Devlet terörüne teslim olunmadı

- Kürtler, 2020’de uluslararası güçlerin de desteğiyle her parçada tasfiye planlarının hedefi oldu. Tecrit, savaş, operasyon, baskı ve tutuklamalara direnişle yanıt veren Kürtler, yıl boyunca devlet zorbalığına ve salgın koşullarına rağmen sokakları hiç boş bırakmadı.
Yeni bir başlangıçla geride bırakılan 2020, dünyayı etkisi altına almayı sürdürüp şu ana dek 1.8 milyon insanın yaşamını sonlandıran Kovid-19 salgınının ağır örtüsü altında geçti. Salgın koşullarında politik-askeri gücü elinde bulunduranların izledikleri siyaset, ekonomiden sosyal yaşama değin aldıkları veya almadıkları kararlar ile bunların yol açtığı sonuçlar, tüm insanlığı etkiledi. Katılımcı demokrasi ekseninde Ortadoğu halklarını bir araya getirip özgürlük değerlerini yükseltmeyi tercih eden Kürtler, geride kalan yılda kirli politikalarla teslim alınmak istendi. Bunun uygulamaları ise Öcalan’a yönelik derinleştirilen tecrit, dayatılan savaş, bileklerine kelepçe vurulan siyasetçiler, kayyumlarla gasp edilen iradeleri, coğrafyalarına dönük talan, ırkçı saldırılar, idamlar, ambargolar, işgaller, dillerine dönük yasak ve tecavüzler oldu. Kürtler ise yıl boyunca Kürdistan’ın dört parçasında bütün bunlara karşı topyekun bir mücadele yürüttü.
Kürtlere dönük devreye konulan çok yönlü yeni saldırı konseptinin başlangıcı Kuzey-Doğu Suriye’yi işgal saldırısı oldu. ABD ve Rusya, tıpkı Ocak 2018’de Efrîn’de olduğu gibi 9 Ekim 2019’da Girê Spî ve Serêkaniyê’ye yönelik işgal saldırısı başlatan Türkiye’nin önünü açtı.
Ulusal birlik çabası
Kürt güçler, tehditler karşısında mevcut kazanımlarını korumak ve büyümek için ulusal birliklerini güçlendirme yolunu esas aldı. Bu amaçla Kuzey Kürdistan’da 8 Kürt partisi, yerel seçim döneminde oluşturdukları ”Kürdistani İttifak Çalışmasını” yol haritasını belirlemek üzere 18 Ocak’ta Amed’de toplandı. Kuzey-Doğu Suriye’de ise aynı amaçla görüşmelere başlanan Kürt Ulusal Konseyi (ENKS), Kobanê’de büro açtı.
Öcalan’ın tavsiyeleri
7 Ağustos 2019’daki son avukat görüşmesinin ardından tecrit politikası uygulanarak ne avukatları ne de ailesiyle görüştürülen Öcalan’ın tutulduğu İmralı Adası’nda 27 Şubat günü çıkan bir yangın, tüm dikkatleri buraya çevirdi. Ortadoğu’nun içerisinde bulunduğu koşullardan hareketle metaforik bir anlam kazanan bu yangın sonrası Kürt kamuoyunda büyüyen kaygılar üzerine aileler, 2 Mart’ta İmralı’ya götürüldü. Bu görüşmede Ortadoğu, özellikle de Suriye’de yaşanan gelişmeler ve Kürt sorununun çözümüne ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulunan Öcalan, iki ayaklı masa benzetmesinde bulunduğu Türkiye siyasetinde HDP’ye “üçüncü ayak” olması tavsiyesinde bulundu.
Newroz yine de kutlandı
Baharın müjdeleyicisi olmasının yanı sıra Kürtler ve diğer Ortadoğu halkları için direniş ve özgürlüğün simgesi olan Newroz, bu yıl salgın nedeniyle kitlesel kutlanmadı. Ancak insanlar yaşadıkları sokaklarda, evlerin balkonlarında yaktıkları ateşlerle Newroz’u kutlamaktan geri durmadı.
