
Bu söyleyişi yapmadaki amacımız, seçimlerde Kürtlerin yaşadığı başarısızlığı önemsiz göstermek değil. Zaten seçim öncesi verdiğimiz haberlerde olası sorunları gündeme getirmiştik. Bu söyleşi sadece olayın bir fotoğrafını çekmek istiyoruz. Söyleşide hakkında genel bir değerlendirme, Sol Parti’nin Kürtler konusunda yetersiz yaklaşımı ve Kürtlerin de örgütlenme alanında yaşadığı eksiklikleri ele almaya çalıştık.
Yüksel Koç, seçimden seçime çalışmadan ziyade Kürtlerin, siyasal partiler, sivil toplum örgütleri, sendikalar, meslek kuruluşları içinde aktif bir şekilde kendilerini hissettirmesi gerektiğini vurguluyor.
Genel olarak Almanya’daki seçimleri kurum olarak nasıl okuyorsunuz?
Özellikle şu anda muhalefette olan partilerin iyi muhalefet yapmadıkları bu seçimle daha net biçimde ortaya çıktı. İnsanların sosyal ve ekonomik durumuna ilişkin politikalar yapma, projeler üretme noktasında yetersizlikleri yaşadıkları görüldü. Muhalefetteki olan tüm partiler bir oy erezyonuna uğradı. Özellikle de Yeşiller ve SPD muhaleftteki konumundan dolayı oylarını arttırmaları gerekirken, oy kaybetti. SPD’nin cuzi bir oy arttırımı söz konusu olsa da daha önceki seçimlere bakıldığında aldığı sonucun başarısızlık olduğu anlaşılır. Sosyal devlet olgusundan vazgeçilmesi, zengin-fakir arasındaki uçurumun derinleşmesi, ucuz işgücü arayışının sosyal yaşamı olumsuz etkilemesi, ücretlerde reel bir artış olmamasına, yaşamın giderek pahalılaşması, yine silah satışları ve kalıcı barış konusunda muhalefetin tutarlı politikalar üretmemesi muhalefetin başarısızlığını da beraberinde getirdi.
Almanya’da sosyal devlet ve demokratik olguların adım adım tırpanlayarak, başta göçmen haklarının kısıtlanması, göç yasalarının ağırlaştırılması, işçi ve göçmen haklarına ilişkin kısıtlamalar… Bunlar hepsi şunu gösteriyor: Tüm bu olumsuzluklara karşı politika üretmesi gereken iki güçlü parti SPD ve Yeşiller bu misyonlarını yerine getirmedi. Öte yandan CDU elindeki medyayı ve imkanları iyi kullanarak, etkili bir propaganda yaptı. Ve iktidar kendini korudu. Yeni dönemde çok fazla değişikliklerin olacağını beklemek de gerçekçi olmaz. Özellikle Liberaller büyük oy erezyonuna uğradı. Barajı aşamadı. Orta sınıfın temsilcisiydi Liberaller. Aynı zamanda bu bir kayıptır. Bu parti, zaman zaman dengeleyen ve bir balans ayarı yapan bir partiydi hükümetin içinde.
FDP’nin kaybetmesi sizce bir kayıp anlamına mı geliyor?
İki biçimde değerlendirmek gerekiyor. Birincisi, sınıflar arasındaki uçurumda orta sınıf diye bir şey artık kalmadı. Zenginler çok zengin, fakirler de çok fakir oldu. Sosyal devlet olgusundan giderek vazgeçildiği ve orta sınıf diye birşey kalmadığı için Liberallerin oy kaybı biraz da bundan kaynaklanıyor. İnsanlar tercihlerini orta sınıf temsil eden liberallerden yana kullanmıyorlar. Ya sermayeden yana yani Hıristiyan Demokratlar ya da diğer partilerden yana oy kullanıyorlar. Ama şu açıdan da bir kayıp: Hükümet ortağı olduğunda zaman zaman Hıristiyan Birlik partilerini dengeleyebiliyorlardı. Onun dışında farklı bir şeyi de söylemek gerekiyor. Özellikle Yeşiller ve Sosyaldemokratların göçmenlerden iyi bir oy alamadıkları ortaya çıktı. Her iki parti biraz Türk lobiciliğinin denetiminde olduğu için diğer göçmenlerin haklarını savunma, eşitliği savunma konusunda çok tutarlı politikalar üretemedi.
