Siirt E Tipi Cezaevi’nde 45 gündür açlık grevinde olan tutsaklar, “Yaşamayı ve yaşatmayı uğrunda canımızı verecek kadar seviyoruz. Sonuç alıncaya kadar kararlı ve iradeli devam edeceğiz. Tarih, direnenlerin kazandığını bir kez daha gösterecektir” diyor.
Açlık grevinin başladığı ilk cezaevleri arasında yer alan Siirt E Tipi Kapalı Cezaevi’ndeki tutsaklar, ciddi sağlık sorunlarına rağmen eylemlerine devam etmekte kararlı. Cezaevinde 12 Eylül’den itibaren açlık grevinde olan Gülistan Abdo, Gulan Kılıçoğlu, Emel Gültekin, Gülsüm Koç, Dilşah Kocakaya, Kevser Akçelik isimli tutsaklar, gönderdikleri mektupla, hem özgeçmişlerini hem de eyleme katılma amaçlarını aktardılar. Vicdanlara seslenen tutsakların mektupları şöyle:
Emel Gültekin: 14 Mayıs 1984 Amed Bismil doğumluyum. 15 Aralık 2010’da tutuklandım. Anadilimde savunma yapmak istedim fakat reddedildim. Savunmam alınmadan örgüt üyeliğinden 7 buçuk yıl ceza aldım. Yargıtay’a gönderdiğim itiraz dilekçesi kabul edilmedi. Kısa bir sürede cezam onaylandı. 1 buçuk yılı aşkın bir süredir darbe sonucu oluşan fiziksel rahatsızlık yaşamaktayım. Böyle kutsal bir eylemde; insanlık adına verilen bu savaşta, bedenini ölüme yatırmak onur vericidir. Uğruna bedenimizi ölüme yatırdığımız taleplerimiz yerine gelmediği sürece bu kutsal eylemden bir adım geri adım atmayacağız. Biz yaşamayı ve yaşatmayı uğrunda canımızı verecek kadar çok seviyoruz.
Gulan Kılıçoğlu: Amed/Dicle doğumluyum. Amed’in politik konumundan kaynaklı yoğun bir atmosfer içinde büyüdüm. Bölgede çocuk olmak açlık grevlerini, mitingleri, tecritleri, sloganları, sürgünleri erkenden öğretiyor insana. Cümle gördüklerimi yol bilerek bir tarafından tutmak için mücadelenin Ankara SBF Uluslararası İlişkiler Bölümü’nü kazandım. Ankara’daki öğrencilik yıllarımda hayatın olağan akışını bozmak gerekçesiyle tutuklandım ve örgüt üyeliğinden ceza aldım. Cezam Yargıtay’dadır. Onaylanırsa iki yıl sonra çıkıyorum. Dosyadaki hukuksuzlukların haddi hesabı yok. Kaldığımız cezaevlerindeki rehabilite etme, iğdiş etme çabalarının haddi hesabı yoktur. Ama bizler kişisel kaygılara girmeden her şeyi göze alarak zihnini betonlaştıranların çatlaklarından sızan çiçek olmak istedik. Betonları çatlatıp İmralı duvarları kırmak; anadilimizde eğitim ve yaşam için süresiz-dönüşümsüz açlık grevine girdik. Devlet utansın ki bizi anadilimiz için eylem yapmaya mecbur bıraktı. En doğal durum gibi ele alınması gereken bu konu hiç tartıştırılmamalıydı. Betonları kırıp İmralı güneşine ulaşmak için devletin en doğal akışını bozmaya devam ediyoruz, edeceğiz.
Gülistan Abdo: 1974’de Rojava Kürdistan’ın Afrin Reco şehrinde doğdum. 1992’de PKK saflarına katıldım. İki yıl dağda kaldım. 1994’te yaralı olarak esir düştüm. Ayak parmaklarımda kangren oluşmuştu; ancak bilinçli bir şekilde bekletildi ayağımın yarısına yayılıncaya kadar ve sonrasında sol bacağım kesildi. Yargılamam bir yıl sürdü ve 36 yıl ceza aldım. Savaş esiri olarak savaşa dur demenin zamanı olduğunu ve halkların özgürlüğüne, barışına güneş doğuncaya dek yaşam pahasına da olsa sürdüreceğiz.
Dilşah Kocakaya: 19 Ocak 1990 Lice doğumluyum. 26 Kasım 2008’de gözaltına alınarak tutuklandım. Çukurova Üniversitesi Arkeoloji bölümü öğrencisiyim; ancak 4 yıldır gizli tanık ifadesi yüzünden tutuklu olarak yargılandığım için okuyamıyorum. Mahkeme salonlarında adaletin hangi mülkün temeli olduğunu sorgulayarak büyüdüm. İmralı duvarlarını parçalamak ve annemin sütü gibi hakkım olan anadilimi tüm kamusal alanlarda kullanabilmek için süresiz-dönüşümsüz açlık grevindeyim. Tarihe yazılan bugünlerde harflerinden bir olmanın sonsuz mutluluğu ve onurunu yaşıyorum. Büyük bir mutlulukla yaşatmak için ölümü öldürmeye yol alıyoruz. Tarih, direnenlerin kazandığını bir kez daha gösterecektir.
Gülsüm Koç: 1992 Bingöl doğumluyum ve Bingöl’ün Alevi köylerindenim. Lise son sınıf öğrencisiyken tutuklandım ve 1 buçuk yıldır cezaevindeyim. Dosyamdaki hukuksuzlukların haddi hesabı yok. Faşizan zihniyetin yaşamlarımızı gasp edip çorak topraklara benzettiğinin canlı tanığıyım. Tüm bireysel kaygılarımdan sıyrılarak 15 Eylül 2012 tarihinde süresiz-dönüşümsüz açlık grevine başladım. Kürt halkının zafere götürecek bu sürecin aktif öznesi olmaktan büyük onur ve mutluluk duyuyorum.
Kevser Akçelik: 1 Şubat 1994 Yüksekova doğumluyum. 2009’da BDP Kadın Meclisi’yle çalışmalara başladım. DTK Daimi Meclis üyesiyken 29 Mart 2012’de tutuklandım. Dosyamda suç teşkil edecek bişey olmamasına rağmen suça sürüklenmiş çocuk ithamıyla yargılandım. Bu ithama rağmen müebbet istendi. Müebbetten üst yöneticiliğe, üst yöneticilikten alt üyeliğe iyi hal uygulaması olmadan ifadesiz savunmasız sadece bir yıllık süreç içerisinde cezalandırıldım. Yaklaşık 8 aydır içerideyim. Bedenimi onurluca ölüme yatırdım. Sonuç alıncaya kadar da kararlı ve iradeli şekilde devam edeceğim.

