Bir bozuk düzen içindeyiz. Hepimiz yakınıyoruz. Hangi, aklı azıcık bir şeye erenle konuşsan, bir dert kumkuması. Vah memleketin hali, ah memleketin hali. Bu gidiş ne olacak sorusunu birbirine sormayan yok. Ama hiçbir kimse, bu yakınanlar, ah vah edenlerden hiç kimse de durumumuzu düzeltmek için parmağını kımıldatmıyor. Lafın kolayındayız. Uyuşmuşuz. Hiçbir iş karşısında sorumluluk kabul etmiyoruz. Bin dereden su getirip herkes kendisini temize çıkarıyor. Hakları var yok, o başka iş. Ama memlekette hangi dalı tutsan eline geliyor. Var olan bu.

Herkes umudunu kesmiş gibi. Birbirine kimsenin güveni yok.

Bütün umutsuzlukların, ah vahların üstünde gene de bir şeyler, bazı yönlerde bir şeyler yapmak zorundayız. Parmağımızı kımıldatmak zorundayız. Uyanmak, bazı meselelerimizin üstüne dostça eğilmek zorundayız. Öyle meselelerimiz var ki, onları savsaklamak bize çoğa mal olacak. Bir ölüm dirim işi. Var olmak, ya da olmamak.

Ortada bir iktidar partisi var. Bu parti en büyük özgürlük ve adalet vaadiyle, vaatleriyle iktidara gelmiş bir partidir. Size özgürlük getireceğiz, dediler, halk da inandı. İnanmasa ne yapacaktı ki, başka çaresi yoktu. Oyunu verdi. Ama bu partinin özgürlük ve adaleti gerçekleştirmek için hiçbir temel şartı yoktu. Anka kuşu gibi vaat ettiği özgürlük ve adalet, iktidara gelince anka kuşu oldu. Koydunsa bul.

Gerçeklik artık gün gibi ortadadır, Tayyip Erdoğan’ın tabir edilen ustalık dönemi talan, hile, yolsuzluk, zulüm, baskı, terör ve hırsızlık dönemidir.. Tüm bu konularda ustalaşmışlardır, adalet, özgürlük, hukuk yok, karşımızda Tayyip Erdoğan’ın emriyle çalışan bir sistem var. Türkiye’de bütün kurumsal yapılar paramparça olmuş durumdadır. Karşımızda Bahçelileşmiş Erdoğan var, soyguncu, vurguncu, gaspçı bir çete yapılanması, çete topluluğu var. Türkiye’de devlet yapılanması ortadan kalkmıştır. Hitlerleşen Erdoğan sistemi yürürlüktedir.

Özgürlük ve adalet isteyenlerin terörist ilân edildiği; milyonların iradesi olarak beyan ettiği Önder Öcalan’ın ağırlaştırılmış, insanlık dışı bir tecride tabi tutulduğu; yüz binlerce KHK mağdurunun olduğu; mafyavari tehditler savurmasıyla nam salan Cem Küçük’ün gazeteci sayılabildiği; Ahmet Hamdi Çamlı gibi Kenan Sofuoğlu gibi kara câhil adamların milletvekili olabildiği; ne mesleki ne de özel hayatlarında adalet kavramına kafa yormuş hakimlerin mesleklerini icra edebildikleri; kayyımların arkalarında bıraktıkları pisliğin, yoğun kullanılmış bir tuvaleti temizlemekten bile daha iğrendirici olduğu; insanların gün ortası kaçırılıp, sorgulandığı; sivil insanların apaçık bir şekilde katledildiği ve bu listenin ne yazık ki sayfalarca sürdürülebileceği bir kâbusun ortasındayız. Daha, kadın cinayetlerine, eril şiddete, tecavüzlere, işçi ölümlerine, tutuklanan gazetecilere bile sıra gelmedi. Diktatör Tayyip Erdoğan iktidarında Türkiye’nin hali boynun neden eğri sorusuna nerem düzgün ki diyen devenin halinden daha trajik bir aşamaya girmiştir.

