Silopi 'de 14 Aralık 2015’te ilan edilen sokağa çıkma yasağının 4. yılı geride kaldı. Yasağın 37 gün sürdüğü Silopi’de yaşları 11 ila 75 arasında değişen 28 kişi katledildi.

500’ü aşkın ev tahrip edildi. Yasak sırasında cenazesi 7 gün boyunca sokak ortasında kalan 57 yaşındaki Taybet İnan’ın görüntüsü hafızalara kazındı.

Dört yıl geçmesine rağmen katliam yapanlarla ilgili herangi bir işlem yapılmadı. 2017’den beri bütün dosyalar "daimi arama kararı" verilerek "faili meçhul" raflarına kaldırıldı.

 

AHMET KANBAL  / MÜJDAT CAN / ŞIRNAK

Üç Kürt kadın siyasetçiyi ve Taybet İnan'ı yasak sırasında yitiren Silopi, 4 yıl önce yaşananları hiç unutmadı. 75 yaşındaki eşini kaybeden Ayşe Sanır, duvarındaki kurşun izlerini göstererek o günleri anlattı.

Şırnak’ın Silopi ve Cizre ilçelerinde 14 Aralık 2015’e ilan edilen sokağa çıkma yasağının 4. yılı geride kaldı. Sokağa çıkma yasağının 37 gün sürdüğü Silopi’de, Kürt kadın siyasetçiler Pakize Nayır, Fatma Uyar ve Sêvê Demir'in aralarında olduğu yaşları 11 ile 75 arasında değişen 28 kişi katledildi; 500’ü aşkın ev tahrip edildi. Katledilen 57 yaşındaki Taybet İnan'ın cansız bedeni, 7 gün boyunca sokak ortasında kaldı, devlet güçleri kaldırılmasın engelledi.

 Katledilenlerden biri olan Hasan Sanır 75 yaşındaydı. İmam olmasından dolayı halk arasında Mele Hesen olarak tanınan Sanır, Silopi’nin kanaat önderlerindendi. Evinin ikinci katına çıktığı sırada katledilen Sanır’ın cenazesi 13 gün boyunca alınamadı, ailesi cenazeyi bırakarak evlerini terk etmek zorunda kaldı.

'Faili meçhul’e bırakıldı

 Sanır’ın evinin salon kapısında halen kurşun izleri dururken, 4 yıl geçmesine rağmen failleri ortaya çıkarılmadı. Sanır’ın dosyası da sokağa çıkma yasağı sırasında katledilenlerin tamamında olduğu gibi 2017’den bu yana “Daimi arama kararı” verilerek rafa kaldırıldı. Eşi Ayşe Sanır ne olursa olsun eşinin katledilmesinin cezasız kalmaması için hukuki süreci sürdüreceklerini söyledi.

Keskin nişancıları vurdu

 “Silopi’de insanlar onu çok seviyordu. HDP’ye giderdi, partililer ve halk tarafından çok sevilirdi” diyen Ayşe Sanır, o günleri “Saldırı olduğunda ona bodruma inmesini söyledim. O üst katta kalıyordu. Sonra gece yarısı gelinimin çığlığı geldi. Mele’yi pencere kenarında keskin nişancılar vurmuştu. Kanı salonun ortasına kadar tüm tavana yayılmıştı” şeklinde konuştu.

Cenazesi 13 gün sonra

Eşinin cenazesinin kanlar içinde 13 gün evde kaldığını söyleyen Sanır, yaşadıklarını şöyle aktardı: “Daha sonrasında bizler çocukları alarak evden çıktık. 20-30 gün dışarda kaldıktan sonra oğlum devlet yetkililerine cenazeyi sorunca ona , ‘Babanın yeri ikinci katta güzeldir. Bazıları dışarda tavuklar, köpekler ellerini yiyor’ diyerek cevap verdiler. 13 gün cenazenin evde kalmasının ardından alarak Şırnak Devlet Hastanesi’ne götürdük. Bize ‘Cenazeyi nasıl böyle koruyabilmişsiniz de temiz kalmış’ diye sordular.”