HABER MERKEZİ




Hiçbir bedelden sakınmayacağız


Diyarbakır D Tipi Kapalı Cezaevi’nde açlık grevinde bulunan Erdal Emeç, hiçbir bedelden sakınmayacaklarını kaydetti. 
Diyarbakır D Tipi Kapalı Cezaevi’nde 12 Eylül’den bu yana süresiz-dönüşümsüz açlık grevi eylemini sürdüren Erdal Emeç’in, eyleme katılma amacı ve yaşadıklarına yönelik tutsaklar tarafından yapılan röportajı Dicle Haber Ajansı’na gönderildi. Bitlis merkeze bağlı Narlıdere Köyü’nde 1983’te dünyaya gelen Erdal Emeç, 2007 yılında gerilla saflarına katıldı. 2012 yılının Temmuz ayında Cizre’de tutuklanan Emeç, bir yılı aşkın süredir cezaevinde bulunuyor.
Açlık grevine tarihi sorumluluğu yerine getirmek amacıyla başladığını belirten Emeç, nedenlerini ‘’Eylemimiz barışa olan inancımızın göstergesidir. Siyasi bir Kürt tutsağı olarak zindan koşularında sorumluluğu yerine getirerek mücadelemi sürdürmek ve halkımızın direnişinin yanında olduğumu göstermek amacıyla, böyle bir eylem içinde yer aldım’’ şözleriyle ifade ediyor. Taleplerinin doğal ve insani talepler olduğunu vurgulayan Emeç, ‘’Kimseden bir beklenti içinde olmadan kamuoyu oluşturup halkımızın öz gücü çerçevesinde, doğal haklarını pratikleştirmesini istiyoruz. Bu isteğimiz, yürüttüğümüz mücadele ile halkımız nezdinde karşılığını bulacaktır’’ dedi.
Tecridin direnen Kürt halkına boyun eğdirmek için intikam amaçlı uygulandığını anımsatan Emeç, bu politikayı boşa çıkarmak için her alanda aktif mücadele edilmesi gerektiğini belirtti. Emeç, ‘’Kamuoyu tepkisi en güçlü ve sonuç alıcı tepkidir’’ diyerek, mücadele yöntemlerine ilişkin de şunları ifade etti: ‘’Varlığına karşı yürütülen bu faşizan uygulamalara cevap olarak sivil itaatsizlik eylemeleri geliştirmeli ve tüm kamusal alanlarda anadilini konuşmalıdır.’’
Direnişlerini her koşulda sürdürerek, hiçbir bedelden sakınmadan mücadele edeceklerini kaydeden Erdal Emeç, halka da şu sözlerle destek çağrısında  bulundu: ‘’Kimseden beklentili bir durum içinde olmadan kendini sorumlu görüp, her alanda bir mücadele içinde olmak gerekiyor... Bu gerçeğe inanarak tüm halkımızın başarıya giden bu yolda yanımızda görmek istiyoruz.’’