Durumun karamsarlığı iradenin iyimserliği diyor Gramsci, 1924’lerde, 1915’lerde değiliz, AKP-MHP ve nasyonal sosyalist Aydınlık Perinçek cephesi. Ortak bir zihniyet, ortak bir devlet aklı var. Erdoğan Kemalizmin devlet aklını radikalleştirmiştir. Kürt Özgürlük Hareketi’ni ortadan kaldırmanın tek yolu bütünüyle Kürt halkını soykırımdan geçirmektir, bundan ötürü Kürt halkına dönük büyük bir soykırım konsepti yürürlüktedir. 20. Yüzyılda kurulan sistemlerin tümü çöktü. Arap milliyetçiliği, Arap sosyalizmi, Arap İslamcılığı, Şahlık ve şahtan sonraki İslamcılık çöktü, Türkiye’de Kemalizm çöktü İslamcıların iktidarında ise içler acısı bir portre karşımızda, devlet tam bir serseri mayına dönmüş vaziyettedir. İslamın beş şartını üçe indiren bir iktidar gerçekliği ile yüzyüzeyiz. Masa, Kasa, Nisa İslamın üç şartı AKP’nin Türkiye’si bu.

AKP’nin ve Faşist Diktatör Erdoğan’ın Türkiye’yi Müslümanlık boyasıyla boyamak tezi iflas etmiştir. Tabanda, sandıkta, kitlede, toplumda fiili bir anti-faşist cephe oluşmuştur. Bu cephe anti faşist demokrasi cephesidir ve geride bıraktığımız yerel seçimlerde başarıya ulaşmıştır. Bu cephenin oluşumunda ve başarıya ulaşmasında zindanlarda başlayan direnişin katkısı var, Kürtlerin her alanda yürüttüğü demokrasi mücadelesinin katkısı var, emekçilerin, kadınların ve gençlerin katkısı var. Türkiye’de kesinlikle faşizm kaybetmiştir. Geçtiğimiz yerel seçimlerde demokratik bir seçim ortamı, mücadele ortamı olsaydı cumhur ittifakı %30’luk bir oranı bile geçemeyecekti. Kürtler ve Türkiye halkları demokratik, adil bir ortamda birlik temelinde yaşayabileceklerinin iradelerini ortaya koymuşlardır.

Diktatör Tayyip Erdoğan’ın gemisi artık su almıştır. Diktatör Tayyip Erdoğan yönetimi yenilmiştir, kaybetmiştir. Faşist diktatör Tayyip Erdoğan iktidarı zorla elinde tutmaktadır. Faşist diktatör Tayyip Erdoğan öncülüğündeki Türkiye’nin hali nerem düzgün ki diyen devenin halinden beterdir. Muhalefet Tayyip Erdoğan diktatörlüğüne karşı tüm toplumsal kesimlerle beraber artık harekete geçmelidir. Demokratik cephe buna öncülük etmelidir. Bu noktada en önemli rol HDP’ye düşmektedir, kadınlarla, gençlerle, yoksullarla, sokakla, ezilenlerle, yurtsever ve demokratik tabanla bütünleşip toplumsal bağları geliştirmelidir. Herkes bulunduğu her alanda artık harekete geçmelidir. Özgürlüğe, hayal ettiğimiz yarınlara her zamankinden daha yakınız. Tek bir cephede birleşmezsek çabalarımız havaya çivi çakmaktan öteye bir şeyi ifade etmeyecektir. Artık zaman diktatöre karşı tüm demokrasi ve özgürlük yanlılarının tek bir cephede, anti-faşist demokrasi cephesinde birleşme zamanıdır.

Yeni bir direniş yılına girerken bilmemiz gerekiyor ki; AKP-MHP faşist ittifakı artık geçen yıldan kalma son yapraklar gibidir, dalına iğretice tutunan, düştü düşecek bir son yaprak. Gemi su almış, battı batacak, umutsuzluğu silip bir kenara atmamız gerekiyor. AKP içerisinden çıkan yeni partilerden de anlaşıldığı gibi kriz faşist diktatör Erdoğan’ın öncülüğünü yaptığı faşist cephenin, gelecek ise bizimdir..!