Sık sık bir “devlet aklı” sözü kullanılır oldu. Şüphesiz böyle bir akıl vardır ya da olmalı. Ama anlaşılan “devlet aklı” diye tek bir akıl yok. İsmet Paşa için söylenen “Kafasında kırk tilki dolaşır, kırkının kuyruğu birbirine değmez” sözü aslında devlet aklını tanımlıyor. Devletin aklında kırk tilkinin dolaşması normal ama ya tilkilerin kuyruğu birbirine dolaşırsa? Bu tilkiler seçim günü, sayım zamanı trafoları attıran kediler gibi devletin sigortasını attırırsa ne olur? Türkiye o aşamayı yaşıyor gibi.

Cumhurbaşkanı “Türkiye’nin en önemli sorunu Kürt sorunudur, bunu çözmeliyiz” diyor. Başbakan ve bakanların, CHP-MHP liderlerinin de benzeri açıklamalarını görüyoruz. Artık resmi bir siyasi parti ya da bir kurum gibi açıkça siyasi hayatımıza giren Cemaat(Camia-Hizmet) var. Onların fikrini almazsak ayıp olur. Ama onlar da çözümden yana olduklarını söylüyorlar. Hatta anadilde eğitim hakkını savunuyorlar. Ne var ki, herkes çözümden yana görünse de çözüm yolunda kalıcı adım atmak hiç de kolay olmuyor.
Eskilere ek olarak son dönemde iki somut gelişme gözümüzün önünde:
Birincisi, AKP Hükümetinin Rojava odaklı Suriye politikasıdır. AKP Hükümetinin Suriye’ye müdahale hevesinin altındaki gerçek neden Rojava devrimini ezmektir. Yoksa kimse AKP Hükümetinin Şam’ı fethetmesinden korkmuyor. Bugüne kadar açıkça müdahale etmesine izin verilmeyen Türkiye, bunun yerine El Nusra-El Kaide-İŞİD çetelerini destekleyerek amacına ulaşmaya çalıştı. O da yetmeyince Rojava’yı duvarlarla, hendeklerle tecrit ederek boğmaya çalışıyor. Ne acı ki bu amaçla Barzani ile işbirliği yapıyor. Bu konuda esas dikkati çeken nokta ise şudur: Türkiye’nin Suriye’ye müdahalesine karşıyım diyen CHP-MHP ve diğer Ulusalcılar Rojava’ya müdahale konusunda çıt çıkarmıyorlar. Hatta “Sınırımızın dibinde PKK vb.” diyerek müdahaleyi destekliyorlar.
İkincisi ise seçim döneminde BDP-HDP’ye karşı devletin saldırılarıdır. Saldırılar seçim öncesinde özellikle HDP’ye yönelik olarak tırmandırılmıştır. HDP hemen hemen bir tek toplantı yapamamıştır. Gittiği her yerde kontrgerilla çetelerinin saldırılarına uğramıştır. Emniyet güçleri, kaymakamlar, belediye başkanları saldırganlarla işbirliği içinde olmuşlardır. Şu ana kadar da saldırganların bir teki bile yakalanıp yargıya teslim edilmiş değildir. Saldırıların en büyüğü ise seçim sandıklarına yapılmıştır. Ağrı seçimleri iptal edilmiş, Ceylanpınar ise resmen gasp edilmiştir. Birçok yerde halkın itirazları sürmektedir. Açık ki mesele bir iki belediye meselesi değildir. Halkın özgür iradesinin gasp edilmesi ve geleceğini çalma girişimidir. Bu da durumun vahametini arttırmaktadır. Daha da vahimi bu gasplar barışçı-demokratik çözüm yolunu engelleme çabası demektir.
Kürdistan halkı ve demokratik sosyalist güçler 3-5 belediye ya da milletvekilliği kapmak, ihalelerle zengin olmak için legal siyaset yapmıyor. Ezilenlerin açık-demokratik siyasete önem vermesi barışçı-demokratik çözüm yolunu açmak, güçlendirmek içindir. Bu yol kapatılırsa çatışmalar ve şiddetli bir savaş kaçınılmaz olur. HEP’ten bugüne kadar kurulan yedi parti kapatıldı. BDP sekizinci parti oldu. Bu da ortalama 2-3 yılda bir, yeni bir parti, her seçimde yeni bir parti demektir. Legal demokratik siyaseti sürdürmek isteyenler ağır bedel ödemişlerdir. Katledilen siyasetçiler bir yana halen on binden fazla KCK ve sol örgüt üyesi siyasetçi zindanlardadır. Devlet hasta tutsakları birer birer öldürmektedir.
Hükümetin, içeride Kürtlere ve sola karşı zulüm yaparak, dışarıda Rojava Devrimine saldırarak barışçı çözümden söz etmesi hiç de inandırıcı değildir.
Barışçı ve demokratik çözümü isteyen ve sürecin sahibi olan halktır. Bu durum HDP-BDP öncülüğündeki radikal demokratik mücadelenin önemini ve belirleyiciliğini arttırıyor. Sürecin başarısı “devlet aklı“na değil, halklarımızın ortak mücadeleyi geliştirmesine, yükseltmesine bağlıdır.