Belediye gaspları sürdü
Kürt sorununa dair izlenen çözümsüzlük politikasının bir adımı olarak başvurulan kayyum atamalarına ise salgın koşullarında bile devam edildi. 23 Mart’ta Batman; Bitlis’in Güroymak; Amed’in Eğil, Ergani, Silvan ve Lice; Iğdır’ın Halfeli ve Siirt’in Gökçebağ belediyelerine kayyumlar atanarak, halk iradesi gasp edildi. Kayyumların belediye binalarına Erdoğan fotoğrafları asıp, belediye hoparlörlerinden İstiklal Marşı çalması da bunun açık örneğini oluşturdu. Bu atamalarla 31 Mart 2019’da yapılan yerel seçimlerin üzerinden daha bir yıl geçmeden HDP’nin kazandığı 65 belediyeden 40’na kayyum atanmış oldu.
Zînî Wertê provokasyonu
Newroz’la birlikte büyüyen birlik ve beraberlik ruhuna gölge düşüren ise Nisan ortalarında yaşanan bir gelişme oldu. Bir yandan Türkiye’nin askeri saldırılarına devam ettiği Federe Kürdistan’da, YNK’nin kontrol alanında yer alan Zînî Wertê’ye KDP tarafından bir güç kaydırıldı. Hemen akabinde Türkiye’ye ait savaş uçaklarının 15 Nisan günü yaptığı bombardımanında üç HPG’li şehit düştü. Kürt kamuoyunda tepkilere neden olan bu adım üzerine açıklama yapmak zorunda kalan Federe Kürdistan Hükümeti, askeri yığınağın koronavirüsle mücadele çerçevesinde İran sınırından gelen kaçakları engellemek amacıyla yapıldığını öne sürdü. Ancak bölgenin İran sınırına yaklaşık 30-40 kilometre uzaklıkta olması bu açıklamayı inandırıcı kılmadı. Türkiye’nin sayısını günden güne arttırdığı üslere ve fiili işgale dönüşen operasyonlarına karşı çıkmayan KDP yönetiminin asıl niyetini, Zînî Wertê olayının devamında attığı kimi adımlar ve yapılan açıklamalar gösterdi.
Öcalan’dan birlik mesajı
Kürt güçler arasında çakılacak bir kıvılcımın yol açabileceği sonuçlara dair uyarı yine Öcalan’dan geldi. Salgın dolayısıyla oluşan kaygılar üzerine tutulduğu İmralı’da 21 yıl sonra ilk kez ailesiyle telefonda görüşebilen Öcalan, uyarılarda bulunduğu PKK, KDP ve YNK’ye, geçmiş acı tecrübeler nedeniyle Kürtlerin bu yüzyılda ihtiyaç duyduğu şeyin, birlik ve beraberlik olduğunu hatırlattı.
Meclis Kürtçeye kapalı
Bir yandan KDP’nin eklemlendiği askeri-siyasi adımlarla çözümsüzlük politikası derinleştirilirken, içeride kayyum atamaları devam etti. 15 Mayıs’ta HDP’li Iğdır, Siirt, Kurtalan, Baykan ve Altınova belediyelerinin eklenmesiyle kayyum atanan belediye sayısı 45’e yükseldi. Bu tarihin Kürt Dili Bayramı olması dolayısıyla, aynı gün HDP milletvekillerinin Meclis’e sundukları önerge ve kanun teklifi de “Kürtçe” olduğu gerekçesiyle kabul edilmedi.
Vekillikler de gasp edildi
Saldırılar, baskılar ve yasaklar karşısında geri adım atmayan Kürt siyasi güçleri ve partiler, Kuzey-Doğu Suriye’de 19 Mayıs’ta “Kürt Ulusal Birliği Partileri” adıyla bir oluşum kurdu. HDP ise 1 Haziran’da başlattığı “Demokratik Mücadele Programı” kapsamında tüm demokratik ve toplumsal muhalefet güçlerine bir araya gelme çağrısı içeren 9 maddelik bir tutum belgesi açıkladı. Bu ihtiyaç, kendisini 4 Haziran günü HDP milletvekilleri Leyla Güven ve Musa Farisoğulları ile CHP Milletvekili Enis Berberoğlu’nun milletvekillikleri düşürülmesi kararıyla gösterdi. Kararla birlikte haklarındaki davalardan dolayı tutuklanan üç isimden Güven ve Berberoğlu, bir süre sonra serbest bırakılırken, Farisoğulları hala cezaevinde.
