Eskiden insanlar bir araya gelip, içip eğlendikten sonra eşi dostunu tanrılara kurban edip dağılırmış. Bkz: Keltler. Kelt geleneklerinde Truva atına benzer dev sunaklar inşa edip içine insan doldurup yakarak kurban etmek vardı. Senede birkaç defa yapılan bu ayinin amacı kabilenin sevilen ve faydalı üyelerinin ömrüne ömür katmaktı. Tanrılara „işe yaramazların“ canı verildiğinde kendi canlarının bağışlanacağına inanırlardı.
Mevsimsel, bir döngü halinde devam eden festivaller ise genelde mevsimlerin değişmesiyle ilgiliydi. Kıştan kurtulmak hemen hemen her kültürde festival nedeniydi. Çünkü gıda bereketini direkt olarak etkiliyordu.
Eski Mısır uygarlığında Nil’in bahar ayındaki taşkınlarını büyük törenlerle kutlarlardı. Bu taşkınlar Afrika’nın değişik ülkelerinden topladığı alüvyonları Nil deltasına bırakır ve topraklar bereketlenirdi. Taşkın ne kadar büyük olursa, bereket de o kadar artar, kutlamalar da o kadar görkemli olurdu.
Nil festivali belki de tarihin halen devam eden en eski festivallerinden biridir. Halen Delta sakinleri Nil taşkınlarını büyük kutlamalarla karşılar.
Sonbaharda ise Almanya’nın güneyinde Alp dağlarının vadi kasabalarında nalbantlar hayvan takımının çayırdan bayırdan tekrar ahırlarına dönmesini kutlarlarmış. Bavyera’daki sonbahar festivalleri kültürünün temelinde aslında bu geleneğin yattığı söylenir. Meşhur Oktoberfest de buna dahil.
Tüm eski festivallerin çıkış amaçları bir dinsel inanca ya da sosyal bir çıkara bağlıdır. Ağırlıklı olarak da ya sevincin dışa vurumu olarak gerçekleşir. Ama günümüzdeki gibi pek akla sığmayacak nedenlerle ortaya çıkan festivaller de yok değil.
Dünyada şu anda birbirinden ilginç festivaller kutlanmaya devam ediliyor. Bunların en ilginçlerinden biri Colorado’nun Fruita kasabasındaki Kafasız Horoz Mike Festivali. ‘Bu da ne?’ demeyin.
Fruitalı bir çiftçi olan Lloyd Olsen 10 Eylül 1945 günü akşam yemeğinde tavuk yemeye karar verdi ve bunun üzerine Olsen kümese gidip 5,5 aylık horoz Mike’ın kafasını baltayla uçurdu. Ama horoz tuhaf bir biçimde ölmedi. Kafası kopuk horoz sağa sola koşturup yerlerde yem aramaya devam etti.
Meğer Mike baltayı salladığında şah damar kesilmemiş ve beyin kökünün bir kısmı da sağlam kalmıştı. Küçük damarlardan akan kanın pıhtılaşmasıyla kanama da durmuş ve beynin kalan parçasının çevresinde bir zar oluşturmuştu.
O halde 18 ay yaşayan Mike adına kasaba halkı festival düzenliyor. Her festivalde baltayla tavukların kafaları uçurulup yemekler yapılıyor. Tuhaf.
İngilizlerin Bonfire Night‘ına ne demeli? 1605 yılında Katolik bir grup din adamı Londra’daki parlamento binasını havaya uçurmak istemiş ama bu girişim engellenmiş. O günden bu güne hiçbir şeyin havaya uçmadığı, yanmadığı o günün anısına tüm İngiltere’de sokaklarda dev ateşler yakılıp, havai fişekler patlatılıyor.
Yine İngiltere’nin Gloucestershire eyaletindeki Coopers tepesinde gerçekleştirilen Peynir Yuvarlama Festivali’nde yüzlerce kişi dik bir yamaçtan aşağıya birbirleriyle yarışarak, yuvarlanmakta olan ‘Gloucester’ peynirini yakalamaya çalışıyor. Her sene gerçekleştirilen bu festivalde katılımcıların yüzde 10’u yaralanıyor.
Manisa’da ise mesir macunu festivalinde izdihamdan çok sayıda kişi yaralanıyor. Bu festivalin çıkışı da 500 yıl kadar önceye dayanıyor. Erkeklerin rağbet ettiği bu macunun aslında padişahın anasını hastalıktan kurtarmak için yapılması da başka bir hikaye.
Her sene televizyonlarda birbirine domates fırlatırken görmeye alıştığımız İspanyol gençlerinin katıldığı Domates Festivali tarihi de 1944 - 45 yıllarına dayanıyor. 1945 yılında Ağustos ayının son çarşambası kutlanan bir festivalde, bir geçit töreni esnasında festivale katılmamış olan gençlerin, festivalde görev alan gençleri ittirip kaktırması sonucunda gençlerden biri yere düşer. Sinirlenen genç, etrafındakiler ile kavga etmeye başlar ve bu olay, büyüyerek bir sokak kavgasına dönüşür. Kavgaya tutuşan gençler, burada bulunan bir manavın domateslerini birbirlerine atmaya başlar. Polis gelip kavgayı durdurana kadar domates savaşı devam eder ve polis, olayın sorumlularından esnafın gördüğü zararları karşılamalarını ister.
Ertesi yıl, yine Ağustos gelip çattığında insanlar bu olayı hatırlar ve herkes evinden domatesler getirerek bir domates savaşı başlatmaya hazırlanır. Başlatılıp heyecanla devam eden bu olay, yine polis tarafından durdurulur. Gelecek yıllarda da bu tutumlarını yılmadan sürdüren Buñol kasabası sakinleri, domates savaşını gayriresmi bir festivale dönüştürürler.
Bizim festivalde çok şükür ne peynir tekeri peşinde koşan, ne de domates savaşı yapan var. Ama döner sırasında çektiğimiz eziyet herhalde benzerdir.
Karakteristik özelliklerimiz de var tabii. Sahnede program sürerken stada girmeyip çevresini tavaf etmek gibi. Bunların gelecek kuşaklara oturmuş gelenekler olarak aktarılması için daha bir on sene falan geçmesi gerekiyor. Bu süre zarfında bu tavaf geleneğimizin yerine oturacağına inanıyorum.