Alman Sosyaldemokrasi partisi dünyada ilk sosyaldemokrat partidir. Eşitlik, özgürlük ve adalet diyen partidir. Normalde böyle olan bir parti, ancak giderek bundan uzaklaşıyor. Yüzde 27’lerde kalıyor. Bu aslında çok büyük bir başarısızlıktır. Bu başarısızlıkta Türk lobiciliğinin de büyük bir etkisi var. Tabi temel neden kendi ideolojik perpektifinden uzaklaşmasıdır. İkincisi de göçmen oylarını yeterince alamamasıdır. Almanya’da 15 milyona yakın göçmen yaşıyor. Bunun 7 milyona yakını Alman vatandaşıdır. Bu önemli bir oy potansiyelidir. Yine sandığa gidenlerin oranı çok önemli. Sandığa gitmeyenlerin oranı çok yüksek. Eşitlik, adalet, barış ve kardeşlik diyen bir parti, bu ideallerine sahiplenseydi, hem sandığa gitme, hem de bu partilerin oy oranı farklılaşabilirdi. Bu partiler içinde Türk lobiciliğinden rahatsız olanların bulunduğunu biliyoruz. Bu lobiler aslında Türk göçmenler adına da siyaset yapmıyorlar. Onlar adına faaliyet yürütmüyor. Bunlar devlet politikasını yürütüyor. Yeşiller Partisi’nde Memet Kılıç demokrat bir milletvekiliydi. Onu da istemediler, tasviye ettiler.
Sol Parti’de 3 Kürdistanlı aday vardı. Ancak bu adayların hepsi de tabir yerindeyse sınırdan döndü. Siz Sol Parti’nin sıralamada Kürt kökenli adayları seçilemeyecek şekilde sıralamaya koyduğunu görebiliyor musunuz? İzlenim şu: Sol Parti, barajı aşmayacağı Schleswig-Holstein Eyaletinde olduğu gibi, bir Kürt’ü iyi bir yerde aday gösteriyor, ancak NRW gibi eyalette bir Kürt kazanabilecek durumu varken iyi bir sıralama yapmıyor… Siz bu izlenime katılır mısınız?
Seçimden önce eleştirilerimizi çok yüksek dille iletmek istemiyorduk. Seçim geçtiği için eleştirilerimiz şimdi daha yüksek sesle dile getirebiliriz. En son yaptığımız görüşmede eleştirilerimizi ilettik. Almanya’da 1 milyona yakın Kürt yaşamakta ve bunun 300 bine yakını hatta daha fazlasının vatandaş olduğunu söyleniyor. Kürtlerin çok büyük bir oy potansiyeli var. Ayrıca, Kürtlerin oyları da blok biçiminde. Bu yönüyle diğer göçmen gruplardan daha farklı bir özelliği var. İyi örgütlenmiş bir göçmen grubudur. Kurumlarının tercihleri yönünde oy kullandıkların herkes biliyor. Birincisi, seçim ve oy anlamında bakılırsa bile Sol Parti’nin Kürtleri görmesi gerekiyor. Bunu görmediği yönünde eleştiri yapmıştık. Sol Parti’ye de şunu söylemiştik; Kürtlerin oyları olup, olmamasına bakmaksızın Kürtlerin hiç oyu olmazsa dahi, sosyalist bir parti inandığı felsefe gereği, Kürtlere seçimlerde önemli düzeyde yer vermesi gerekir. Çünkü, Almanya’da bugün en fazla kriminalize edilen, en çok baskıya uğrayan, kriminalizasyon politikasıyla günlük olarak karşılaşan bir göçmen grubudur. Sosyalist olmanın, demokrat olmanın, eşitlik ve özgürlüğü savunmanın gereği, Kürtler istemezse bile Kürtlerin temsiliyeti için yer vermesi gerektiğine inanıyoruz. Çünkü Sol Parti’nin savunduğu perspektif gereği bunu yapması gerekir.
