Maraş Katliamı tanıklarından Hanifi Gündüz, mahalleye konuşlanan tankların olup biteni izledikten sonra faturanın Alevilere kesildiğini belirtti. Ahmet Aslan da, "Hem din için savaştıklarını söylüyorlardı hem de dine küfrediyorlardı" dedi. Katliamdan yaralı kurtulan Ali Ardıç ise çocuk ve bebeklerin öldürüldüğünü belirterek, dönemin Başbakanı CHP'li Ecevit Ecevit’in sessizliğine dikkat çekti.

Maraş'ta bir hafta süren ve resmi rakamlara göre 111 kişinin katledilmesi ile sonuçlanan 19 Aralık 1978 katliamında 210 ev ve 70 iş yeri yakıldı. Katliamın izlerinin en fazla hissedildiği Alevilerin yoğunlukta yaşadığı Yörükselim Mahallesi’nde yaşayan 61 yaşında ki Hanifi Gündüz, 22 yaşında iken yaşadığı tanıklığı anlattı. Gündüz, katliamın yaşandığı o bir haftanın asır gibi geçtiğini belirterek, “O hafta herkes ‘ben ölecek miyim’ diye kendine soruyordu” dedi.


Anne silah, oğlu baltayla

Gündüz, bir anne ve oğlunun öldürüldüğü güne dair şunları anlattı: “Bizim bir tanıdık vardı. Annesi mahalleden kaçmaya çalışırken yukarı tarafta silahla öldürmüşlerdi. Oğluna haber veriyorlar. Oğlu da dayanamıyor. Annesinin cenazesini almaya gidiyor. Annesinin öldürüldüğü yere gittiğinde onu da baltayla öldürüyorlar.”

Saldırılar başladığı sıra mahalleye tankların gelip konuşlandığının altını çizen Gündüz, “Tanklar mahalleye gelmişti. Müdahale etmiyorlardı. Tankların gözü önünde insanlar katledildi. Fatura yine Alevilere kesildi” dedi.

 

Hala kabuslar görüyorum

Alevilerin yoğunlukta yaşadığı Namık Kemal Mahallesi’ndeki tanıklığını anlatan Ahmet Aslan da 16 yaşında gördüklerini gördüklerini unutamadığını ve ölene dek unutamayacağını ifade etti. Aslan, asker ve polislerin olayları izlemeden öte saldırganlara destek verdiğini söyledi. Tarifi zor şeylerle karşılaştıklarını anlatan Aslan, hala kâbuslar gördüğünü söyledi. 

Aslan, “Olaylar esnasında birkaç saldırgan dine küfretti. Hoca kızdı hemen onlara. ‘Biz din için savaşıyoruz. Siz nasıl dine küfredersiniz' dedi onlara. Hem din için savaşıyorlardı hem de dine küfrediyorlardı. Aslında ne yaptıklarını kendileri de bilmiyordu. Bazı evlerin içine dinamit atıp toptan aileleri imha ediyorlardı” diye konuştu. 

 

Kafasını kestiler

Aslan, mahallede eskicilik yapan bir Alevinin öldürülme anını ise şöyle anlattı: “Onu evinden çıkardılar. Eskiciye İslam’ın ve imanın şartının kaç olduğunu sordular. O da cevapladı. Kelime-i Şahadet getirttiler. O sıra bir saldırgan eskicinin evinden çıkıp 'Evde Yılmaz Güney’in fotoğrafı var' dedi. Saldırganlar Yılmaz Güney’i duydukları an gözlerimin önünde eskicinin kafasını boynundan satırla ikiye ayırdılar.” 

 

Dinamitle katlettiler

Alevi bir ailenin evinin dinamitlenip hepsinin öldürüldüğünü söyleyen Aslan, “Sonrasında evin bahçesinde bulunan keçiyi de ‘Alevinin keçisidir’ deyip canlı canlı ateşe attılar. 67 numaralı evin önüne geldim. Ev işaret koyulmuş bir evdi zaten. Evde yaşayanı tanıyordum. Mustafa amca evin bahçesinde silahı ile oturuyordu. ‘Bana saldırmayın, saldırırsanız vururum’ diyordu. Bir genç, avlu duvarından atlayıp ona saldırmak için koşmaya başladı. 


Eve top atışı

Mustafa amca da kendisini korumak için onu ayağından vurdu. O esnada asker ise evi hemen top atışlarına tuttu. Mustafa amca yalvarıyor 'gelmeyin' diyordu. Askerde görüyordu ve o sıra izliyordu” ifadelerini kullandı. 


