Neden? Çünkü AKP’nin Kobanê saldırısında IŞİD’le suç ortaklığı kanıtlandı. Bir CHP’li vekilin açıkladığı gibi, Adana’da ele geçen MİT TIR’larındaki silahların IŞİD’a gittiği ortaya çıktı. Kobanê’yle dayanışma isteyenlere hükümetin polis ve askerleri saldırdı, kan döküldü. Derken, Genelkurmay, nereden açıldığı belli olmayan bir ateş sonucunda iki askerin can vermesinden sonra, AKP’nin Rojava’ya “müdahale” etme yönündeki gerçek niyetlerini ortaya koyan bir iddia ortaya attı: Askerleri YPG’nin vurduğunu iddia etti ve YPG bunu derhal yalanladı. Sonuçta Rojava’ya karşı saldırgan niyetler iyice açığa çıktı...
Ve AKP, 2. turda Demirtaş’ın oylarını alacağı hesabını yaparken, işler tam ters istikamette gelişiyor ve işin ilginç yanı, artık Demirtaş’ın 2. tura kalması ihtimali sanıldığı kadar “Kaf Dağı’nın” arkasında değil. AKP Medyasının “beyaz Türkler Demirtaş’ı destekliyor” türü sataşmalarına aldırmadan, sahillerin laikleriyle ve Anadolu’nun Alevileriyle, Türkiye’nin liberal demokrat ve özgürlükçü Müslümanlarıyla diyalog için çalışmaya devam edilir ve tüm HDP bu yönde var güçle çalışırsa, kimine “mucize” gibi gelen bir başarı elde edilebilir.
Başka?..
Başkası şu: Aynı devlet, önce Ordunun “yarısını” tutukladıktan sonra, bunu yapan polisleri de devletin diğer polisleri tutuklamaya başladı. Cemaate karşı başlatılan operasyon, polis teşkilatından Pensilvanya’ya kadar geniş bir alanı kapsıyor. Başbakan, “kırmızı bültene aldığımız zaman Gülen ABD’de kalamayacak” demeye başladı. Bunu derken, “Gazze” ile ilgili “kuru sıkı” atınca, ABD’den ilk azarı yedi.
Üçüncü çizgi bakış açısından soruna yaklaşırsak, bu operasyon da, yine “sistem içi bir kavganın” dışa vuruşudur demek yanlış olmaz. Başbakan ve çevresi, şu günlerde, daha önce de açıkladıkları gibi, “yeni bir belge ya da kaset”le seçim eşiğinde büyük bir darbe yiyecekleri korkusunu taşıyor. Operasyon Cemaat’in bu hamleyi yapmasını önlemeye dönük gibi gözüküyor.
Cemaat operasyonunun yanı sıra AKP Hükümeti bütün gücüyle HSYK’yı ele geçirmeye çalışıyor. Çok sayıda savcı ve hakim olma hakkı kazanan avukatlarla iftar yemeği yiyen Adalet Bakanı, HSYK seçimleri eşiğinde savcı ve hakimlere biri “maaş zammı”, diğeri “sicil affı” olmak üzere iki “müjde” rüşveti verirken, aynı iftarda konuşan Adalet Akademisi Başkanı bu yeni savcı ve hakimlere, “oy kullanacaklarını” hatırlatıp, onlardan “beklentileri” olduğunu anlattı.
Polise karşı “operasyonla”, HSYK’yı ele geçirme manevraları aynı zamanda AKP’nin kendi içindeki “muhalefeti” de “doğmadan” bastırma amacını taşıyor. Başbakan, “3. dönem” nedeniyle tasfiye olacak kimi bakan ve vekillerin tutumunu da eleştirdi, aynı zamanda “yürütmedeki arkadaşlar, bizimle birlikte Cemaate karşı mücadele etmezlerse, bunun bedelini ağır öder” de dedi. Ve Gül’ün Başbakanlık defterini kapattığını da parti başkanı ayrı, Başbakan ayrı olmaz” diyerek kapattı.
Bütün bunlar Başbakan’ın, “başkanlık ya da yarı-başkanlık” rejimine geçiş adımlarını, daha seçilmeden önce attığını gösteriyor. Şu da bir işaret: Başbakan sürekli olarak “Başbakan’ın nasıl birisi” olacağı ile ilgili olarak konuşup duruyor.
Anayasa’ya göre, Başbakanları tayin eden merci sadece sembolik olarak Cumhurbaşkanıdır. Başbakanları, en çok oyu alan partinin seçmenleri seçiyor. Öyle değil mi? Erdoğan’ı kim seçti? Ergenekoncu Cumhurbaşkanı değil, AKP’ye oy veren seçmenler ve bir de Siirt seçmeni... Şimdi Erdoğan bu gerçeği atlıyor ve Cumhurbaşkanı olduktan sonra da, hem AKP’nin başına, hem de hükümetin başına geçecek olan kişiyi “tek adam” olarak tayin edeceğini söylüyor...
Yani hem Kürdistan için, hem de Türkiye için, Kürtler ve onların yelpazesi hızla genişleyen müttefikleri bu kafayla giden Erdoğan’a oy vermezler...
Söyleyin: Haklılar mı yoksa haksızlar mı?
Devlet devletle kavgalı Erdoğan herkesle...
Eh işte, olan oluyor... Olgular meydanda... Erdoğan Cumhurbaşkanlığını kazanma şansını büyük bir hızla kaybediyor. Çünkü onun “devlet başkanı” olabilmesi, Kürdistan halkının oylarına bağlı. Kürdistan’da AKP’ye oy verenler bile şimdi yeniden düşünmeye başlıyor.