“Soluk soluğa yaşamalı insan
Her sabah yeni şeyler görebilmeli
Ve cehenneme dönse de bütün bir ömür
Mutlaka bir şeyler değişmeli her gün”
“Hevala Destan, bu mücadeleye başladığım günden beri seninle aynı yolda yürüyoruz. Bize, ezilen halklara dayatılan sömürgeciliği ve o kirli yaşamı karşımıza alarak saflara katıldık.
Yanlış yaşam içerisinde doğru yaşanamazdı. Sen, ben, hepimiz burada bir mücadele arayışındayız. Ve bu mücadeleyi aydınlığa kavuşturana dek de savaşacağız. Heval, bu devre içinde kendime örnek aldığım en başarılı, güçlü yoldaşlarımdan birisin. Sen de yoldaş, herkes gibi kendi hakikatini aramaktasın. İnanıyorum ki istediğin hakikate ulaşacaksın.
Senin silah eğitimlerinde birinci olman beni çok etkiledi. Ve inanıyorum ki ileride çok iyi bir ZÎLAN Komutan, çok iyi bir BÊRÎTAN Komutan, çok iyi bir VIYAN Komutan olacaksın.
Mücadele yolunda sana başarılar diliyorum. SERKEFTİN!
Renas Şoreşger (05.08.2014)”
Bu mücadele, analitik ve duygusal zekanın birliğinden geçiyor. Bazen öyle anlar geliyor ki ikisinin birbirine karıştığını fark ediyor insan. Bu dağlarda, zafer marşlarının yanında, bu mücadele uğruna şehit düşen yoldaşlarımız adına ağıtlar da yükselmekte. Diyor ya bir dize: “Yiğitler ölür mü üç beş kurşunla?..” Onlardan bize kalan mirası taşımak nihai amacımız oluyor. Sıra neferleri olabilmek, gülüşlerini geleceğe taşımak ve dahası... “Gidenler nerede kaldılar, özledim gülüşlerini” diyen şairin aksine, biz onların gülüşlerinin kaybolmasına asla izin vermeyeceğiz. Sürekli omuzlarımızda, bedenlerimizle bütünleşen silahlarımız gibi onların gülüşlerini de kendimizle bütünleştireceğiz.
Gencecik bedenlerinin uzandığı toprağı sosyalizm ile sulayacak ve yeşerteceğiz. Anılar sarnıcının dolmasını beklemeye gerek yok bunun için. Çünkü burası soluk soluğa yaşamın merkezidir. Anıları tekrarlansa da anlatımlarımızda ilk kez orada dinliyor gibi yeniden dinleyecek; yeri geldiğinde gülümseyecek, hatırlayacak ve anımsayacağız. Sürekli aklımızda taşıyacağımız cümle şu olacak: “Alışmadık, alışmayacağız; kabullenmedik, kabullenmeyeceğiz!” Kürdistan topraklarından doğan güneş ile gülüşlerini Batı'ya ulaştıracağız. Böylece tüm insanlık onların gülüşleri altında güzel günler ile yaşayacak. Huzur dolu bir dünya, onların topraklarından filizlenecek olan tohumlarla kurulacak. O zaman tüm dünya portakal çiçeklerinin kokusuyla bütünleşen baharı yaşayacak. Güzel çocuklar doğacak ve onların isimlerini taşıyacak, yaşatacaklar. Çocukların masallardaki kahramanları olacaklar. Belki tüm ömürleri boyunca kahraman olmaya mahkumlardı.