Gitmeyin öldürülsünüz

Saldırganların Namık Kemal Mahallesi'ni bitirdikten sonra aşağı tarafta bulunan Maraş Mahallesi'ne doğru yönelmeye başladığını sözlerine ekleyen Aslan, şöyle devam etti: “Artık yakacak başka yer kalmamıştı, bir Maraş kalmıştı. Maraş’ın da hepsi Aleviydi ve kendi emniyetlerini almışlardı, silahla nöbet tutuyorlardı. Asker bunlar giderse hepsi ölür diye düşündü. Askerler saldırganlara ‘Gitmeyin Maraş’a öldürülürsünüz’ dedi.  Saldırganlarda gitmekten vazgeçti. Asker ve polis saldırganları destekliyordu.” 

 

CHP'li Ecevit sessizdi

Maraş Katliamı’nda 26 yaşında olan ve silahla yaralan Ali Ardıç, şunları anlattı: "Biz o sıra Türkoğlu ilçesinde oturuyorduk. İki öğretmenin cenazesine katılmak için geldik. Cenazeler çok fazla bekletildi. Sanki solcuların tek bir yere toplanması bekleniyordu. Yürüyüş başlatıldı ve belediye önüne gelince durduruldu. Az ileride Ulu Cami'nin önünde taşla sopayla cenaze kortejine saldırmaya başladılar. İki öğretmenin cenazesi yere düştü. Saldırılardan sonra geriye çekilme başladı.”

Tekrardan Türkoğlu ilçesine dönmeye çalıştıklarını, ancak gidenlerin yolda saldırıya uğrayıp öldürüldüğünü duyduklarını ve gitmekten vazgeçtiklerini ifade eden Ardıç, o gün mecburen kentte kaldıklarını söyledi. Ertesi günün sabah saatlerinde "Komünistler Moskova’ya", "Aleviler dinsizdir" sloganlarıyla mahalleye saldırıldığını belirten Ardıç, “Onlar silahla saldırıyordu, biz kendimizi taşlarla savunuyorduk. Bir tanesi bana tüfekle ateş etti. Saçmaların birçoğu vücuduma saplandı. Ben yine durmadan taşla yaklaşmalarını engellemeye çalışıyordum. Çünkü yaklaşsalardı bizi sağ koymazlardı. 3 gün boyunca Alevilerin olduğu mahallelerde katliam yapıldı. Ben saldırı demiyorum, çünkü yapılanlar katliamdı” diye konuştu.

 

CHP önlem almıyordu

CHP’lilerin dönemin Başbakanı Bülent Ecevit ve içişleri Bakanı’nı arayıp durumu aktardıklarını vurgulayan Ardıç, “Bülent Ecevit onlara önlem aldık, falan diyordu ama hiçbir önlem alınmıyordu. Yörükselim Mahallesi’ne gelip uzun namlulu silahlarla tarıyorlardı. Önlem falan yoktu, saldırılar hiç durmadan daha da alevlenerek devam ediyordu. Ecevit hükümeti Maraş Katliamı’na sessiz kaldı” dedi. 



Ölümün her türü vardı

SADİYE ESER/MA/İSTANBUL


Maraş’ta katlediler 111 kişiden 17’si kadındı. Kanamaya devam eden acıları ve yarım bırakılmış hayalleri kaldı.

Gülşen Ün, Ümmühan Duman, Güllü Ergönül, Fadime Boz, Zeynep Aydoğdu, Hatice Görür, Zöhre Yıldırım, Hatice Yılmaz, Zeynep Nergiz, Gülsüm Akırmak, Sabahat İşbilir, Elif Balta, Fatma Bilmez, Cennet Çimen, Fidan Suna, Esma Suna ve Döndü Ünver’di. Aralarında hamile olanların da olduğu, Esma Suna ve Döndü Ünver’in ise kucaklarında bebekleriyle öldürüldükleri bu kadınlardan Cennet Çimen de 85 yaşındaydı. 

 Hiçbirinin hikayesi öbürünün hikayesinden daha az acıklı değil, her biri akılları donduracak şekilde katledildi. Yaşamlarıyla birlikte besledikleri hayalleri de ellerinden alınan bu kadınların ailelerine, yakınlarına ve çocuklarına ise katliamın acısı hatıra kaldı.

