Devlet Yoksa Toplum Ne Yapar?

  • Depremden ciddi anlamda etkilenen kentlerden biri olmasına rağmen ilk dakikalarından itibaren sergilediği örgütlü dayanışma ve kendine yetebilirlik ile sık sık konuşulan, hatta sadece kendine değil diğer deprem bölgelerine de ilk ve en büyük destekleri ulaştıran Amed, belki de devlet güçten düşerse toplum ne yapmalıdır sorusunun yanıtını veriyor.

MIHEME PORGEBOL

 

Devlet, toplumu oluşturan ve bir arada tutan tüm bileşenleri sosyal, siyasal, duygusal ve ekonomik ara-yüzler üzerinden şiddet tekeline yaslanarak kontrol etmeye çalışan bir  yönetim mekanizmasıdır. Diğer bir deyişle; yönetilmenin bir gereklilik olduğu varsayımı şiddet araçlarıyla topluma dayatılarak yurttaşın yaşamı ipotek altına alınır ve bu, devletin varlığına işaret eder. Bu el koyma süreci, yurttaşın dünya ve toplum ile etkileşimini planlar. Nihayetinde, sistem içerisinde yurttaş kendisine ve topluma yabancılaşırken, devlet ise tanrılaşır. Ödül ve ceza, ıslah ve kışkırtma, umut ve biat gibi ikilikler üzerinden yurttaşa karşı kurgulanan yasa, devleti hesap sorulamaz bir pozisyona yüceltir. Devlet öyle yücedir ki yokluğunun ihtimalini düşünmek insanları inançsızlaştırır. Peki, tanrı güçten düşerse ne olur?

Bu sorunun cevabını, 6 Şubat tarihinde merkez üsleri Maraş’ın Pazarcık ve Elbistan ilçeleri olan depremden sonraki ilk günde Amed’de yaşananlarda bulmak mümkün. Depremden ciddi anlamda etkilenen kentlerden biri olmasına rağmen ilk dakikalarından itibaren sergilediği örgütlü dayanışma ve kendine yetebilirlik ile sık sık konuşulan, hatta sadece kendine değil diğer deprem bölgelerine de ilk ve en büyük destekleri ulaştıran Amed, belki de devlet güçten düşerse toplum ne yapmalıdır sorusunun yanıtını veriyor. Fakat orada yaşananları anlamak için biraz daha gerilere bakmakta fayda var. 

Yaklaşık iki yıl önce Amed’de yerel yönetimlerin güçlendirilmesine odaklanan ve çok sayıda meslek örgütü ile sivil toplum kuruluşunun katıldığı bir konferans düzenlendi. Bu konferansta, TMMOB tarafından özellikle kayyum rejiminin ve talan iktidarının sebep olduğu kent yıkımlarına karşı sivil dinamiklerin ortak hareket edeceği bir platform kurma önerisi yapıldı. Öneri kararlaştırıldı ve kentteki birçok kurumun yer aldığı Kent Koruma ve Dayanışma Platformu kuruldu. Bu platformda siyasi partiler ve iktidar yanlısı kurumlar/kuruluşlar dışında diş hekimlerinden insan hakları savunucularına, mühendislerden esnaf örgütlerine kadar 85 farklı örgüt yer aldı. Platform, kuruluşunu duyurduktan sonra vakit kaybetmeden başta örgütlenme olmak üzere gerekli çalışmalarına başladı. 2023’e girerken platform, 18 Şubat tarihinde yapmayı planladığı çalıştay için görev dağılımını yaptı ve hazırlıklarına da başladı fakat bu çalıştay 6 Şubat depremlerinden ötürü iptal edildi. 

