Yazı yazmak içimden gelmiyor. Sadece bağırmak istiyorum böylesi bir vahşet karşısında. Gırtlağım yırtılana kadar bağırmak istiyorum zulme karşı.
***
"Halkların eşitlenmiş kimlik ilişkileriyle, ortak vatanda birlikte yaşamı"na inancımı gözünüzün içine baka baka nasıl anlatabilirim ki artık, ben bile umutlarımı yitirmekteyken? Yürür mü bu topraklarda böylesi bir kardeşleşme projesi. Ulus kimliği sorunlu olan bu faşist diktatörlüğün "ötekine" düşmanlığa bir var oluş biçimi olarak sıkı sıkıya sarıldığı bu ülkede, halkların eşit kimliklerle kardeşleşmesi, halkların barış içinde birlikte yaşamı mümkün müdür?
Erdoğan’ın ya da Gül’ün ya da Fethullah Gülen’in ya da hepsinin kıçını yaladığı ABD yetkililerin hiçbirinin Ermeni ya da Kürt halkından özür dilemesinin artık halklar açısından kıymeti harbiyesinin olamayacağı bir döneme girdik sanırım.
Kürt halkı devletten şikayetçi değil. Çünkü onların Türkiye Cumhuriyeti’nden kandan, açlık, sefalet ve zulümden başka bir beklentileri yoktur artık. Bunu çok kez denediler. Sömürgeci devletin her sözünde bu iyi niyetli beklenti bir kez daha uyarıldı. Oysa halkların umutlarıyla oynamak tehlikelidir. Kürt Açılımı saldırısı öncesinde de Kürt halkının bilerek lades dediği şey, umudun arandığı "sonuncu dağın ardı" beklentisiydi. Olmadı, olamazdı da.
Ama Kürt halkının asıl beklentisi Türk halkının sömürgeci faşizme karşı birlikte direniş bilincinin artacağına ilişkindi. Olmadı, olabilirdi.
***
Birlikte yaşam hala mümkün müdür?
Öyle sanıyorum ki, bu istemin gerçekleşebilme olasılığını "zor da olsa mümkündür" diye yanıtlayabilmek için bile, zaman tükendi. Kürt halkı zaten doğal hakkı olan, ayrı devlet kurma hakkı dahil olmak üzere, kendi kaderini tayin etme hakkını "kimlik kabulü ve eşitlenmesi koşullarında birlikte yaşamda ısrar" yönünde kullandı. Sömürgeci devletin kanla karşılık vermesine rağmen Kürtler bu istemi Türk halkına taşımaya çalıştılar. Bu konuda eksikleri olduğunu söylemek sadece büyük bir yalan değil, aynı zamanda kabul edilemez bir vicdansızlıktır. Ama ne yazık ki bu istem Türk halkı tarafından ciddiye alınmadı, değerlendirilmedi, geri itildi.
Elbette bir halkın bütününü tek bir tanım içerisinde ele alamayız. Ama kendimizi kandırmayalım. AKP, MHP, CHP ve kıyıda köşede kalmış benzer milliyetçi siyasal partilerin oy desteklerini birbirine ekleyerek baktığımızda dahi, Türk halkına ilişkin tanımlarımızın bu halkın en azından yüzde doksanından fazlasını kapsadığını rahatça söyleyebiliriz.
Gerekçelere sığınmadan gerçeği görmeye çalışalım. "Bu halk, doğru haber alma hakkı gasp edilmiş bir ülkede, medyanın ve devlet aydınının ortak çabasıyla da körleştirilmiş, sağırlaştırılmış bir halktır" gerekçesi artık gerekçe olamaz. Bu halk "ancak ötekilerin cesetleri üzerine basa basa yürütebildiği egemenliğin kendisini sunduğu hazzı terk etmemek konusunda kararlıdır. Sadece milliyetçiliğin zehriyle aklını kaybetmiş olması değildir sorun. Ulus kimliği gerçekliği olmayan bir efendilik ve ötekine düşmanlık üzerine kurgulanmış bu millet, başka bir yaşam biçimi olamayacağını inanmaktadır. Ve bu nedenle elindeki son sömürgelere yani Kürtlere, kadınlara ve çocuklara azgınca saldırarak yaşamaya çalışmaktadır. Hayır, devletin resmi politikalarından söz etmiyorum, Türk halkının kimlik duygularından söz ediyorum. Bu nedenle Alman Brecht’in, Hitler’in yanında yer almış Alman halkı için cesurca söylediği "bu halk boktandır" eleştirisine kendi halkım için ben de katılıyorum. Kanlı bir faşizmin, zalim bir sömürgeciliğin yanında büyük bir çoğunlukla yer alan bir halka "onurludur" demek, zulmü, zalimi, sömürgeciliği yani onursuzluğun bütün biçimlerini övmek anlamına gelmez mi?
Kürt halkının birlikte yaşam duyguları sömürgeci zulüm tarafından törpülene törpülene tüketilmiştir. Şimdi Kürt halkının içinden bağımsız devlet arayışının yükselmesi, kesinlikle halkların kardeşliği ve özgürlükler için sömürgeci devlete karşı mücadeleye girmeyen Türk halkının tutumunun bir sonucudur.
Vakit geç ama belki yine de denenebilir. Artık Kürt halkının tek beklentisi, her şeye rağmen, Tük halkının eylemli bir özeleştiri yaparak, bu savaşın bir an önce durdurularak yaranın daha da derinleştirilmesinin önünü kesmek olmalıdır. Bunu Kürtler için de değil, kendi çıkarları, kendi çocukları, kendi geleceği için yapmalıdır. Çünkü umutları bütünüyle tüketilmiş bilinçli bir halk, eskisi gibi yaşamayı kabul etmeyeceğine göre, umudu daha önce arayıp da bulamadığı dağların ardında aramayacaktır.
Artık gecikmelerin oynandığı bellidir. Türk halkının, işçi sınıfının, düşünürlerinin, yazar çizerlerinin, aydınlarının, yarı aydınının, yani bilcümle sokağın Uludere’deki katliam karşısında ki tutumu, halkların geleceğe ilişkin kaderini belirleyecek tarihsel bir sınav olacaktır.
Gecikmelerin oynandığı bilinmelidir.