19 Temmuz’da Suruç-Kobanê sınırında başlayan "çadır" ve ses
sistemlerini yakmalar sonrasında başlayan diğer çadırlara saldırı bir
konsept olarak devam ediyor. Önce 19’u 20’ye bağlayan şafakta Birecik’in
Zehri-Ziyaret Köyleri arasında bulunan Kobanê’ye destek amaçlı direniş
çadırlarına küfürlü anoslar eşliğinde gaz bombaları ile saldırı
düzenledi. Ardından dün yine sabaha karşı aldırı yapıldı.
Bu sefer
araçlar darp edilip yakıldılar. Ellerine geçirdikleri vatandaşları da
yaraladılar. Bu esnada 90. gününe girmek üzere olan Meskan Direnişi’ne
de müdahele edildiği haberi geldi. Oranın da çadırlarını yakmışlar.
Peki neden? Sebebi çok basit… Direniş karşısındaki acziyet, acizlik…
Kobanê
sınırındaki tarihi güne gidersek, olayın başlangıcı bize yeteri kadar
sebep sunuyor. 19 Temmuz’da farklı şehirlerden gelen halk Suruç-Kobanê
sınırında beklemeye başladı. Toz duman ve sıcağa aldırmadan halaya duran
herkes, bu tarihi güne bir anlam katma derdinde idi.
Bekleyişimiz
akşam üzeri tam bir hareketliliğe kavuştu. Kobanê halkı da sınırın öbür
tarafına geldi. Biz bu tarafta onlar diğer tarafta ve arada sadece
akrep, toma, kirp, tank, jandarma ile polis. Akşam karanlığı bastırmaya
başladığında iki tarafta da devrim kutlaması için şarkılar ve havai
fişekler patlamaya başladı. Devlet güçleri sınırın sıfır noktasına
yığılan halka karşı bir şey yapamadı ve bekleyiş öyle teller önünde
başladı. Saat akşam sekizi geçtikten sonra, Kobanê tarafından ellerinde
fener ve havai fişekler ile alanı aydınlatan insanlar tarladan bize
doğru gelmeye başladı.
Gelen arkadaşlar mayınsız yolu biliyordu ve
halkın beklediği sınır tellerinin önüne kadar gelip, teli açtılar. Tel
açılır açılmaz da yüzlerce kişi sınırı geçti. Sınırı askerlerin gözü
önünde aşan halk; sloganlar atarak Kobanê halkına doğru yol almaya
başladı. Bu tarihi bir andı. Gizli veya başka bir şekilde değil alenen
sınırı geçti halk. Büyük bir güven ile…
İşte başlayan çadır yakma ve
topyekün saldırıların malum sebebi de bu sınırın anlamsız kılınması
oldu. Ulus devletin en büyük gurur kaynaklarından ve her şeyimiz dediği
sınırları aşılmıştı; yüzlerce kişi geçtiği ve halk onları sahiplendiği
için ne yapacaklarını bilemediler. Son 4 ayda sınır geçişleri sırasında
5-6 kişinin öldürüldüğünü biliyoruz. Basına da yansıdı… Ama bu sefer
yapamadılar.
Devletin tekrar yakıp yıkma geleneğine sarılması elbet
devamlılık açısından esastır! Bu aynı zamanda hortlamaya hazır bir
anlayışın da kapımızda olduğunun ve mücadelenin asla durmaması,
gevşememesi gerektiğinin de ispatıdır.
Gururu incinen, devlet
otoritesi basit bir hamle ile yerle bir olan kolluk kuvvetleri ve
talimat aldıkları valiler; yakıp yıkmayı emretti. Önce Birecik, sonra
Meskan saldırıları bu sebepten saldırıya uğruyor. Devrimin yıl dönümünde
halkın sınırı aşıp kardeşlerine kavuşmalarına engel olamadılar…
Bazı şeyleri hazmetmek zordur. Anlıyoruz…