Sabaha karşı saat 04.17’de gerçekleşen ilk depremden yaklaşık 20 dakika sonra Kent Koruma ve Dayanışma Platformu’nun whatsapp grubuna platform sözcüsü Doğan Hatun tarafından “Herkes iyi mi?” diye bir mesaj gönderildi. Hatun, ailesinin güvende olduğundan emin olduktan hemen sonra harekete geçmişti. İlk mesajından 3 dakika sonra da “Çok acil kriz masasına ihtiyaç var” şeklinde ikinci mesajı gönderdi. Grupta, kriz masasın Yenişehir ilçesinde bulunan Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası (DTSO) binasına kurulmasına karar verildi. Bu binanın tercih edilme sebebi yeni yapılmasından ötürü güvenli olması ve geniş olanaklar sunabilecek donanımlara sahip olmasıydı. Platform üyeleri burada buluşmak için yola çıkarken yol boyunca bir yandan bileşenleriyle haberleşiyor bir yandan da durumun tespiti için geçtiği yollardaki yıkımı kayıt altına alıyordu. Platform sözcüsü Doğan Hatun kriz masasına ulaştığında depremin üzerinden yaklaşık kırk dakika geçmişti ve saat 05.00 olmadan platform üyesi 4 kişi çalışmaya başlamıştı bile. Geri kalanlar da yoldaydı. Yoldakilerin gelmesini beklemeden ihtiyaç listesini hazırlamaya başlayan bu dört kişi, ilk tespitleri ve teminleri yapmış, yol boyunca tespit ettikleri 6 enkaz için iş makineleri ve arama kurtarma ekipmanları ayarlamışlardı bile. Bu kadar hızlı ayarlanmasını mümkün kılan şey, harekete geçen dört kişiden birinin DTSO yetkilisi olması, dolayısıyla hangi işverenin kaç tane iş makinesi olup olmadığını ve onlara nasıl ulaşılacağını biliyor olmasıydı. Saat 05.15’ti.

İlerleyen birkaç saatte de neredeyse tüm enkazlar için gerekli araçlar ve ekipmanlar ayarlanabilmişti. Çünkü platformun yaklaşık iki yıllık örgütlenme sürecinde şehrin tüm dinamikleriyle irtibata geçilmişti. Bu dinamikler deprem günü platform yetkililerini arayıp mevcut olanakları hakkında bilgi vermiş, bu bilgiler doğrultusunda da yönlendirilmişlerdi. Sabahın ilk saatlerinde tüm ekipman ve araçlar temin edilmişti ancak kurtarma çalışmalarının profesyonel ekiplerce koordineli bir şekilde yapılması gerekiyordu. Henüz platformun tüm bileşenleri kriz masasında buluşamamışken hazır bulunanlar AFAD’la görüşmüş, mevcut durumu sormuş ve “Hazırlanıyoruz” yanıtı almışlardı. Saat 07.00’a doğru Kent Koruma ve Dayanışma Platformu bünyesinde barınma, ısınma, arama kurtarma, gıda, sağlık vb. alanlarda 7 farklı komisyon kurulmuştu bile. Herkes sorumluluk aldığı komisyonun ihtiyaçlarına göre irtibat kurabildiği kişileri ve kurumları örgütlemeye başlamıştı. Saat 08:00 sularında ise platform üyelerinin büyük çoğunluğu DTSO binasına varmış, mevcut duruma ve yapılacaklara ilişkin hızlıca bir toplantı alınmış, görevlendirmeler yapılarak sahaya çıkılmıştı.

6 Şubat sabahı Amed’de trafik tıkanmıştı. Kentin tüm ana arterleri kilitlenmişti. Yoğun kar yağışı ve soğuk halkın paniğine panik katıyordu. Herkes arabalarıyla hareket halindeydi. Bu yüzden de yerel radyolarla irtibata geçilip hem canlı yayınlarda yurttaşlar bilgilendirildi hem de kısa aralıklarla gün boyu anonslar yapılması sağlandı. Anonslarda kentin ana arterlerinin mecburi haller dışında kullanılmaması, ambulans ve arama kurtarma araçlarına öncelik verilmesi, ihtiyaç dahilinde başvurulması gereken mercilerin neler olduğu belirtiliyordu. 