Kürtlerin kendini parlamentoda temsil etmesi için, onlar bu yönlü istemde bulunmasa bile Sol Parti yetkililerinin kendilerinin düşünmesi gerektiğini düşünüyorsunuz…
Evet. Bunun nedenini de şöyle izah ettik: Kürtlerin Kuzey Kürdistan’da çok fazla olanakları olmamasına rağmen pratikte bunu gösterdi. Onlara “Biz bunu sizden talep ederken, aynı şeyi Kürtler bugün uyguluyorlar” dedik. Nasıl uyguluyorlar? Yüzde 10 barajı, tutuklamalara, seçim oyunları ve baskılara rağmen Kürdistan ve Türkiye’de blok seçimleri oldu ve bu seçimlerde Kürtler, eşitlik ve kardeşliğe inandıkları ve savundukları için Asurilerin, Kürdistan’da neredeyse hiç oyu olmamasına rağmen bir Asuri temsilcisini aday gösterdi. İstanbul ve Mersin’de Türkiyeli sosyalistleri, aday gösterdiler. Kürtler, özgürlük, barış, kardeşlik söylemini pratikte de gösteriyor. Bir Türk sosyalistin kazanması için orada bir Kürt aday kendisini geri çekti. Biz kendileriyle görüşürken, bunları kendilerine çok net şekilde söyledik. “Kürtler bunu pratikte yapıyor, bunu sizin de yapmanız gerekiyor” dedik. Bunu sadece Kürtler için de söylemiyoruz. Diğer göçmen grupların da parti için de temsiliyetinin olması gerektiğini söylüyoruz. Kürtlerin, Tamillerin ya da farklı göçmen gruplarının bunu dile getirmesine gerek yok. Partinin kendisinin bunu yapması gerekir.
Kendileri de bunun düzeltileceğini söylüyorlar. Ayten Kaplan 11. sıradaydı, Behice Uca 7. sıradaydı, Hessen Eyaleti’nde Emine Pektaş 9. sıradaydı. Bütün bunlar şunu gösteriyor. Kürtlere çok arka sıralarda yer veriliyor. NRW’de şöyle bir realite de var. Bunu az önce de parti yetkilileriyle de görüştüm. Sol Parti, bu eyalette bu kadar fazla oy beklemiyordu. Ben bu duruma Kürtlerin oyunun yansıması olarak görüyorum. Bunu kendileri de kabul ediyorlar. Yüzde 2’lik oyun Kürtlerin ve Alevilerin oylarıdır. Türkiyeli demokratlar, devrimciler ve Alevilerin hepsi Ayten Kaplan’ı desteklemek için NRW’de oy verdi. Bunu Sol Partili yetkililer de görüyor. Bizim insanlarımız şunu bilmesi gerekiyor. Seçim analizleri yapılırken 4 yıl öncesinin değil, bir yıl önceye göre değerlendirmek gerekiyor. Bir yıl önce Sol Parti’nin Almanya’da oy oranı çok düşmüştü. Birçok yerde “Barajı aşar mı aşmaz mı” tartışmaları vardı. Tamam 4 yıl önce yüzde 11’ün üzerinde oy almıştı ama görüştüğümüz Parti milletvekilleri ve yöneticileri, “Bizim bir yıl önceki durumumuz çok kötüydü” diyorlar. O anlamıyla parti kendisini başarılı görüyor. Bir yıl önceki anketlere göre kendisini değerlendiriyor.
Kürtler iyi çalışıyor, sandığa gidiyor, fakat sonuçta her seçimde sandığına giden insanlar, o sandıktan temsilcisinin çıkmasını ister. Hep kaybet… Daha önce de Almanya’da eyaletler bazında da oldu… Şimdi de fedaral çapta… Kürtler bir tavır şeklinde artık Sol Parti’ye oy yok demesi Parti’yi zorlamaz mı?