Hiç unutmayacağız

 “Bizim Mele’den yana başımız diktir” diyen Sanır, elini şah damarına götürerek, “Fakir, gariban kendi başımıza insanlardık. Devlet bizden ne istedi. Hiç unutmayacağız. Son nefesime kadar onun davasının peşinden gideceğim” dedi. Evlerinin kapısında duran kurşun izlerini gösteren Sanır, kurşun izlerine her baktıklarında o gün maruz kaldıkları zulmü hatırladıklarını dile getirdi.

Silopi’de katledilenler

 37 gün süren sokağa çıkma yasağı sırasında Kürt kadın siyasetçiler Pakize Nayır, Fatma Uyar ve Sêvê Demir’in yanı sıra cenazesi 7 gün boyunca yerde kalan 57 yaşındaki Taybet İnan ile birlikte Yusuf İnan (40), Yusuf Yağcı (25), Ömer Masul (65), Ömer Yalman (45), İsmail Yevşan (55), Necati Öden (18), Seyfettin Sidar (30), Salih Erener (75), Ömer Sayan (70), Ayşe Buruntekin (40), Süleyman Çoban (70), Şiyar Özbek (25), İbrahim Bilgin (18), Reşit Eren (17), Axin Kanat (16), Yusuf Aybi (80), Hüseyin Güzel (70), Narinç Kızıl (52), Aydın Mete (16), Hasan Yağmur (42), İslam Atak (20), Şirin Altay (43), Hasan Sanır (75) ve Mehmet Mete Kutluk (11) katledildi.

 Silopi’de 5 Nisan 2016’da ilan edilen ve 19 gün süren sokağa çıkma yasağı sırasında da İsa Tonguç, Ahmet Tonguç, Muhyettin Tonguç, Saadettin Tonguç, Behiye Erener (45), Zülfiye Şalk (70), Esra Şalk (2) ve Rahime Sanır (14) katledildi.  Silopi’de sokağa çıkma yasaklarının öncesinde 7 Ağustos 2015’te uygulanmaya başlanan ablukalarda ise Ferhat Kartal, Nasip Yeşil (18), Kadri Sencer (19), Fatma Yiğit, Mustafa Aşlığ (16), Latife Tutuk (23), Kamuran Bilin (27), Mehmet Hıdır Tanboğa (15), Hamdi Ulaş (58), Mutalip Pusat (28), Halil Can (22), Ali Ödük'ün (20) ve Fatma Ay (55) katledildi.

 
 

Diz çökmeyenler umut bıraktı

      ROJDA AYDIN JINNEWS/ŞIRNAK

‘Diz çökmeyenlerin’ bıraktığı özgürlük umuduyla yeniden kendini doğuran Güler Tunç, “Umudun olduğu yerde özgürlük olur” diyor.

Mücadelesi, acısı ve küçük yaşının büyük hikayesiyle Botan’ın bir bütün özetidir Güler Tunç… ‘Diz çökmeyenlerin’ bıraktığı özgürlük umuduyla yeniden kendini doğuran Güler, çocuğu Bêkes’le direnişin kalesinde yeniden mücadele gömleğini giyerek direniş yolcuğuna çıkıyor. Eşi Orhan Tunç’un mücadelesini devralan Güler, ‘umut’ kelimesini ağızından hiç düşürmeyerek şimdi Cizre’de Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP)İlçe Eşbaşkanlığını yapıyor.

Çıktığı mücadele yolcuğunu ve yasak sürecini anlatan Güler, “Umudumuz olduğu sürece amacımıza ulaşırız, özgürlüğe çok yakınız” diyor.