 

Mezarı diye numara

Gülşen Ün, katledildiğinde daha 36 yaşındaydı. Evliydi ve çocukları vardı. Katledilenlerin büyük bir kısmı gibi belediyenin Şeyh Adil Mezarlığı’na toplu gömüldü. Gömüldükten sonra ailesine mezarı diye bir numara verildi ama aradan geçen zaman içinde o mezar da kayboldu. 

 

Önce çocuğu

Kendisi bir Sünni olan Ümmühan Duman’ın eşi Aleviydi. Evlendikten bir süre sonra ise köylülerin birçok baskısı ile karşı karşıya kaldı “Kürtler ve Aleviler bu köyde” yaşayamaz diye. Bütün baskılara direndi. Ancak katliam esnasında kapıları çalındığında çocuklarının acısını görmemek için eşine “beni öldür dayanamam bu acıya” dese de, oğlu gözlerinin önünde öldürüldü. Saldırıdan yaralı kurtulan Duman, oğlunun acısına daha fazla dayanamayarak, kısa süre sonra yaşamını yitirdi.

 

Kurşunların hedefi

Güllü Ergönül’ün de çocukları vardı Duman ve Ün gibi. O da diğerleri gibi önce çocuklarını korumaya çalışmıştı. Ancak saldırganlar evine girmeden önce dışarıdan ateş ettikleri için Ergönül vurulmuş ve can vermişti.

 

6 aylık bebeğiyle 

Fadime Boz’un da diğerleri gibi çocukları vardı. En küçüğü henüz altı aylıktı.Çocuklarını korumak amacıyla daha güvenli bir mahalleye gitmek isterken sıkılan kurşunların hedefi oldu. Boz, 6 aylık bebeğiyle vuruldu. Hastaneye götürülürken kurtarılamadılar. 

Zeynep Aydoğdu, bir ev kadını idi ve o dönem yaşananların hepsinden bihaberdi. Öğretmenlerin cenazesine dahi katılmamıştı. Kurtulmak için evden çıktığında vurulmuştu. Vurulduğunda yaralı halde uzun bir süre yerde kurtarmayı beklemişti. Onun da ne mezarı ne de failleri bulunabildi.

 

Daha ilkokul öğrencisi 

Hatice Görür, bir ilkokul öğrencisiydi. Babası ile birlikte kurtulmak için kaçarken vuruldu. Öldüğünde onun da ailesine bir numara verildi, ancak mezarı bulunamadı.

 

Kendini siper etmişti 

Zöhre Yıldırım, evin diğer bireylerine siper etti bedenini. Saldırganlar daha fazla kimseyi öldürmesin diye öne atılmış ve sıkılan kurşunların hedefi olmuştu. Kana bulanan bedeniyle yere düştüğünde de saldırganlar bütün mermileri üzerine yağdırmıştı.

 

Karnındaki bebeğiyle 

2 çocuk annesi Döndü Ünver katledildiğinde henüz 7 aylık hamileydi. Sığındıkları evden zorla dışarıya çıkarılmışlardı. Saldırıya uğradıklarında kendi bedenini eşinin önüne siper etmiş “Bizi birlikte öldürün” diye haykırmıştı. Eşi ve karnındaki bebeğiyle kurşun yağmuruna tutularak katledildi.

 

Briketlerle katledildi 

Hatice Yılmaz, evli ve çocukları vardı. Önce dışarıdan ateş açan saldırganlar, daha sonra evine girmişlerdi. Yaralı halde dışarı sürüklenen Yılmaz, briketlerle katledildi. 


Kolunu da kestiler

Öldürmekle yetinmeyen saldırganlar altın bileziklerine göz diktikleri Yılmaz’ın kolunu da kesmişlerdi. Cenazesi kayıtlara her ne kadar muhtar tarafından ilgililere teslim edildiği şeklinde geçirilse de hala kayıp.

 

Zeynep ve babası

Zeynep Nergiz, daha yeni nişanlanmış ve evlenmek için hazırlık yapıyordu katledildiğinde. Saldırganlar Nergiz’in çeyizine göz dikmiş ve kendi aralarında paylaşıyorlardı. Nergiz’i kollarından ve bacaklarında tutup taciz ederek, dışarı çıkarmışlardı. Saldırganlardan kurtulan Nergiz, içeri koşarak babasının bedenine sarıldı. Ancak saldırganlar hem Nergiz’i hem de babasını katletti.

