Dağlarda yolculuk yapmaya başladığım günden bu yana, yanıma aldığım kitapları okuyup bitirdim. Bu yolculuğumda bana eşlik eden bir gerillanın her ara verişimizde soluksuz bir şekilde okuduğu kitap çok ilgimi çekti. Öylesine doyumsuz bir şekilde okuyordu ki, heyecanı tüm bedeninde yansımasını buluyordu. Kaç saatlik yoldan gelmiş olursak olalım, ne kadar zorlanmış olursak olalım, O, her ara verişimizde kitabını çantasından çıkarıp, okumayı asla ihmal etmiyordu. Bir de okumasını bitirir bitirmez, birkaç satır da olsa yazmayı…
O gerillanın böyle tutkuyla okuması ve yazması beni çok etkiledi. Doğru hepimiz okuyor ya da yazıyoruz ama sanırım gerillada okuma ve yazma başka bir tutkuyla, bir eylem edasıyla gerçekleşiyor. Daha önce dağ yolculuklarımda da çok kez bu gibi durumlarla karşılaşmıştım. Hemen hemen gittiğim her gerilla birliğinde gerillaların tuttuğu günlükler vardı. Bazı birliklerin ise ortak paylaştığı, takım veya bölük günlükleri vardı. Ve ben bu gezilerimde olmazsa olmaz bir alışkanlıkla gerillaların tuttuğu bu günlükleri okumayı ihmal etmiyorum.
“ Yazmak, arınmaktır” diye başlayan bir kadın gerillanın günlüğünde şunlar yazıyordu: “Yazmak arınmaktır. Binlerce yıldır kelime oyunlarıyla yazılmış bir tarihe inat yazıyorum. Kendime ait hiçbir gerçekliği bulamadığım bir tarih yazımına inat yazıyorum. Yaşıyorum ve yaşadıklarım tarihin kıyısında köşesinde kalmasın istiyorum. Çünkü tarihin kendini gerçekleştirdiği her an ve saniyede ben de kendimi gerçekleştiriyorum. Evrenin her evrimsel değişiminde, ben de değişime uğruyorum. Öyleyse birileri bunun kaydını tutmalı. Ve biz bu dağlarda yeni bir yaşamı yaratırken, yaşadığımız ve tanık olduğumuz anları yazmayı ihmal etmemeliyiz. Çünkü burada gerçekleşen günübirlik bir yaşam değil; bu dağlarda bir tarih gerçekleşiyor. Ve tarih ihmale gelmez…”
Bence satırlara dökülen bu sözcükler neden her bir gerillanın çantalarının ağırlığına, yollarının uzunluğuna aldırmadan günlüklerini ve kitaplarını sırtladıklarını en iyi biçimde açıklıyor. Günlük yazdıkları kadar, günlük de okuyorlar. Dağ koşullarında yürütülen çalışmalardan bir tanesi de PKK mücadelesinde yaşamını yitirenlere ait günlüklerin kitaplaştırılması çalışmasıdır. Birçok ideolojik, teorik kitap çalışmasının yanısıra gerilla yaşamını anlatan, anı ve roman tarzı kitap çalışmaları da yürütülüyor. Kitap çalışmaları içerisinde en çok ilgimi çeken ise yaşamını yitiren gerillaların günlükleri. Özgürlük mücadelesinde yaşamını yitiren gerillaların günlükleri dağ koşullarında kitaplaştırılıyor ve gerillanın bulunduğu tüm alanlara ulaştırılıyor. Basımı bin bir emek ile gerçekleşen bu günlükler gerilla içerisinde en ilgiyle okunan kitaplardır.
Kendini, yaşadığı zamanı ve mekanı kaleme alan bu gerillalar öylesine akıcı ve yalın bir dille doldurmuşlar ki günlüklerini, sanırsınız yazmak için özel bir zaman ve yoğunlaşma ortamı yaratılmış. Ama öyle değil. Onlar yalnızca yaşadıkları anın anlamına vararak yazıyorlar. Zaten anlaşılmayan ya da anlamına varılmayan bir yaşam kaleme alınamaz. Kitaplaştırılan her gerilla günlüğü tarihi yeniden oluşturan bir çalışma gibi. Kendisini edebiyat kuralları, dil kuralları vb. kurallar yığını ile sınırlı tutmayan bu günlüklerin içerisinde, gerilla yaşamın ayrıntısından siyasal gelişmelere, askeri, ideolojik yoğunlaşmadan felsefik yoğunlaşmaya kadar birçok ayrıntıyı görmek mümkün. Yani gerilla en gizil yanlarını tarihe malettiği bu günlüklerin satır aralarına sığdırıyor. Özgürlüğün tanımını gerilla kaleminden çıkan bu satır aralarında görmek mümkün, tabii okumasını bilene…
Şimdi elimde 2010 yılında yaşamını yitiren Eylem Demirpençe’nin (Hebun Azad) “Hebun’un Zamanı” isimli günlüğü var. Günlüğü yolculuğumda bana eşlik eden ve büyük bir aşkla yaşamını yitiren yoldaşlarının günlüklerini okuyan gerilladan aldım. Günlüğün girişi oldukça ilgimi çekmiş ve kendimi okumaktan alıkoyamamıştım. Günlüğün girişinde şöyle yazıyordu: “Bu defter Dêrsimli bir Kürt kızının hayatı, tarihi. Onun şahsında birçok Kürt kızının istekleri, hayalleri olacak. Söyleyemediğim duygular, düşünceler olacak. Hiçbir kaygı taşımadan -düşmanın eline geçmemesi dışında- yazmak istiyorum. Aslında düşman okursa belki gerçek teröristin kendisi olduğunu anlayacak. Bu defter Hebun Azad kod adlı Eylem Demirpençe’nin tarihi olacak. Ve sadece ben şehit düştükten sonra okunabilecek.”
Ve Hebun’un istediği oluyor. Yaşamını yitirdikten birkaç yıl sonra günlüğü YJA Star Basın Merkezi tarafından düzenlenerek, kitap haline dönüştürülüyor. Hebun tuttuğu bu günlükte yalnızca kendini yazmamış, tüm gerillaları, tüm yaşamı, insanlığı, evreni… İçine sindire sindire, heyecanla, aşkla, geleceğe dair umutla yazmış. Ben de şimdi büyük bir ilgiyle Hebun’un Zamanı’na yol alıyorum. Bu yolculuğu kaçırmamak için yazmayı şimdilik bir kenara bırakıyorum. Çünkü tarih ihmale gelmez.
DERŞİN MİRZA: Gerilla yaşamından bir gün-lük-