Birçok sebepten ötürü devlet kurumlarının bir şey beceremeyeceklerine dair bir öngörü vardı ve sahaya çıkıldığında bu öngörülerin ne kadar yerinde olduğu anlaşılmıştı. Devlet, birkaç enkazın etrafına çekilmiş güvenlik şeridinden ibaretti. Fakat asıl yapılması gereken enkaz altındaki insanların kurtarılması idi ve bu da profesyonellik isteyen bir işti. Hatırlamakta fayda var: Kurdistan’daki belediyelere kayyum atanmadan önce belediyeler bünyesinde arama kurtarma ekipleri oluşturulmuştu. Ancak belediyelere atanan kayyumların ilk icraatlarından biri bu ekipleri dağıtmak olmuştu. Kent Koruma ve Dayanışma Platformu sözcüsü Doğan Hatun, “Eğer dağıtılmamış olsalardı ve sivil toplumla ortak hareket etme imkanı olsaydı belediyeler bünyesindeki arama kurtarma ekipleriyle sadece Amed’de yaşamını yitirenlerin en az yarısını kurtarabilirdik” diyor. Amed’de 417 insan öldü. Profesyonel ekipler ise ancak depremden tam 6 gün sonra arama kurtarma çalışmalarına başladı. 

 Saat 10.00’a gelirken artık AFAD da bir kriz merkezi oluşturmuştu. Kent Koruma ve Dayanışma Platformu valilikle görüşüp güçlerini birleştirme önerisi sundu. O ana kadar platformun yaptıkları anlatıldı ve valilik bünyesindeki koordinasyona platformdan 2 temsilci dahil edildi. Platform bünyesinde halkın barınma ihtiyacıyla ilgilenen komisyonun tespit ettiği barınmaya uygun kamu binaları, spor salonları ve stadyum bu ihtiyacı karşılamak amacıyla açtırıldı. Bunun yanında platform da kendi ağı içerisinde barınma ihtiyacına dönük faaliyet içerisindeydi. Örgütlemesini halkla ortak yapıyordu. Örneğin, herhangi bir düğün salonu halkın kullanımına açılıyorsa buradaki ısınma ve beslenme ihtiyacını da salon sahibinin karşılaması sağlanıyordu. Yapılan her şey anlık olarak sosyal medya hesapları, radyo anonsları ve yerel basın ile paylaşılarak halk bilgilendiriliyordu. Böylece birkaç saatlik bir süre içerisinde halkın büyük çoğunluğunu konsolide edebilen güçlü bir yapı oluşturulmuştu. Ta ki saat 13.24’te gerçekleşen Elbistan merkezli ikinci depreme kadar.

İkinci depremde kentteki neredeyse koordinasyona bağlı tüm komisyonlar kendilerinin ve ailelerinin güvenliğinden ötürü dağıldı. Buna rağmen, Kent Koruma ve Dayanışma Platformu’nun ana koordinasyonu birkaç saat içerisinde tekrar aynı yöntemlerle toparlanabildi. Valilik bünyesindeki koordinasyon ise bir daha asla toparlanamadı. Platform, “biz bu işte tek başımızayız” diyerek çalışmalarını kaldığı yerden arttırarak devam etti. 

Artık neredeyse akşam olmuştu ve bir şekilde arama kurtarma çalışmalarının profesyonel ekiplerce başlaması gerekiyordu. İş eldivenleri, demir kesme makineleri, araba bağlantı kabloları, hiltiler, baretler, ışıldak ve fenerler gibi kurtarma çalışmalarında ihtiyaç duyulan her şey artık tamamlanmıştı. Bunların bu kadar hızlı temin edilmesine ilişkin Doğan Hatun’un sözlerine kulak verilebilir: “Bütün bunları hızlıca temin edebilmemizi sağlayan şey tek tek meslek örgütlerinden insanların platform çatısı altısında birleşmesi ve örgütleme çalışmamızın yerelden yapılıyor olmasıydı. Bu tartışmasız bir gerçek. Ben maden mühendisiyim. Madenlerde çok göçük olur. Enkazlarda nelere ihtiyaç duyulacağını ve bunların nerelerden nasıl temin edilebileceğini madenciler ve mühendisler bilir. Yapı bazlı çalışmaların bütününe hakim olmak zorundayız. Dolayısıyla afet durumlarında otomatikman çalışmanın başat öznesi haline geliyoruz.”

