Büyük dramları, ihanetleri ve kahramanlıklarıyla özdeş bir toprak parçasıdır ki adı tarihin en derinlerinden bugüne fışkırmış. Orada yaşayan halk yüzyıllar boyu bu kadim topraklarda zulmün, zalimliğin ve soykırımların envayi yöntemleriyle karşı karşıya kalmış, yetmemiş göçlere, sürgünlere yollanmış. Devletin resmi ağızlarından söylendiği biçimiyle söylenirse “kökü kazınmaya, ocakları sonsuza kadar söndürülmeye” çalışılmış. İnsanın hayal dahi edemeyeceği, akıl almaz yöntemler kullanılarak Asimilasyona uğratılmak istenmiştir. Muhtemelen Bu satırları okuyan herkes hemen anlamış olmalıdır. Burda Kürdistan ve Kürtler anlatılmaktadır, çünkü yaşanan ve yaşatılan onca saldırıya karşı yeniden Anka kuşu misali küllerinden doğarak ayağa dikilen bir halk olmuştur. Dünyanın bütün halkları da Kürtleri ve Kürdistani böyle tanımıştır.
Her köşesi bir katliam ve direniş destanıyla kendini bugüne taşıyan bu halkın mücadelesini daha çok görmek daha çok anlatmak zorundayız. Her köşesindeki direnişi dilden dile çoğaltmaktır görevimiz. Tıpkı Kürdistan’ın en direngen, en asi yerlerinden olan Dersim gibi. Dersim geçit vermez dağları, derin vadileri, meşelik ormanları, rengarenk çiçekleri, uzayıp giden patika yolları ile adeta gören herkesi büyüleyen kendine hayran bırakan bir doğa harikası... Her kayanın her meşe ağacının, ayrı bir güzeliği ayrı bir asaleti vardır. Bu geçit vermez dağlar, coğrafya her daim ezilenlerin, baş eğmeyenlerin, kendisine sığınanların koruyucusu, sığınağı olmuştur. O çiçekler, ormanlar ve kayalar renklerini oraya sığınanların direnişinden ve kanından almıştır. Öyleki bu kadim coğrafya bu asil dağlar Zarifeler’den, Alişerler’e, Beseler’den, Şiyarlar’a, Jindar Ezgiler’den, Atakan Mahirler’e kadar daha adını sayamadığım binlerce adsız kahramanın da sığınağı ve yurdu olmuştur.
Bu kahramanlardan biri de Murat Çakmak yani arkadaşların bildiği ismiyle Destiyar Veroz’dur. Kalabalık içerisinde olsa da hemen fark edilen insanlar vardır, tıpkı bir çiçek bahçesindeki birçok çiçek arasında renkleri ile hemen göze çarpan çiçekler gibi. Murat’ta öyle bir insandı.
İşçi bir baba ve ev işçisi bir annenin 6. çocuğu olarak 16 Ocak 1990’da Dersim’de dünyaya gelir. Dersim’de birçok ailede olduğu gibi aslında son çocuklar genellikle istemeden olan çocuklardır. Destiyar da o çocuklardan biridir.
Naif sevecen ince espri yeteneği olan, doğayı seven, çalışkan, okuyan araştıran, okuduğunu arkadaşlarına aktaran, paylaşımcı insani ilişkileri çok güçlüdür. Söylediğini mutlaka yapan ve yaptığını dilendirmeyen ender insanlardandır.