Doğrudur biz Parti yöneticileriyle görüşürken şunu söylemiştik: Birincisi, insanlarımız motivasyonu için iyi bir sıralamanın olması gerekiyor. Yani sandığa giderken şunun için gitmesi gerekir: “Ben sandığa gidiyorum, oy kullanıyorum çünkü benim sorunlarımı iyi bilen, beni parlamentoda iyi temsil eden birinin olması gerekiyor.” Kürtlerin sorunlarını parlamentolarda dile getiren, onları savunan ve soru önergeleri ile Kürtlerin sorunlarını gündeme taşıyan dostlarımız da var. Fakat sorunu yaşayan birinin dillendirmesi ve gündeme getirmesi daha ayrı birşeydir. Bunun dışında her dört parçadaki Kürtlerin bir başka özelliği de var. O da, bulundukları ülkelerde devlet dairelerinde hep dayak yemişler. Baskı ve haksızlığa uğramışlar. O yüzden de, kendinden biri olmayınca sorunlarını iyi anlatamıyor. Siz iyi bir insan ve iyi bir dost olabilirsiniz. Başka partilerde de böyledir. Örneğin Yeşiller’den seçilmeyen bir Memet Kılıç vardı. İyi bir politikacı ve Kürtlerin iyi bir dostuydu. Yine dostlarımıza, Kürtlerin oylarının çantada keklik olmadığını söylüyoruz. Örneğin değişik toplantılarda, Kürtler bu yönlü eleştirilerini bize iletiyor. Bunu özelikle de parti yöneticilerine aktardık. Önümüzdeki dönemde de bu sorunları düzeltmeye çalışıyoruz.
Sadece Sol Parti’ye yüklemenin doğru olmadığını düşünüyorum. Sizce bu olumsuzlukların altında YEK-KOM ve diğer Kürdistani kurumların seçimden seçime çalışma gibi bir çalışma tarzının bu olumsuzluğun ortaya çıkmasında payı var mı?
Tabii bu sadece Sol Parti açısında da değil. YEK-KOM olarak bizim her zaman bir çağrımız vardı. Bu çağrıyı bir kez daha yenileyelim: Kendi ulusal ve siyasal kimliğinizi koruyarak bütün Alman kurumlarında yer alın. Buna sendikalar ve meslek örgütleri dahildir. Diaspora örgütlenmesinin temel mantıklarından biri de budur. Sadece, kendi dernek ve kurumlarınızı oluşturmamız yetmiyor. Bu kendi kimliğimizi, kültürümüzü korumamız, geliştirmemiz ve diğer halklarla ilişkiler geliştirmemiz için bu kurumlar gereklidir ama bu tek başına yetmiyor. Diaspora örgütlenmesinin temelinde birine benzeşmeden, ama diğeri ile ortak yaşamayı hedef alan bir örgütlenme… Yani benzeşmeyeceksin, asimile olmayacaksın ama onun kültürü ve farklılığını da kabul ederek ortak paydada buluşarak yaşayacaksın. Bu, biz Kürtlerin Demokratik Konfederalizm perpektifine de uygundur. Kendi kültürel ve siyasi kimliğini koruyarak bütün yapılar ve kurumlar içinde mutlaka yer almak gerekiyor.
Özellikle genç arkadaşlar, burada doğmuş büyümüş, dili iyi bilen, buranın tarihi, coğrafi özellikleri ve kültürel değerlerini iyi bilen gençlerin bu konuda çaba içinde olması gerekiyor. Örneğin bir işyerinde çalışıyorsa mutlaka sendikalar içinde yer alması gerekiyor. Üye olmak da yetmiyor. Son yıllarda yaptığımız çağrılara halkımız uyuyor, bundan dolayı teşekkürlerimizi sunuyoruz. Üyelik çağrılarımız karşısında gidip o partilere üye oluyorlar. Ancak üye olmak tam anlamıyla yetmiyor. Üye olurken bir yandan da o partiler, sendikalar ve meslek kuruluşlarında aktif olmak gerekiyor. Bizim insanlarımız üye oluyor, üye aidatlarını ödüyor, ancak o partinin etkinliklerine katılmak da gerekiyor. Partilerin yönetimleri karar mekanizmalarıdır. En ufak ilçede, en ufak kasabada, en ufak köyde, partilerin, sendikaların, meslek örgütlerinin mekanizmalarında yer almak gerekiyor. Örneğin, sendikaya insanlarımız üye oluyor ama işçi temsilciliklerine girmiyor. Bu yanlış. İşçi temsilciliğine girmek gerekiyor ki, sendika merkezlerini etkiliyelim. Yine Almanya’da listeleri belirleyen temel olgu delegelerdir. Bu bütün partiler için geçerlidir. Partilerde delegeler seçiliyor ve bu delegeler listeleri belirliyorlar. Örnek anlamında söylüyorum Ayten Kaplan arkadaşımız, NRW’de Sol Parti Federal seçim listesinde 11. sırada yer aldı. Biz biliyoruz ki, NRW’de çok sayıda Kürt, Sol Parti’nin üyesidir. Ancak, orada çok fazla değil 30 ya da 40 Kürt delege olsaydı o eyalette, Kaplan listede üçüncü veya dördüncü olurdu. Yani üye var ama gidip delege olmuyor. Ayrıca şunu da vurgulamak gerekiyor. Kürtler, hakları uluslararası güçlerin çıkarları doğrultusunda gaspedildiği için milletvekilliğini önemli görüyorlar. Ama partilerde milletvekilliğinden daha önemli olan, yönetimlerdir. Bu bütün partiler için geçerlidir.
