
Kültürel, toplumsal bir fark olmaksızın tüm toplumlarda farklı boyutları ile en sarsıcı haliyle görülen kadına yönelik şiddet, Kürdistan’da da boyutlanarak devam ediyor. Kadın katliamları, kadına yönelik şiddet, çocuk istismarları olaylarıi devlet ve yargı tarafından adeta kutsanıyor. Kadını yaşamın her alanında kadını daraltmaya ve eve kapatmaya dönük ideolojik eğilimler ise kadınların direnişi ile karşılık buluyor. Wan’da kadın kurum temsilcileri, kadına yönelik şiddetin boyutlarını değerlendirdi.
‘Devletin yaklaşımı rencide edici
Qerqelî (Özalp) tarihinde ilk kez 30 Mart 2014’te gerçekleştirilen yerel seçimlerde DBP’den seçilen Belediye Eşbaşkanı Diba Ermiş Keskin, 12 yıllık AKP iktidarı döneminde kadına yönelik şiddetin arttığını ve iktidarın kullandığı İslami söylemler ile binlerce kadının katledildiğini belirtti. “Türkiye toplumunda devletin kadına yaklaşımı, insanlık onurunu rencide edecek düzeydedir” diyen Keskin, seçilmiş kadınların bile devletin şiddetine maruz kaldığını dile getirdi. Keskin, Qerqelî’nin feodalitenin halen kırılmadığı bir yer olduğunu kaydederken, aynı zamanda feodalitenin kadını eve kapatarak ötekileştirdiğini dile getirdi. Yerelde seçilmişler olarak ataerkil zihniyeti yıkacaklarını belirten Keskin, ilçenin kadın sorunları ile daha yakından ilgilenmek için Kadın Politikaları Şube Müdürlüğü kuracaklarını söyledi.
Algıda bölgesel farklılıklar var
Kadın sorunlarının algılanması konusunda bölgesel farklılıkların olduğunu ifade eden Eğitim Sen Erciş Şube Yöneticisi Zeynep Taşdelen, bu nedenle kadın sorunlarının dile getirilmesi ve açığa çıkması önünde ciddi bir zihniyet engelinin olduğuna dikkat çekti. Şiddetin eril zihniyetin yarattığı ciddi bir sorun olduğunu kaydeden Taşdelen, “Kadın artık kendini geliştirmek için çaba harcıyor, ataerkil zihniyete boyun eğmiyor. Kadının eşitlikten, özgürlükten, kadın mücadelesinden bahsetmesi, erkeğin zihniyetine ters düşüyor. Bunun karşısında erkek, en ilkel yöntem olan şiddete başvuruyor” dedi. Taşdelen, şiddetin bir insan hakkı ihlali olduğunu ifade ederek, “Eğitim kurumlarında cinsiyet eğitiminin verilmesi gerekiyor. Herkese kadının bir birey olduğu öğretilmeli, eve mahkum edilip yok edilmeye çalışılmasının önüne geçilmelidir” şeklinde konuştu.
Hep ötekileştirenler korundu
Avukat Esra Akgün ise, her yıl olduğu gibi 2014 yılında da kadına yönelik şiddete dair hiçbir değişiklik yapılmadığının altını çizerek, “Hukuk kuralları ve siyasetin erkek tarafından belirleniyor. Erkek hukukunda kadın ve çocuklar; yani ötekileştirilenler yerine, ötekileştirenler korunup kollanıyor. Hatta ötekileştirmek hukuk eli ile yapılıyor” ifadelerine yer verdi. Buna karşılık kadın mücadelesinin de geliştiğine dikkat çeken Akgün, “Kadın, hukuk kuralları içerisinde ailenin korunması çerçevesinde yer alıyor, bağımsız ele alınmıyor. Caydırıcı cezalar yerine ‘tahrik’ ya da ‘iyi hal’ indirimi uygulanıyor” şeklinde konuştu. Akgün, toplumu etkileyen akademisyen ve siyasetçilerin söylemlerine dikkat etmesi ve toplumu yanlış yönlendirmekten vazgeçmesi gerektiğinin de altını çizdi.
Birey olma hakkının elinden alınması da cinayettir
Toplumdaki gelenek, görenek, sosyal ve kültürel şekillenmenin sonucu olarak kadınların en yakınlarında bulunan erkekler tarafından, ‘namus’ adı altında katledildiğini dile getiren Van Kadın Yaşam Merkezi Sosyoloğu Ruken Özdemir de, “Erkeğin egemen olduğu toplumlarda namus anlayışı sadece kadına yöneliktir. Namus kavramı erkekler için kullanıldığında daha çok şeref kavramı ile aynı anlama gelir. Kadının ‘namuslu’ yaşamından ailedeki erkekler sorumludur. Kısaca namusun taşıyıcısı kadın, koruyucusu erkektir” diyerek, toplumdaki mevcut algıya dikkat çekti.
Türkiye toplumunun erkek egemen bir bakış açısı ile biçimlendiğini ifade eden Özdemir, ‘evinin hanımı, çocuklarının anası” söylemleri ile evliliğin kutsallaştırıldığını söyledi. Kadının evlilik kurumunun dışına çıkma ya da bağımsız yaşama isteminin, şiddet ya da katledilme ile sonlandığına işaret eden Özdemir, “Kadınların sadece fiziki olarak değil, duygularının, düşüncelerinin, kendilerini ifade etme haklarının elinden alınması, kendi kimliklerini yaratabilme zemininin olmaması da cinayettir. Yani kadın katliamları çok boyutlu; ruhsal, düşünsel, duygusal, kültürel açıdan yaşanıyor. Kadın katliamlarının bu kadar çok yaşandığı bir toplum, ahlaki açıdan çöküntü içerisinde olan bir toplumdur” dedi.
Şiddetin kutsanması ölümü getiriyor
Hükümetin birinci ağızlarından farklı dönemlerde yapılan açıklamalara da dikkat çeken Özdemir, “Bülent Arınç gibilerinin kahkaha atan kadınları hedef göstermesi, bunun en acı örneklerindendir. Türkiye Cumhurbaşkanı’nın ‘Kız mıdır? Kadın mıdır’, ‘Her kürtaj bir Roboskî’dir’, ‘Kızlı erkekli aynı evde kalıyorlar’, ‘Kadın ile erkeğin eşitliği fıtrata ters’ şeklindeki söylemler, toplumdaki ataerkil düzeni besleyen söylemlerdir. Şiddet devlet tarafından bu kadar kutsanmışken, kadının kendi kimliğini öne çıkarması ölümle sonuçlanıyor” açıklamalarında bulundu.