İlk orta ve liseyi Dersim’de okur. Türkçe öğretmenliği bölümünü Uşak Üniversitesinde bitirdikten sonra tekrar Dersim’e döner bir türlü ataması yapılmaz. Özel bir okulda ücretli öğretmenlik yapar. Öğrencileri adeta onun çocuklarıdır. Onlara bazen arkadaş bazen abidir. Onları her daim korur kollar. Öyleki aldığı ücretin büyük kısmını yardıma muhtaç öğrencilerine harcadığını çok sonraları aileye teşekkür için gelen bir veliden duyulacaktı. Çok sık olmasada genelde Seyid Rıza Meydan’ında karşılaşır, demli bir çay eşliğinde, sohbetler ederdik. Çoğu zaman Munzur’un eşsiz güzelliğine dalıp giderdi. Düşürülmüş insanlığın bir gün tekrardan bu topraklarda ayağa kalkacağını Dersim’in ve Kürdistan’ın mutlaka özgürleşeceğini buna dair umutlarını çoşkuyla anlatırdı. Bu dağlar bizimdi, bu ağaçlar, bu insanlar hatta yerdeki çöp bizimdi, güzeliğe ve iyiliğe dair ne varsa hepsi bir gün bize mutlaka dönecektir. Bu topraklar, koynunda yatan binlerce kefensizin, binlerce adsız kahramanın kanıyla sulanmış topraklardır. Mutlaka hak etiği özgürlüğe kavuşacaktır. Burda zalim olduğu sürece, ona karşı direnişte olacaktır, ta ki zulüm ve kötülük yok edilinceye kadar derdi.
Onunla arkadaşlık eden yoldaşlık eden, yol yürüyen herkes bunun bir ayrıcalık olduğunu bilirdi.
Murat’ın ruhunda mayalanan devrimci kişiliği ile birlikte 13 Haziran 2016 yılında yönünü dağlara çevirdiğini, Alişerlerin, Saraların, Ferhat Çemlerin, bir takipçisi olarak hakikat yolculuğa çıktığını ben çok sonraları öğrenecektim.
Belkide onun yürüyüşü çoktan unutulmuş değerlere, güzeliğe, hakikate varma yolculuğudur. Dağların kaybedilen anahtarını bulma arayışıdır. Masumluğun, bittiği anda başlayan bir yolculuktur belkide. Yolculuğuna başlarken kendisine Alevilikte kutsal Destiyar ismini seçmesi Alevi Kızılbaş inancına olan bağlılığıdandır. Destiyar’ın Düzgün Baba’nın Harde Dewreşin onu koruyup kolayacağına inandığındadır belkide bilinmez.
Herkes kendi hikayesini kendisi yazar ve yaşar. Doğanın kanunudur, kendini iyilik ile kötülük. Güzelik ile çirkinlik arasındaki savaşta sınar. Doğarken aile bilinçli olarak Murat ismini koymuştu. İsmi Murat olursa belkide muradını alır diye, sonra Destiyar Veroz oldu kendi hikayesini kendisi yazdı ve yaşadı.
İbn-i Haldun “coğrafya kaderdir” der. Zaten bizim coğrafyamızda da Kürt olarak gelmenin ayrıcalığı değil mi, zulüme ve haksızlığa karşı savaşarak erkenden toprağa düşmek...
Destiyar Veroz 19 Haziran 2019 günü işgalci Türk ordusunun Dersim merkezi kırsalında yaptığı hava bombardımanı sonrasında sonsuzluğa doğru yol aldı. Savcılık tarafından cenazenin Murat Çakmak’a ait olduğu bilinmesine rağmen aileye haber verilmeden cenaze kimsesizler mezarlığında defnedilir. Ailenin uzun süren girişimleri sonrasında cenaze kimsesizler mezarlığında alınarak o çok sevdiği uğruna canını verdiği topraklarına getirilir.
Artık yaşlı bir anne ve emekli bir babanın içine gömdüğü çığlık gibi sesiz ve derin bir uykuda şimdi...
Onun için diyoruz ki; Dersim dağları sadece bir kara parçası, bir doğa güzelliği değildir, orada onurlu bir duruşun karakter verdiği baş eğmez bir güç vardır. Orda Alişerlerden Destiyar Verozlara baş eğmeyen yiğitlerin izleri vardır.
Asla silinmeyecek.