
Belgesel yapma fikri nasıl ortaya çıktı?
Gündem sürekli değişiyordu, depremzedeler unutuldu. Biz de onları nasıl hatırlatabiliriz diye düşündük. Belgesel yapalım dedik. Daha çok insana ulaşmak için. Taslak metnimizi yazdık. İlk metin daha çok depremzedeleri içine alan geniş bir metindi. Çekim izni gerekiyordu, polis depremzedeleri çekmeye izin vermedi. Biraz sıkıntılı oldu. Demek oradaki ihmali göstermek istemiyorlar. Oradaki basındaki arkadaşlar da çekemiyorlardı. Çadır yangınları devam ediyordu, soğuk, konteynırlar eksik geldi, o soğukta çadırlarda kalıyorlardı.
Cem’i de depremzedelerden ayrı tutmuyorduk. Bayram otelin sembolü haline gelmişti, Sabahattin abi ile beraber. Onun üzerinden Cem’i nasıl anlatırız, bununla birlikte oradaki depremi, insanların aslında bir ihmal sonucu cinayete kurban gittiğini nasıl verebiliriz diye, böyle bir şey çıktı.
Belgesel ile hem Cem’i anlatmak hem de o olayın etrafında geçen ihmaller zincirine mi yer vermek istediniz?
Evet, orada Cem’i zaten medyadan biliyorlardı. Bize en yakın olan Cem’di. Cem’i de tanıdığımız için onu anlattık. İmkanımız buna yetti. Tamam bu bir afet ama orada sorumlu olanlar hala dışarıda. O sorumluların açıklaması sonucu insanlar evlerine ve otellere girdiler, ikinci depremde hayatlarını yitirdiler. Orada açıklama yapan vali, Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, bunları destekleyen Kriz Koordinasyon merkezinden Sorumlusu Beşir Atalay, bunlar görevlerinin bilincinde olsaydı, daha bilinçli davransalardı, kesin hasar tespiti yapılıncaya kadar insanları çadırlarda tutabilirlerdi. Böyle bir şey de olmazdı. Ama bunlar büyük depremin ardından Beşir Atalay’ın yanında Erdoğan Bayraktar konuşur, o destekler. Jeofizikçi gibi açıklama yaptılar. Sonra vali onun üstüne ‘oteller sağlamdır, insanlar evlerinde” vb. açıklamalar yaptı. İnsanlar evlerine, Cemler otele yerleşti, böyle olaylar gerçekleşti. Yine Başbakan ‘bunlar depremzede değil provokatör’ sözünü kullandı. Ondan bir gün önce biz de enkaz başındayken, polisin depremzedelere sert müdahalesi var. Atılan gaz bombalarından arama-kurtarma çalışmaları durmuştu, onlar da gazdan etkilenmişti. O arada enkaz altından bir yaralı çıksa gazdan yaşamını yitirecek. Yani baştan sona kadar birçok ihmal var, çok ciddi ihmaller var. Biz sığdırabildiğimiz kadarını belgesele sığdırdık.
Tahribatın boyutu ortadayken yetkililerin evlere girebilirsiniz söylemini nasıl değerlendirmek lazım...
Orada kesinlikle bir insanlık suçu var. Sadece siyasi irade değil, savcısından medyasına kadar. Orada sanki sadece Bayram otel yıkılmış, gerisi yok. Oysa 600 küsur kişinin öldüğü Erciş depremi var. Oraya dair haber çıkmıyor. ikinci depremde Bayram otel ile birlikte yıkılan Aslan otelde 14 insan hayatını kaybetmiş. Oranın iddianamesi var, soruşturma var mı, bu düzenleniyor mu? Ona dair hiçbir şey yok. Kamuoyuna yansıyan haber de yok. Medyada da üzerini kapatma yaklaşımı var. Mücadeleyi sonuna kadar sürdürmek gerekiyor. Vali ve Afat yetkilileri için Yargıtay’a gitmişti dosya, Yargıtay işleme koymama kararı almış. Biz Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvurumuzu yaptık. Oradan cevap bekliyoruz.
Yani hukuk mekanizması da ihmalkarlıklarla dolu, sizi tatmin etmeyen bir işleyişin söz konusu olduğunu söyleyebilir miyiz?
Tabii. Mesela Anayasa Mahkemesi, Van’daki mahkemeden veya savcılıktan çok rahat isteyebileceği dosyaları ailelerden, bizden istedi. Bunu mahkemeden istemesi lazım. Bunu süreci zorlaştırmak, bıktırmak, usandırmak için yapıyorlar. Kendim gittim belgeleri getirdim. Ankara’da avukat arkadaşa teslim ettim. Yani hep bir yıldırma politikası hep önüne taş koyuluyor. Yargıtayın önüne gelen dosyada yetkililer var denip, işleme koymadığını düşünüyoruz; çünkü çok kısa sürede işleme kaymama kararı aldı. Bütün bunlar sistemin ihmalleri gizleme gayreti içinde olduğunu düşündürüyor.
Ayrıca bu konuda mağduriyeti olan insanlarla bir örgütlenme içindesiniz...
Orada depremzede ailelerle görüşüyoruz, davaya müdahil olan 8-9 aileyiz. Ceza davası, sorumluların yargılanması için mücadelemiz var. ayrıca Cem’in ölümü, bir iş kazası olduğu için. Bu noktada Bin Umut derneğine ne kadar teşekkür etsek azdır, orada bizim gibi diğer iş kazalarında yakınlarını kaybedenlerin aileleri olarak böyle bir karar alındı. Sesimizi daha çok nasıl duyurabiliriz diye. Her pazar Galatasaray meydanında saat 13’te Vicdan ve Adalet nöbeti tutuyoruz.
Cem uzun süre gazetecilik yaptı. Cem’in gazeteciliğine ilişkin neler söylenebilir?
Cem, 17 yaşında gazeteciliğe başladı, gazete dağıtarak. İlk olarak kendi gözaltı haberini yaptı. O dönemde Evrensel’de çalışıyordu. Sürekli böyle bir merakı, hevesi vardı. Belki onun hayattaki misyonu da gazeteci olmaktı. Bölge’de ses getiren bir çok habere imza attı. En çok öne çıkan, ses getiren haberlerinden biri Siirt Pervari’deki çocuklara yönelik cinsel istismar haberiydi. O haberden sonra bayağı bir tehdit aldı. Ondan önce Dêrsim’de gazetecilik yaptığı yıllarda askerin Bölge insanına yönelik baskısına ilişkin haberler de yaptı. Haberlerinden ötürü tehditler aldı. O dönem Tunceli Alay Komutanı olan Mahmut Dursun çarşı ortasında Cem’i tehdit etti. Belgeselde de buna ilişkin bilgiler var. Yine Hizbullah haberi vardı, Metin Göktepe ödülü almıştı. Cem, Bölge gerçekliğini esas alan birçok habere imza attı.
Belgeselin gösterimine ilişkin ne gibi bir takvim var...
İlk gösterimi Van’da yapıldı ilgi iyiydi. Depremzedelerle birlikte yapmak belgeselin temel amaçlarından biriydi. İstanbul için yapacağız, yer bakacağız. Ticari kaygısı olmayan bir şey, gösterebileceğimiz her yerde göstereceğiz. On-yirmi kişilik gruplar da olabilir, amaç daha çok kişiye ulaşmasını sağlamak.
ÖNDER ELALDI