Öğretmenlere mesaj göstergeydi

Eşi Orhan Tunç’u yasak döneminde sığındığı bir bodrumda kaybeden Güler, o dönemde yaşanan katliamların ve ölümlerin birebir şahidi olduğunu söyledi. Güler, yasağın ağır geçeceğini öğretmenlere atılan mesajla anladıklarının altını çizdi. “Yasak ilan edilmesinden sonra 7’den 70’e herkes keskin nişancıların hedefi oldu” diyen Güler o süreci şu cümlelerle anlattı: “Hiç kimse bizim üç ay boyunca sesimizi duymadı. Sessiz kalan herkes bu katliamın sorumlusudur. Üç ay boyunca sadece bomba, silah, tank ve top sesleri duyduk. Yaralı olanları hastaneye kaldırmamıza bile izin vermediler.”

Cizre hiç teslim olmadı

 Saldırılara karşı sokağa adım atan herkesin hedef alındığını hatırlatan Güler, çok sayıda insanın o dönemde kapısının önünde keskin nişancılar tarafından hedef alınarak katledildiğini söyledi. Günlerce cenazelerin yerlerde kaldığını dile getiren Güler, şöyle devam etti: “Cizre dini, dili ve kültürü ile kutsal bir şehir. Devlet her şekilde Cizre halkının üzerine geldi. Cizre halkı 90’lı yılları da yaşadı. Cizre halkı iktidarın ve devletin faşist saldırılarına karşı hiçbir zaman geri adım atmadı. Halkımız en kötü şeyleri yaşadı ama hiçbir zaman teslim olmadı ve bu şehrin teslim alınmasına izin vermedi. Cizre bodrumlarında da katledilen arkadaşlarımız da üç ay boyunca direndi. AKP-MHP faşizminin saldırılarına boyun eğmediler.”

Herkes terörist ilan edildi

 Cizre’de katledilenlerin “terörist” olarak servis edildiğine dikkat çeken Güler, “10 yaşındaki Cemile Çağırga, Miray bebek gibi birçok kişi; bodrumlarda kalan herkes terörist ilan edildi. Tanklarla, toplarla, çetelerle kentimize giren ve bizleri öldürenler teröristtir” dedi.

Yaramız derin, iyileşmiyor

 Cizre katliamının üzerinden dört yıl geçmesine rağmen iktidarın baskılarının süreklileştiğini kaydeden Güler, “Cizre bodrumlarında katledilen arkadaşlarımızdan güç alarak faşizme karşı boyun eğmedik ve eğmeyeceğiz. Bizler onlardan örnek aldık. Acımız hala aynı acı. Yaramız derin ve iyileşmiyor. Bodrumlarda katledilen ve bulunulmayan 50 cenazemiz hala kayıp, ailelerimiz hala dört gözle bu cenazeleri bekliyor. Eşim yaşamını yitirdi ama benim için özgürlük umudu oldu. Umudumuz olduğu sürece amacımıza ulaşacağız. Çünkü özgürlüğe çok yakınız” şeklinde konuştu.

Vasiyetini yerine getirdim

 “Oğluna neden Bêkes ismini koydun” sorusuna Güler, “Orhan katledilmeden önce kendisi ile konuşuyordum. Kendisinden bahsetmezdi. Sadece bana ‘Bêkesim dünyaya geldi mi?’ diye sorardı. Ben de ona ‘neden Bêkes diyorsun?’ diye sordum. O da bana ‘biz zaten Bêkes değil miyiz, biz üç aydır burada Bêkes’iz. Vasiyetimdir oğluma Bêkes ismini koyun’ dedi. Son konuşmamız oldu. Çünkü sonraki gün eşim Orhan katledildi. Bêkes’in ismi oradan geliyor. Yaşadığım travmadan dolayı 10 gün erken doğum yaptım. Ben de eşimin vasiyetini yerine getirerek oğlumun ismini Bêkes koydum” diye yanıt verdi.

Oğlum ve eşim için

 Genç yaşından kaynaklı zor süreçler yaşadığını ve bazı şeyleri anlamlandırmakta zorluk çektiğini ifade eden Güler, şunları ekledi: “Ben eşim Orhan ve Bêkes’ten güç alarak ayakta kalmayı ve mücadele etmeyi öğrendim. Çocuklarını kaybeden annelere bakarak güç aldım. Oğlum ve kaybettiklerim için yaşamak zorundayım. Umudumu hiç yitirmedim.”