İki koldan Ankara yürüyüşü
Milletvekilliklerinin düşürülmesi üzerine HDP, 15 Haziran’da Hakkari ve Edirne olmak üzere iki koldan Ankara’ya “Demokrasi Yürüyüşü” başlattı. İktidar, valilikler eliyle yürüyüş güzergahında bulunan kentlere giriş-çıkışlara kısıtlama getirip eylem ve etkinleri yasakladı.
Rojava’da olumlu gelişme
Bu yürüyüş devam ederken, Kuzey-Doğu Suriye’de önemli bir anlaşmaya varıldı. 17 Haziran günü Kürt Ulusal Birliği Partileri ve ENKS, ulusal birlik konusunda yürütülen diyalogların ilk aşamasının tamamlandığını ve 2014 tarihli Dihok Anlaşması maddelerinin temel olarak kabul edildiğini duyurdu. Taraflarca yapılan ortak açıklamada, “Daha büyük bir anlaşma ile tüm Suriye halkları ve Kürt halkının menfaatlerini koruyacak pratik ortaklığın tarihi adımı olmuştur” denildi.
Aynı gün Türk saldırısı
Aynı gün Türk savaş uçakları KDP’nin ambargo uyguladığı Mexmûr Kampı, Şengal ve Kandil’i eş zamanlı bombaladı. Bu saldırılar sonraki günlerde Şêladizê, Süleymaniye kentine bağlı Şarbajer, Amediyê’nin Bamernê kırsalında yönelik hava saldırılarıyla devam etti. Bu saldırılardan dolayı Federe Kürdistan’da başlatılan kampanyayla Türkiye’nin bölge topraklarından çıkması için 50 bin imza toplandı.
DTK’ye baskın ve mühür
Toplumsal muhalefeti bir araya getirmek amacıyla Ankara yürüyen HDP, yine Eylül’e kadar devam edecek “Demokrasi Buluşmaları” organize etme kararı aldı. Demokrasi güçlerinin yan yana gelmesinin önüne geçmeye çalışan Türk iktidarının başvurduğu yol ise sivil siyaseti tasfiye etmenin amaçlandığı operasyonlar oldu. Amed’de 26 Haziran’da düzenlenen operasyonda çok sayıda siyasetçi gözaltına alınıp bölgenin en büyük sivil toplum örgütlemesi olan Demokratik Toplum Kongresi’nin (DTK) kapısına mühür vuruldu. Bir dönem yeni anayasa konusunda Meclis’in görüş ve önerilerini aldığı DTK’yi kriminalize etmeye çalışan iktidar aklı, sonraki aylarda bu yönlü adımlarını sürdürdü.
Kürt düşmanlığının düzeyi
HDP’nin 15 Temmuz’da açıkladığı “Kürt Düşmanlığı Raporu”‘na göre; salgının etkili olduğu 11 Mart-30 Haziran tarihleri arasında Kürt illerinde ya da Kürt kimliği nedeniyle saldırıya uğrayarak, şüpheli şekilde bulduğu cismin patlaması, kurşun isabet etmesi, askeri operasyonlar gibi sebeplerle 6’sı çocuk 15 sivil katledildi. Aralarında hak savunucuları, gazeteciler, siyasetçiler, sağlık emekçilerinin de bulunduğu 384 kişi gözaltına alındı, 93 kişi tutuklandı. 84 kişi işkence ve kötü muameleye maruz kaldı. 14 HDP’li belediyeye kayyum atandı. En az 13 mezarlık defalarca tahrip edildi. HDP’li milletvekilleri hakkında 84 fezleke hazırlandı.
101 aksaçlı ve 404 yurttaş
Türk hükümetinin salgının bile önüne geçemediği baskı ve şiddet politikalarına karşı farklı siyasal çizgi ve geleneklerden gelen “101 Aksaçlı” ortak bir bildiri yayımladı. 21 Temmuz günü paylaşılan bu metinle, Türkiye’nin içinde bulunduğu kötü koşullara dikkat çekilerek, tüm toplumsal kesimlere gecikmeksizin demokrasi ittifakında buluşma çağrısı yapıldı. Bu bildiriye sonrasında aralarında sanatçı, yazar, gazeteci, emekli, eğitmen ve müzisyenlerin de olduğu “404 Yurttaş” destek verdi.
