanın 25 yıl boyunca biriktirilen fotoğraf, belge ve sözlü tarih kayıtlarına dayandığını belirtiyor.
Saltık, “Fotoğraflar ve belgeler Hasan Saltık arşivinden, ağıtlar ise ’Cemal Taş’ın 80’li yıllardan bu yana derlediği sözlü tarih ve müziklerden oluşuyor” diyor. Yaptıkları çalışmayla ilgili Saltık, “Alan çalışması yapmak istedik. Ağıtlar, katliamı yaşayan insanların yüreklerinden kopup gelen seslerdir” diyor.
Sözlü tarihi kayıt altına aldık
Çalışmayı, üç dilli yaptıklarını ifade eden Saltık şöyle devam ediyor: “Kaynak olsun. Sözlü tarihi kayıt altına aldık. Onun çevresinde kalarak, merkezine de insanların acılarını koyduk. Bunun okuyucuya, ilgili kimselere ulaşmasını istedik. Dersim’in 38 karanlığına bir ışık tutmak istedik. Objektif olmaya gayret gösterdik. Hem resmi açıklamalar hem mağdurların açıklamaları hem de muhaliflerin açıklamaları var. Dersim’de bir şey olmuş. Bunu aracısız iletmek istedik. Bir şeylerin üstünü örterek bir yere varamıyoruz. Açacağız, yüzleşeceğiz, yol katedeceğiz. Unutmamak için, tekrarı olmasın diye yaptık bu çalışmayı.”
Uçurumdan atlayanlar, çocuğunu boğan kadınlar
Saltık, ağıtlarda kadınların ve çocukların durumuna ilişkin de bilgilerin olduğunu belirterek kadınların tertele zamanında ele geçmemek için kendilerini uçurumdan attıklarını anlatıyor. O mekanlara gittiklerini söyleyen Saltık, “Kadınlar ele geçmektense, ölümü tercih ediyorlar. Söylenecek bir şey yok. Çocuğunu boğan kadınlar... Dersim’de katliam olmamıştır diyemez kimse” diyor.
İçime dert oldu
Dersim’den batıya göç edip 20 yıl sonra tekrar dönünce konuştuğu ana dili Kirmanckî’yi konuşamayan ve kekelemeye başlayan Cemal Taş için bir dönüm noktası oluyor yaşadıkları. Ve nedenini araştırmaya başlıyor. Devamını Taş’ın ağzından dinleyelim: “Baktım, bir şeyin üstüne bir örtü örtülmüş ve bu örtünün ya da toprağın altına gömülü bir şey var. Ve herkes buna razı. Bu içime dert oldu yıllarca. Sonra bir şekilde bu dillen, bu tarihle, bu acılarla, ve bunları açığa çıkarmak için, sürekli kendi dilimle konuşmaya yazmaya çalıştım.
Bu dille uğraşınca, bu malzeme sadece yaşlılarımızda vardı. Yaşlılarımıza gittikçe, onların hayat hikayelerini dinlemeye başladım. Onların hikayelerinde ‘38 bir milat. Her olay ve durum için ‘38’den önce ve sonra diye söz ediyorlar. ‘38 ile ilgili kayıt almaya başlarken, konuştuğu olaya ilişkin ağıt olduğunu da söylüyor. Ağıtı da okuyor. Hikayesini anlatıyor. Kişileri, kahramanlarını, mağdurlarını, mağduriyete neden olanları anlatıyor. Hakkaniyetli anlatıyor. Ne bir hakaretle, ne bir tepkiyle anlatıyor. Demek ki yazılı tarihleri olmayanların, sözlü kültürleri çok güçlü oluyor. Doğal olarak ağıtlarda sözler dile geldiği için yazamadıkları için de onlar kendi hafızalarına yazmışlar. Ve bir şair kendi bölgesinde yaşanan katliama ilişkin bir şey söylemiş. Onu duyanlar da ona bir şey eklemiş. Böyle olunca da ağıt daha gelişiyor. Ve tam yerini buluyor.”
Osmanlı’da ‘tehdit’ olarak görülen Dersim’in cumhuriyet döneminde aynı durumla karşılaştığını vurgu yapan Taş, savaştan çıkıldığı için cumhuriyetin ilk yıllarında Dersim’e yönelik bir askeri harekatın yapılamadığını anlatıyor. Daha sonra belli bir program dahilinde Dersim’e yönelik bir katliam harekatının gerçekleştiğini söyleyen Taş bunun da Mecliste gerekli yasal düzenlemelerin ardından yapıldığını belirtiyor. Bir isyanın da söz konusu olmadığını söyleyen Taş, katliam gerçeğinin artık gizlenemediğine işaret ederek, “Katliamın failleri gelsin katliam yapmadıklarını kanıtlasınlar” diyor.
KÜLTÜR SERVİSİ