Amed’deki bu dayanışma yalnızca Amed’in kendi kendine yetebilmesiyle değil, depremden etkilenen diğer kentlere ulaşan ilk yapı olması itibariyle de önemli. Depremin boyutları ilk birkaç saat gerek elektrik ve şebeke kesintileri gerekse de toplumdaki telaş havası nedeniyle kestirilemiyordu. Kimsenin diğer kentlerden haberi yoktu. Haliyle Kent Koruma ve Dayanışma Platformu da depremin boyutlarının ne düzeyde olduğunu bilmeden sadece Amed için çalışıyordu. Saatler ilerleyip haber akışı sağlanmaya başlayınca asıl fotoğraf görünmeye başlamıştı. Kent Koruma ve Dayanışma Platformu fotoğrafın büyüklüğünü gördüğü gibi bütün meslek odaları, sendikalar ve dernekler ile birlikte merkezi bir kriz masası oluşturulması kararı aldı. Ulaşılabilen bütün kentlere kendi örgütlenme biçimleri aktarılarak benzer kriz masaları kurulması çağrıları yapıldı. Meslek örgütlerinin genel merkezleriyle görüşüldü. Genel merkezlerle görüşmelerine ilişkin şöyle söylüyor Hatun: “Platformdaki arkadaşlarımız kendi kurumlarının genel merkezlerini arayıp görüştüler. Sonradan öğrendik, depremden etkilenen diğer kentlerdeki arkadaşlarımız da aynı görüşmeleri yapmışlar genel merkezlerle. Ancak gördük ki acı felaketi yaşayanlar biz olmamıza rağmen onlardan daha soğukkanlıydık. Bizden daha büyük bir şok içerisindeydiler. O halde iş başa düştü deyip kentler arası örgütlemeyi de biz yapmaya çalıştık ancak neredeyse hiçbir yere ulaşamadık. Elektrik ve telefon şebekeleri kesikti. Bu yüzden de ilk basın çağrımızı yaptık. Diğer kentlerden haber alamadığımızı belirttik. Bu iletişimsizlik kimin sorumluluğunda? Elbette devletin. Devlet ortada yoktu.”

Bütün bu yaşananların üzerine depremin ilk günü gece 23.00 sularında yüzden fazla kişinin katılımıyla büyük bir toplantı yapıldı. Bu toplantıda; “Artık Amed’deki örgütleme ve işleyiş rayına oturdu. Bizim artık Adıyaman, Pazarcık, Elbistan ve Malatya halkına ulaşmamız lazım” denildi. Bu durum kararlaştırıldı ve karar doğrultusunda ekipler görevlendirildi. Ekipler yanlarına kendilerine yetecek kadar ihtiyaçlarını da alıp yola çıktılar. Yani Amed, depremin ilk günü kendi yaralarını saracak örgütlülüğü sağlayıp işleyişi rayına oturttuktan sonra ikinci günden itibaren enerjisini diğer kentlere akıttı. Devletin ise birkaç saat ayakta duran ve hiçbir şey yapamayan valilik koordinasyonundan başka hiçbir şeyi yoktu.

Bu örgütlenme biçimiyle Amed, depremin etkilerini en aza indirdi. Kendini tanrılaştıran “devlet güçten düşerse toplum ne yapmalıdır?” sorusuna gelince: Zaten ihtiyaç duyulan hiçbir yerde bulunmayan bir yapı ve mevcut tüm yaşam olanaklarını ipotek altına alan bir mekanizma için kaygılanmaya gerek yok. Toplum devletten güçlüdür.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.