Talan, taciz ve tecavüz
Toplumsal tabanın ”yan yana gelmesi” çağrısı yaptığı muhalefetin bu cesareti gösteremediği yaz ayları boyunca hem sınır içinde hem de sınır dışında kapsamlı saldırılar yürütüldü. Bu saldırılarda can kayıplarının yanı sıra bölge coğrafyasını alevler sardı. Operasyonların yapıldığı kırsal alanlarda yüzlerce hektarlık ormanlık alan küle döndü, mezarlıklar dahi alevlerin arasında kaldı.
Çok yönlü izlenen savaş politikalarının bir boyutu ise Kürt kadınlarına yönelik taciz ve tecavüzler oldu. Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku’nun (21), 5 Ocak’ta aniden ortadan kaybolmasıyla ilgili şüpheler babası polis olan erkek arkadaşı Zaynal Abarok’un üzerindeyken, Temmuz ayı ortasında Şırnak’ta yaşayan 13 yaşındaki kız çocuğu bir uzman çavuşun cinsel saldırısına maruz kaldı.
Kuzey Kürdistan’daki devlet güçlerinin karıştığı tecavüz olaylarından bir diğeri ise Batman’ın Beşiri ilçesinde uzman çavuş Musa Orhan’ın tecavüzüne maruz kalan İpek Er’in intiharı oldu. Tepkiler üzerine ancak hakkında tutuklama kararı verilen uzman çavuş, bir hafta geçmeden serbest bırakıldı. Sonraki haftalarda bu kez Batman’ın Gercüş ilçesinde 15 yaşındaki bir çocuğunun aralarında kimi kamu görevlilerinin de olduğu kişilerin tecavüzüne uğradığı ortaya çıktı.
Barış çağrıları duyulmadı
HDP, savaşın son bulması için 1 Eylül Dünya Barış Günü öncesinde ”Barışı Çağrı Deklarasyonu” açıkladı. Bu çağrıya verilen yanıt, İmralı’da tecridin sürdürülmesi ile Kürt siyasetçilere dönük gözaltı ve tutuklamalar oldu. Türkiye’de Kürt sorunu özelinde barış koşullarının oluşması için taşıdığı rol yadsınamayacak olan Öcalan’a o zamana dek gerekçesiz bir şekilde uygulanan görüşme yasağına yasal kılıf giydirilip, 23 Eylül’de 6 aylık görüş yasağı getirildi.
Yeniden Kobanê soruşturması
Hemen akabinde ise 6-8 Ekim 2014 tarihleri arasında düzenlenen Kobanê eylemlerine ilişkin başlatılan soruşturma ile HDP’nin o dönemki Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyeleri 25 Eylül’de gözaltına alındı. Hakkında gözaltı kararı çıkarılan 82 isimden aralarında Kars Belediye Eşbaşkanı Ayhan Bilgen, eski milletvekili Ayla Akat Ata’nın da bulunduğu 17 isim çıkarıldıkları mahkemece tutuklandı. DAİŞ’in Kobanê’ye yönelik saldırısı ve Erdoğan’ın “Düştü düşecek” sözlerinin tahrik edip sokaklara döktüğü halkı evlerine döndüren, Öcalan’ın yaptığı çağrı ve HDP’lilerin çabaları olmuştu. Buna rağmen iktidar tarafından bir “cadı avı”na dönüştürülen soruşturma, Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Sebahat Tuncel, Aysel Tuğluk ve Gültan Kışanak gibi bir kısmı zaten cezaevinde bulunan siyasilere kadar uzanıp, tutuklananların sayısı 27’ye yükseldi.
Dört kampanya başlatıldı
Kürt siyaseti, hem tecrit hem de aralıksız süren siyasi soykırım operasyonlarına üç kampanyayla yanıt verdi. Tevgera Jinên Azad (TJA-Özgür Kadın Hareketi) tarafından 15 Eylül’de başlatılan “Kendimizi savunuyoruz (Em xwe diparêzin)” kampanyasının ardından DTK, TJA, DBP ve HDP, “Birliği kuralım, tecridi kıralım, özgürlüğü sağlayalım”, gençlik örgütleri ise “Harekete geç” kampanyalarını başlattı. KCK ise 12 Eylül’de ”Tecride, Faşizme, İşgale Son; Özgürlüğü Sağlama Zamanı” kampanyası başlattı.
