Bir yazıma böyle bir başlık atacağımı rüyamda görsem hayra yormazdım. Ama oldu işte. Ben böyle bir başlık attım: Devlet Bahçeli “doğru” söylüyor…
Şimdi ben Bahçeli’nin sözlerini aktarayım, siz de okurken başlık gerçeği yansıtıyor mu, yansıtmıyor mu, düşünün.
“Başbakan ve kol kola girdiği teslimiyet korosu ne söylerse söylesin; Dersim vakası bir isyan girişimidir ve Türk devletinin egemenlik haklarına küstahça meydan okumadır.
Bugünün PKK’sı, KCK’sı neyse, Dersim kalkışmasına tevessül edenler de aynısıdır. Bu aşamada sormak isterim ki; bu zaman diliminde bölücü teröre karşı alınan tedbirlerin, yapılan operasyonların özrünü gün gelecek birileri de dileyecek midir? Hükümetin talimatlarıyla görev yapan kamu görevlilerinden, gün gelecek tıpkı bugünkü gibi hesap sorulacak, isimleri kirletilerek verildikleri yerlerden sökülüp atılacak mıdır?”
Evet, Bahçeli’nin “küstahça”, “terör” merör lafları çıktıktan sonra, bu metinde geriye kalan her şey baştan sona doğrudur, soruların “negatif” maksadı bir yana bırakıldığında, tüm sorular yerindedir.
Birincisi, devlet Dersim’i “tasfiye” etme siyasetini, yani Dersimli’nin Kürt-Alevi kimliğini “inkar” ve bu halkı “imha” kararını Dersim ayaklanmasından, yani isyanından çok önce vermişti. Belgeler bunu kanıtlıyor. Tıpkı şimdi olduğu gibi. Bahçeli “doğru” söylüyor; Bu “inkar ve imha” planına karşı, “Dersim vak’ası bir isyan girişimidir.” Bu isyan, “Türk devletinin” hiçbir temeli olmayan “egemenlik” iddiasına karşı bir “meydan okumadır.”
İkincisi, Bahçeli’nin de dediği gibi, “Bugünün PKK’si, KCK’si neyse, Dersim kalkışmasına tevessül edenler de aynıdır.” Bu iddia kadar doğru bir iddia şu ana kadar PKK dışında hiç kimse tarafından bu netlikte dile getirilmemiştir.
Üçüncüsü, sorunun “negatif” amacını ve “bölücü terör” uydurmasını bir yana attığımızda, biz de Bahçeli ile birlikte, bu defa sorunun “pozitif” anlamında kelimesi kelimesine şu soruyu Başbakan’a yöneltiyoruz: “Bu zaman diliminde PKK’ye karşı alınan tedbirlerin, yapılan operasyonların özrünü gün gelecek birileri de dileyecek midir?” Haklı bir sorudur bu: Bahçeli’nin dediği gibi, madem ki, Dersim şu son 30 yıllık isyan gibi bir isyandır, madem ki, Dersim kalkışmasına tevessül edenler ile bugünkü isyana öncülük eden PKK ve KCK arasında bir fark yoktur, o halde Dersim’de isyana karşı “alınan tedbirlerin, yapılan operasyonların özrünü dileyenler”, son isyana karşı “alınan tedbirlerin, yapılan operasyonların” da özrünü dilemek zorundadırlar.
Dördüncüsü, Bahçeli’nin “kirletme” sözcüğü dışında, şu sorusunu biz de, elbette sorunun pozitif anlamında kelimesi kelimesine soruyoruz: “Hükümetin talimatlarıyla görev yapan kamu görevlilerinden, gün gelecek tıpkı bugünkü gibi hesap sorulacak, isimleri ‘lanetlenerek’ verildikleri yerlerden sökülüp atılacak mıdır?”
Evet. A diyen B demek zorundadır. Bahçeli bu mantıksal zorunluluğu görmüştür. MHP Başkanı, tarihte yapılan mezalimin bugün de yapıldığını görmekte, ama o, kendi milliyetçi-ırkçı nazariyesiyle tutarlı olarak, dün yapılan mezalimi nasıl savunuyorsa, bugün yapılan mezalimi de aynı öyle savunmaktadır.
O nedenledir ki, rakip partinin başını da “tutarlı” olmaya çağırmakta, “eğer dün yapılandan özür diliyorsan, bugün yapılandan da özür dilemek zorunda kalırsın” diyerek Başbakanı “bugün yapılanları nasıl savunuyorsa, dün yapılanları da savunmaya” çağırmaktadır. Çelişki ağırdır: Dünkü isyanın kanla bastırılmasından özür dilemek, bugünkü isyanı kanla bastırmaya kalkışmak, tarihle alay etmektir. Tarih önünde “özür”, o tarihte yapılan yanlışı, işlenen suçu bir daha tekrar etmemek için dilenir.
Türk Başbakan’ı “tarihte yapılandan” özür diliyor, sonra dönüp “tarihte yapılanın” beterini yapmaya devam ediyor. Onun tarihteki Dersim katliamından dolayı özür dilemesinin amacı, bugün yapılan katliama meşruiyet kazandırmak amacını taşıyor. O “devlet katliam yaptığı için” özür dilemiyor; AKP devletinin katliam yapabilmesi için özür diliyor.
Devlet Bahçeli “samimi” bir ırkçı-milliyetçidir, o nedenle bu iki yüzlülüğü kabul etmiyor. PKK’nin öncülük ettiği isyanı bastırabilmek için, tarihte “zulme” uğrayanları kandırmak ve isyan güçlerini parçalamak için, “tarihte yapılandan” özür dileme erdemsizliğini reddediyor. “Ya devletin ve milletin tarihine de sahip çık, ya da şimdi yaptığını yapma” diyor. Onun bu “samimi” ırkçı-milliyetçi tutumu, AKP’nin “Türkçü İslamcılığının” iki yüzlü, hilekar niteliğini açığa vuruyor…
Böyle “özür” ya da “tövbe” kabul olunur mu? Başbakan’ın dilinden düşürmediği Kur’an’dan okuyalım:
“Doğrusu iman ettikten sonra inkar edip sonra da inkarlarını arttıranların tövbeleri kesinlikle kabul edilmez.” (Âl-i İmrân, 91)
Ey Recep Tayyip Erdoğan, başucuna astığın Kur’an sana diyor ki, “1938 için tövbe, istiğfar edip, 2011’de aynı günahı işliyorsun, dün Allah’ın kulu Kürdü “inkardan” ve “imhadan” dolayı tevbe edip, şimdi aynı Kürdü yine “inkar” ve “imha” ediyorsun; bilmiyor musun ki, Allah inkarlarını arttıranları asla affetmez…”
Dersimli de böyle “tövbe”ye inanmaz…