Demokratik Bölgeler Partisi Eşbaşkanları Kamuran Yüksek ve Emine Ayna, son güncel gelişmelere ilişkin Amed’de bulunan DBP Genel Merkez Danışma Bürosu’nda basın toplantısı düzenledi. 

7 Haziran seçimleri ardından kongre sürecine girdiklerini söyleyen Eşbaşkanlardan Emine Ayna, 23 Ağustos’ta kongreye gideceklerini, gündemlerinde tüzük değişikliğinin de bulunduğunu bildirdi. 

Demokrasi güçleri olarak her zaman barışı savunduklarını, ancak barışın bir tarafın köleliği anlamına gelmediğini ve eşitlikle mümkün olabileceğini belirten Ayna, “Türkiye Cumhuriyeti, cumhuriyet tarihinden bu yana sözde temsili demokrasiyle yönetilen bir ülke. Bunun yeniden ele alınması ve bir an önce tüketilmesi gerekir. Mesele bir rejimin ne kadar demokratik olduğudur. Cumhuriyetten önce aynı yetkiler babadan oğla geçiyordu. Cumhuriyetten sonra da aynı yetkiler sandıkta seçilerek veriliyordu. Problem bu zihniyettedir. Köklü değişime uğraması gereken yön budur” ifadelerini kullandı. 




Devlet halkın iradesine direniyor

Gelinen noktada halk iradesinin mi devlet iradesini mi esas alınacağının sorulması gerektiğinin altını çizen Ayna, “Karar vereceğimiz budur. Bugün yaşıyor olduğumuz durum da bu kararsızlığın sonucudur. Cumhuriyet tarihi boyunca bu topraklarda her zaman devlet iradesi söz konusuydu. 7 Haziran seçimleriyle açığa çıkan ise halkın iradesidir. Yaşadığımız buna karşı devletin direniyor olmasıdır. Seçimin ertesi günü hemen seçim denilmesi budur. Diyor ki; ‘Halkın iradesini kabul etmiyorum. Bu yüzden seçim yapıyorum.’ Hani demokratik siyaseti destekleyecektik?” diye sordu. 


İrademize sahip çıkacağız

Bütün saldırı ve dayatmalara rağmen ortaya çıkan sivil iradeye sahip çıkacaklarını belirten Emine Ayna, “Ölümüne kazandığımızın sivil irademizin yok sayılmasını, çiğnenmesini kabul etmiyoruz. Vazgeçilmezlerimiz var. Her halkın vazgeçilmezleri olduğu gibi. Bir Türk Türk kimliğinden nasıl vazgeçmez ise biz de vazgeçmeyiz. Nasıl bir Türk anadil hakkında vazgeçmez ise biz de vazgeçmeyiz” diye konuştu. 




Şeref katletmek mi? 

Ayna, MHP Lider Bahçeli’nin HDP’ye oy veren seçmenlere dönük “şerefsiz” ifadesine de sert tepki göstererek, “Buradan bize ‘Şerefsiz’ diyenlere sesleniyoruz. Şeref nedir? Anadillerini savundukları için onlara dayatılan inkarı kabul etmeyenler midir? Kimseye şerefimize ve onurumuza tek kelime söyletmeyiz. Bugün (Diyadin’de) 3 insan katledildi. Şehir merkezine girip iki çocuğu katlettiler. Şeref ve onur bu mudur” dedi. 

Öz yönetim açıklamaları

Silopi ve Yüksekova’da halk meclisleri tarafından yapılan “öz yönetim” açıklamalarına da değinen Ayna, “Devlet mi yoksa demokratik devlet mi buna karar vereceğiz. Kürdistan’da bugün yaşanan durum devletin halkın iradesini tanımayıp kendi otoritesini dayatma günüdür. Devlet otoriter olursa halkla ilişkisini asker ve polis üzerinden geliştirir. Devlet demokratik olursa halkla ilişkisi seçilmişleri üzerinde geliştirir. Demokrasi seçilmişlerin mi atanmışların mı yönetim şeklidir. AKP devlet olduğu gün onun için seçilmiş yoktur. Bunun karşısında sessiz kalmayacağız. Bu nasıl bir şereftir, nasıl bir onurdur ki cenazeleri rehin olarak tutuyor.  Sorgulama süreci bitmiştir. Bu mantık temelden ortadan kaldırılmalıdır” diye kaydetti. 
Ayna, Dolmabahçe Protokolü’ndeki maddelerin derhal zaman kaybedilmeksizin hayata geçirilmesi gerektiğini söyleyerek, “Türkiye’nin demokratikleşmesi için o protokoldeki maddelere adım olarak hayata geçirilmelidir” diye belirtti. 


Rejim değişikliği noktasındayız

Kamuran Yüksek de 2013’ten bu yana devam eden sürecin AKP ve şu anki Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından zehirlendiğini ifade etti. Bu ortamdan çıkışın tek yolunun müzakereler olduğu belirten Yüksek, şu ifadeleri kullandı: “Bundan başka sorun çözücü metod yoktur. Bu açıdan Türkiye’nin AKP eliyle girdiği süreçten müzakerelerle çıkarılması lazım. Aksi durum Ortadoğu’daki diğer ülkelerdeki ortama gidiş olabilir” uyarısında bulundu. 

Bugün Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu tablonun bir rejim değişikliği olduğunu kaydeden Yüksek, “Türkiye’nin artık böyle yönetilmesi mümkün olamaz. Artık adem-i merkeziyetçi yönetimlerin esas alındığı bir dönemdir. 70 milyonluk bir ülke 81 ilden oluşan bir ülkenin merkezi olarak yönetilmesi mümkün olamaz. Son bir ayda yaşanan kriz dahi bunu gösteriyor” diye belirtti. 


Atanmışlar mı seçilmişler mi?

“Nasıl bu ülkede başkanlık sistemi tartışılabiliyorsa bu da bir öneridir. Bu ülke bunu da tartışılmalıdır” diye sözlerini sürdüren Yüksek, Erdoğan’ın 2011 yılındaki “Valiler seçimle iş başına gelmelidir” açıklamasını hatırlatarak, bunun arkasında olduklarını söyledi. Yüksek, “Merkezi sistem öyle bir hal almış ki şu an da Hakkari ve Şırnak’ta olaylar oluyor, HDP’nin hiçbir milletvekili muhatap alınmıyor. Hiçbir vali kaymamak HDP vekillerini dikkate almıyor. STÖ temsilcilerini, halkı dikkate almıyor. Halkı, halkın seçmiş olduğu seçilmişleri dikkate almayan bir yönetimi halk da kabul etmediğini söylüyor. Devleti atanmışlar mı yoksa seçilmişler mi yönetmelidir? Seçimlerin sonuçlarında ortaya çıkan HDP milletvekilleri iktidar ve cumhurbaşkanı kabul etmiyor. Bu seçimi kabul etmiyorlar. Bu halkın seçtiği vekilleri merkezi sistemin dışına itiyorlar. Gelinen süreçte zorunlu olarak karşı karşıya kalınan bir durumdur” diye konuştu. 


 DİHA/AMED