Şengal’e rağmen anlaşma
Ulusal birliğin sağlanması konusunda yapılan çağrılar ve büyüyen beklentilere rağmen karşılaşılan sonuç farklı oldu. Kuzey-Doğu Suriye’de, PYNK ile ENKS arasında başlayan görüşmeler, Türkiye ve diğer kimi güçlerin yönlendirdiği ENKS’nin tutumu dolayısıyla tıkandı. Bir diğer gelişme, Federe Kürdistan Hükümeti ile Irak merkezi hükümeti arasında 9 Ekim’de açıklanan ”Şengal Anlaşması” oldu. KDP yönetimi, bu anlaşmanın altına attığı imzayla daha önce DAİŞ saldırıları karşısında korumasız bıraktığı Êzîdîlerin oluşturduğu siyasi ve askeri kurumlaşmaları ortadan kaldırmaya girişti. Anlaşmayı kabul etmeyen Şangal halkı, haftalardır eylem hâlinde.
Zînî Wertê’nin ardından varılan Şengal Anlaşması’yla büyüyen gerilim, KDP’nin sonraki haftalarda Garê ve Metîna bölgelerine güç kaydırması ve yapılan açıklamalarla tehlikeli bir noktaya evrildi. Oluşan çatışma riskinin önüne geçmek için acil olarak toplanan Kürt Ulusal Kongresi (KNK), Federe Kürdistan’da bulunan siyasi parti ve sivil toplum örgütleriyle temasa geçti. Bu temaslar sonucunda çatışma riski şimdilik kalkmış olsa da KDP’nin izlediği politikada bir değişiklik işareti yok.
Bir yandan Kürt kamuoyundaki ulusal birlik beklentilerinin altını oyan bu gelişmeler yaşlanırken, Kürdistani Seçim İttifakı’nda yer alan partiler 24 Ekim’de Amed’de toplandı. Toplantı sonucunda kurulan platformun kalıcı hale getirilmesinin kararlaştırıldığı ifade edildi.
Bir kez daha açlık grevi
Cezaevlerindeki bulunan PKK ve PAJK’lı tutsaklar ise Öcalan’a uygulanan tecrit ve cezaevlerinde artarak devam eden hak ihlallerine karşı 27 Kasım’da süresiz-dönüşümlü olarak açlık grevine başladı. Bu eylem, ikinci ayında sürüyor.
DTK Eşbaşkanı rehin alındı
Yılın son ayında Kürt siyasetçilere yönelik baskı, DTK Eşbaşkanı Leyla Güven’in tutuklanmasıyla devam etti. Güven, DTK Eşbaşkanı sıfatıyla yürüttüğü siyasi faaliyetleri ve yaptığı konuşmalar nedeniyle hakkında açılan davada 22 Aralık günü ”örgüt üyesi olmak” ve ”örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla 22 yıl 3 ay hapis cezası verilerek, cezaevine konuldu.
AİHM’in son kararı
Türk iktidarının, Kürt siyasetçileri “rehine” olarak tutuklandığının kanıtı ise aynı gün Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Daresi’nin Selahattin Demirtaş’a dair verdiği karar oldu. Mahkeme, 22 Aralık’ta ”tahliye” edilmesi kararı verdiği Demirtaş şahsında tutuklu Kürt siyasetçilerin siyasi saiklerle tutuklandığını gözler önüne serdi. Bu karar, daha Türkiye yargısı tarafından değerlendirilmeden Cumhurbaşkanı Erdoğan ve diğer bazı hükümet yetkilileri kararı açıkça tanımayacaklarını ilan etti. Akabinde 26 Aralık günü yerel bir mahkeme, Demirtaş’a dair başvuruyu reddetti. Gerekçe olarak ise başvuru dosyasına AİHM kararının Türkçe tercümesinin eklenmemiş olması gösterildi. AMED