 

Baltayla vuruldu 

Uzun bir hayat hikayesi olan Gülsüm Akırmak ise eşini kaybetmiş ve oğlu ile yalnız yaşıyordu. Oğlu Hasan’ın vurulduğunu duyduğunda dayanamayıp kendini sokağa atan Akırmak, yolda oğlunu katledenlerle karşılaştı. Saldırganlar ellerindeki nacak (balta) ile boynuna vurunca düştü yere ve kanlar içinde kaldı ak saçları. Tüfekle vurulmadan önce son sözleri “Hasanımı gösterin bana” oldu.  

 

Annesine sarılıydı 

Sabahat İşbilir, fabrikada işçi olarak çalışıyordu. Eve giderken saldırıyı görmüş evdekilere haber vermişti. Evin kapısını kırarak içeri giren saldırganlar anne ve babası, amcası, ağabeyini yaraladıkları Sabahat’ı saklandıkları yerde bulmuş, ellerinde ne varsa onunla darbe indiriyorlardı. İşbilir’in cenazesi, yaralı bulunan annesine sarılı halde bulundu.

 

Öldürüp yaktılar 

Yoksulluk içinde büyüyen Elif Balta da şkence edilerek öldürülmüş ve cesedi daha sonra bir bodrumda bulunmuştu. En vahşi bir biçimde öldürülen Balta’nın bedeninin yakıldığı gerçeği de gizlenemedi.

 

Daha 15’indeydi 

Katliamda öldürülenlerden biri olan Fidan Suna ise daha 15 yaşındaydı. Suna’dan geriye defterleri, yarım kalmış kitapları ve hayalleri kaldı.

 Onun yengesi Esma Suna (Besey) da birlikte saklandıkları yerde vurulmuştu. İlk çocuğunun dünyaya gelmesine sayılı günler kalmıştı. Elif Suna gelinini kurtarmak istedi ama çabaları nafile kaldı. Eve giren saldırganlar, Esma Suna’yı kurtarmaya çalıştığı bebeği ile birlikte öldürdü.

Fatma Bilmez, yaralı oğlunu hastaneye götürmek isterken yakalanmıştı saldırganlara. Bedenini oğlunun üstüne kapatarak kurşunların ona gelmesini engellemek istese de her ikisi de can verdi.

 

85 yaşındaydı 

Cennet Çimen, 85 yaşında, bir gözü görmüyordu. Katliam yaşandığında oğlunun patronu evdekileri kurtarmak için gelip almış, eve götürmüştü. Ama geride 85 yaşındaki Çimen nene bırakılmıştı. Düşünülmemişti yaşlı birinin de öldürüleceği… Çocukları evden gittiğinde bir süre sessizlik içinde bekleyen Çimen neneyi bekleyen vahşi ölüm gelmişti… 

 

Meclis 'katliam' demeyi kaba buldu

Meclis Başkanlığı, Alevilere dönük geçmişte yaşananların araştırılması ve bir daha benzeri katliamların yaşanmaması amacıyla verilen önergeyi "katliam" ifadesi olduğu gerekçesiyle iade etti.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Antep Milletvekili Mahmut Toğrul’un ilk imzasıyla Maraş, Sivas ve Gazi katliamları hatırlatılarak, benzeri provokasyonların önüne geçilmesi amacıyla Meclis bünyesinde bir araştırma komisyonunun kurulması talebiyle önerge verdi. Ancak Toğrul'un önergesinde geçen "katliam" ifadesi gerekçe gösterilerek, tam da Maraş katliamının yıl dönümünde önerge iade edildi. 

Meclis Başkanı İsmail Kahraman tarafından önergenin iade nedeni ise şöyle gerekçelendirildi: "İlgi önergenizin takdim kısmının birinci ve ikinci cümleleri; gerekçe kısmındaki ilk paragrafın ikinci cümlesi, ikinci paragrafın ilk cümlesi, üçüncü paragrafın dördüncü cümlesi TBMM İçtüzüğü'nün 67'nci maddesi kapsamında görüldüğünde ilgi önergeniz ekte iade edilmiştir."

 Kahraman'ın iade nedeni olarak gösterdiği bu gerekçeye dayandırılan önergenin ilgili cümleleri ise şöyle: "Türkiye nüfusunun önemli bir bölümünü oluşturan Aleviler, Cumhuriyet tarihi boyunca katliam ve baskılarla karşı karşıya kaldı. Sivas ve Maraş, Çorum, Gazi ve Malatya katliamları, Türkiye tarihinin utanç verici katliamları olmaya devam etmektedir." 


MARAŞ