• Türk İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun “Bulunca lime lime edin, diye talimat verdim” sözlerine tepki gösteren İHD Eşbaşkanı Eren Keskin, devletin böyle bir çağrı yapamayacağını söyledi.

Türk İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun “Bölge komutanını aradım. ‘Bulunca lime lime edin’ diye talimat verdim” ve “ibret olsun diye resimlerini paylaşacağız” sözleri, tepki topluyor.

İHD Eşbaşkanı Eren Keskin, İçişleri Bakanı’nın kamuoyuna açık şekilde yaptığı “lime lime edin, fotoğraflarını yayınlayın” çağrısının, Türkiye’nin altına imza attığı bir çok uluslararası sözleşmeye aykırı; Açık bir şiddet çağrısı; nsan haklarına, demokrasiye, yaşam hakkına aykırı olduğunu söyledi. İnsan hakları savunucuları olarak her zaman barışçıl çözümden yana olduklarını ve şiddet içeren çağrılara da karşı olduklarını hatırlatan Keskin, Yeni Özgür Politika’ya yaptığı açıklamada, “Hele ki bu, belli insan hakları ve uluslararası sözleşmelere imza atan bir devlet adına yapılıyorsa, ortada büyük bir sorun var demektir.  Zaten bizim son dönemlerde sürekli dile getirdiğimiz bir gerçek var. Şiddet devlet eliyle çok meşrulaştırıldı. Çeşitli sosyal medya hesapları üzerinden açılan jandarma ve polis istihbarata ait bir çok sayfadan işkence, savaş ihlalleri zaten yayınlanıyor. Eğer topluma yönelik açık bir şiddet çağrısı yapılırsa bu, bütün topluma yayılacak bir şiddet çağrısı olacaktır. Dolayısıyla bu açıklamanın son derece tehlikeli bir açıklama olduğunun altınız çiziyoruz” dedi.

Devletse düşmanına da işkence yapmaz

“Lime lime edin” demenin, açıkca “işkence yapın” demektir. İşkence yapmak Türkiye’nin gerek iç hukukuna, gerekse altına imza attığı uluslararası sözleşmelere ve özellikle Cenevre Savaş Hukuku Sözleşmesi’ne aykırı olduğuna dikkat çeken Keskin, şöyle devam etti: “Devlet, düşman olarak kabul ettiği kesimi bile ele geçirdiğinizde, ona işkence yapma yasağınız vardır. Bu nedenle bu çağrıyı devlet adına konuşan birinin kesinlikle yapmaması gereken bir çağrı olarak değerlendiriyorum.”

Yargısız infaz talimatıdır

HDP Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu'ndan Sorumlu Eşbaşkan Yardımcısı Ümit Dede, hukuka uymayan bir talimat olduğunu belirterek, İçişleri Bakanı’na bağlı jandarma ve polisin yetkisinin şüphelileri yakalamak olduğunu, suçlu olup olmadıklarına ve cezanın ne olacağına mahkemenin karar verdiğini hatırlattı. Dede, Yeni Özgür Politika’ya şunları söyledi: “Soylu’nun talimatı, ‘yargısız infaz yapın’ talimatıdır. Böyle bir talimat verilemez de uygulanamaz da. Bu emri veren de uygulayan da suç işler. Bunun adı cinayete azmettirmek ve cinayet işlemek olur. Hele ki lime lime etmek sözü işkenceyle öldürmeyi belirtir ki, biliyorsunuz işkence ‘insanlığa karşı suç’ kategorisindedir.”

Zamanlaması manidar

HDP Uzlaşma Kurulu Üyesi Günay Kubilay, olayın zamanlamasının manidar olduğunu savunarak, AKP-MHP iktidarının, virüs salgınını bir fırsata dönüştürerek, içinde siyasetçiler, gazeteciler, akademisyenler gibi siyasi tutsakları af kapsamı dışında tuttuğu, bu eşitsizlik ve ayrımcılığın büyük bir toplumsal tepkiye yol açtığı bir momentte Kulp’ta bu hadisenin yaşandığına işaret etti.

Kendisinde tıpkı müzakere masasının devrilmesine giden yolun başlangıcına bahane edilen Ceylanpınar’da iki polisin infazına dair bir çağrışım yaptığını kaydeden Kubilay, Yeni Özgür Politika’ya şunları ifade etti: “O dönemde de kopartılan fırtına, ideolojik ajitasyonlar, milliyetçi hamasetler hatırlandığında Soylu’ya sirayet etmiş nefret duygusunu anlamak daha kolay olacaktır. Ceylanpınar olayında da polislerin infaz edilmesiyle ilgili olarak gösterilen adres aynıydı, üslup benzerdi. Ne büyük tarihsel ironidir ki, Ceylanpınar olayıyla ilgili bugün hapiste tek tutuklu dahi bulunmamaktadır. Tarihsel olarak geleneksel devlet aklına ve pratiğine baktığımız zaman toplumun çoğunluğunun tepkisini çeken her uygulamada, ‘toplumu ikna edecek ve bir tür meşruiyet sağlayacak’ çok önemli olayların yaşandığını görüyoruz. Kulp’taki 5 köylünün ölümüne yol açan patlamanın ‘infaz yasası’nın Meclis’te görüşüldüğü ve ‘siyasi affın’ kapsam dışı bırakıldığı bir zaman diliminde gerçekleşmiş olmasını başka türlü değerlendirmek olanaksız.”

Nefret ve suçluluk psikolojisi

Türkiye’nin uzun zamandan beri bir hukuk devleti olmaktan çıktığını, yürütmenin yargının yerine geçtiğini, hangi düzeyde bir cezalandırma yönteminin uygulanacağına yürütmenin karar verdiğinin bir kez daha görüldüğünü kaydeden Kubilay, şunları ekledi: “Patlamayla ilgili hiçbir araştırma yapılmaksızın, sorumlular ve faillere dair yargı süreci dahi işletilmeksizin doğrudan adres gösteren bu tür açıklamalar hem bir nefret duygusunu hem de bir suçluluk psikolojisini dışa vurmaktan başka bir şey değildir.” HABER MERKEZİ