Rênas yoldaş, bedeninde tüm bunları yaşatıyordu. Gerçek bir hakikat arayışçısıydı. Devrim mücadelesinde tereddütsüz yürüyen bir yoldaştı. Halkının güzelliğinde yaşıyordu her zaman diliminde. Yeni insan olmanın yolunda her zaman kendisine şu soruyu soruyordu: “Bugün halklar adına ne yaptım?” Böylesine yüceydi yaşamı ve yaşamından yansıyan karakteri. Ve her zaman gülüşünde bir sözün anlamı yüklüydü: “Benim gülüşüm, doğacak çocukların gülüşü olmalı.” Yaşamında emekçiydi, bir işte ter dökmek onuruydu Renas Yoldaşın. Yaşama esprileri ile güzellik katardı. İyi çözümlemelerin sahibiydi aynı zamanda. Kavgada tanıdığım militanlığı yaşatan nadir yoldaşlardandı. Özünü bu kadar iyi koruyabilmesi, bana ve devremizdeki bütün yoldaşlara güç oluyordu. Dilinin, kültürünün ve halkının -en anlamlı- temsiliydi. Yukarıda bana yazdığı mektupta da belirttiği gibi kazanıncaya dek savaştı Rênas Yoldaş. Uğruna şehit düştüğü alan şimdi onun da mücadelesini taşıyarak özgürleştirildi. Anısını zafer şiarlarıyla destanlaştırdı. Şimdi bize ondan geriye anıları ölümsüzleştirmek kalıyor. Silahını yerden kaldırıp, zirvelere ulaştırmak kalıyor. Bayrağını elden ele ulaştırıp, volkanlaşarak büyütmek kalıyor. PKK var olduğu sürece de her zaman anıları yaşamaya devam edecek. Buz tutmuş dünya ortasında, yollara düşenlerin anısını mücadele yoldaşları hep bu coşku ile onları sahipleneceklerdir. Durgun bir su gibi akan ömürleri canlandıran ve renk veren anılarını sahiplenmek de bizlere yakışan oluyor.
Rênas yoldaşın şehadet haberini ilk aldığımda, bu duyguyla ilk kez karşı karşıya kaldığımın farkına vardım. Birlikte eğitim devresi görmüştük, birlikte yaşamı paylaşmıştık. Dağdaki ilk günlerimizdi. Güçlü katılma çabamızın, sistem içerisindeki etkileriyle boğuştuğu günlerdi. Çoğumuzun üzerinde şehirlerden getirdiği özellikleri hala mevcuttu. Her arkadaş gibi onun da kendisine has özellikleri mevcuttu. Eğitimdeki üstün başarısı ile dikkatleri üzerine çekmeyi başarıyordu.
Devremizde bulunan arkadaşların, takviye grupları ile savaş alanına gittiğini öğrendiğimde, ilk başta haberleri izlemekten korkar olmuştum. Her gün bir isim... O gün haberlerde, yoldaşlarımızın şehadet haberleri veriliyordu. “Rênas Şoreşger”. İlan resimsizdi. Aklıma getirmek istemedim. Daha sonrasında soy isminden emin olmak adına, bana yazdığı nameyi açtım. Defteri kapattım. O duygunun tarifi, elbette hiçbir zaman olmadı. Şehit düşen bir yoldaşın anısına yazmak, onu anlatmak kolay olmuyor. Kelimeler bulunamıyor, cümleler tam oluşmuyor, hep eksik kalıyor. Onları yaşatmak adına anlatımları oluşturmak çok zor oluyor. Nedense Heval Rênas’ı düşündüğümde, aklıma bir şiirin anıları geliyor:
“(…)
Serüvenciler onlar, hiç ölmezler
Ki onlar hep yalnızdır
Ve her nasılsa bulurlar heder olmanın bir yolunu
Onlar ki bu dünyada kahraman olmaya mahkumdurlar
Sislenen anılar kaldı bize onlardan
Renkleri bozulup duran solgun anılar
Nasıl yazılmalı ki silinip gitmesin
(…) ”
Her zaman gülüşleri ile tanınan o güzel yoldaşın anısını yansıtıyor bu şiir. Bu yazıyı, Renas yoldaşı, benim ve diğer yoldaşların dışında da ölümsüzleştirmek adına yazdım. Anısını mücadelemizde, dağlarımızda, türkülerimizde, şiirlerimizde yaşasın. İnanıyorum ki onların bayrağını kaldırmak adına, isimlerini yaşatmak adına, mücadelelerini çoğaltmak adına yeni insanlar doğacaktır.
Kavganın ortasında yeniden buluşmak dileğiyle; “Alışmadık, alışmayacağız!..”
* Rênas Şoreşger, Kobanê’de DAİŞ çeteleri ile 21 Ocak 2015 günü yaşanan çatışmalarda yaşamını yitirdi.