Önümüzdeki dönemde de seçimler var. Mutlaka partilere üye olan her Kürt delege olmalıdır. O zaman liste üzerinde de etkin olabilirsin. Bununla birlikte yine partiler içinde kanatlar ve gruplar vardır. İşte bu kanatlar ve gruplar için delegeler önemlidir. Delegeleri iyi olanlar liste üzerinde de etkili oluyor. Hatta sendikalar ve meslek örgütlerinde de böyledir. Aktif olmak, kendini iyi tanıtmak, delege olmak, dostlarımızı delege yapmak ve o parti içirisinde dostlar kazanmak önemlidir. Önemli bir göçmen grubuyuz. Bu söylediklerimi Anayasa Koruma Örgütü hemen tercüme edip, yayınlayacaklar ama şunu da bilmeleri gerekir ki, sendikalar, partiler, meslek örgütleri, göçmen kurumları kısacası herkes bunu böyle yapıyor. Bu aynı zamanda demokratik, doğal ve anayasanın vermiş olduğu bir haktır.
Kürt kurumları hangi noktaları eksik bıraktı?
Keşke biz son yıllarda değil de, 10 ya da 15 yıl önce bu yönlü çalışmalara başlasaydık. Bu biz Kürt kurumları açısında özeleştiri verilmesi gereken bir durumdur. Son bir kaç yıldır bu çalışmaları başlatıp hızlı bir şekilde toparlamaya çalışıyoruz. Aradaki zamanı bu şekilde kapatmaya çalışıyoruz. Tabii ki gelişmeler de hızlı oluyor. Ancak şu ortaya çıkmıştır ki, bizim uzun vadede düşünerek, yönetimler içerisinde söz sahibi olmanın yollarını aramamız gerekir.
Son olarak, bu seçimlerdeki hatalar ve eksiklikleri gözönüne alarak önümüzdeki dönemde Avrupa Parlamentosu seçimleri, federal veya eyalet seçimlerine göre bir perspektif oluşturacak mısınız? Ayrıca, seçimden önce sadece Sol Parti değil, diğer partiler de Kürt derneklerini ziyaret ederek desteğini istedi. Bu konuda ne söyleyeceksiniz?
Hem seçimleri hem de geçen haftaki festivali değerlendirmek için yönetim düzeyinde toplantı yapacağız. İlgili kurullarımızla bu konuyu tartışacağız. Eksik ve zayıf yönümüzü, güçlü olduğumuz yönleri bu toplantıda değerlendireceğiz. Kısa, orta ve uzun vadeli çalışmalar tespit edilecek. Sadece kendi kurumlarımızla değil, hareket ettiğimiz ve güçbirliği yaptığımız kurumlarla da tartışacağız. Önümüzdeki dönem için iyi bir çalışma için hazırlıklarımız olacak. Bu seçimde arkadaşlarımızın kazanması hepimizin ortak arzusuydu ki, biz bunun için çalıştık. Ancak bu seçimde bize göre Kürtler kazanmıştır. Çünkü Kürtlerin oyları artık görülür bir hale gelmiştir. İkincisi ise sadece Kürtler değil, Kürtlerin dostları da bu seçimde iyi çalışmıştır. Türkiyeli devrimci demokratlar, Aleviler, Asuriler, Anadolu coğrafyasından gelen bütün farklı kesimler bu seçimlerde ortaklaşma yaratmışlardır. Tecrübe kazanarak daha iyi bir çalışma ortaya çıkaracağız. Bu seçimler öncesi Sol Parti dışındaki partiler derneklerimize giderek kendilerini desteklemelerini istemiştir. Bu ilk kez oluyor. Artık seçimlerde Kürtlerin gücü, potansiyeli herkes tarafından görülüyor. Bu da çok önemli.
SİDAR DÊRSİM