Doğal toplum ekonomisi bin yılları bulan bir örgütlenme ve bilinçle gelişmiştir. Tarım ve köy devrimini geliştirmiş, her tür toplumsal ihtiyaç yerinde ve ortak emekle yaşamsal kılınmıştır. Ancak zamanla üretimin çoğalması ve armağan kültürü ve paylaşımın dışında kalan ürünün tek elde biriktirilmesi egemenliğin gelişmesine neden olmuştur.
Erkek egemen zihniyet kendi iktidarını önce tasarlayıp daha sonra tüm toplumu buna ikna etmek çabasını çok yönlü vermiştir. Devletleşmenin ilk aşaması olarak gelişen hiyerarşik yönetim birimleri toplumun üzerinde baskı, sömürüyü en çok emeklerin sonuçlarına el koyarak gerçekleştirmiştir. Zaman ve mekâna göre de biçim alan sömürücü zihniyet, yeni egemen kültür devletçi uygarlığın gelişine hız katmıştır. Zamanla toplumsal değerlere el koymayı meşrulaştırma yöntemlerine gitmiştir. Köy, tarım devrimine dönük bu zihniyet uzun süren karşıt mücadeleler sonucu gelişmiştir. Nüfusun çoğalması, hayvancılığın, tarımın, bahçeciliğin gelişmesi, bir yandan demokratik bir düzende ilerlerken, diğer yandan farklı örgütlenmelerin gelişmesine de neden olmuştur. Topluluklar arasındaki gelişen farklı kültürlerin arasında sızarak yaşama zemini bulan sömürücü zihniyet kendi yasalarını koymaya başlamıştır. Çoğu zamanda ürünün fazlasının yeterince tüketilmemesi bir yerde birikmesine neden olmuştur. Bu nedenle armağan kültürü ve ortak paylaşım doğal toplum insanı için kutsaldı. Ürün fazlasına el koyan zihniyet diğer taraftan emek harcamadan yaşayabileceği, insanları kullanabileceği, diğerlerini ekonomisiz bıraktıkça statü sahibi olabileceğinin farkına varır. Mülkiyetin ilk nüveleri böylece atılmış olur.

Toplumsal olanla egemen arasındaki savaş

Birikimin mülkiyete dönüşmesi çoğu zaman arta kalan üretimin ortak törenlerde harcanmaması sonucu gelişir. Kadın mülkiyete karşı uzun süre mücadele eder. İhtiyacını aşan üretim açığa çıkmaya başladıkça, üreten köy toplumunun bir köşesinde hile ve kurnaz yöntemlerle erkek egemenliği emek vermeden yaşayarak, insanları kandırarak emeklerine el koymayı toplumsal emeğe bir yönelim olarak geliştirmeye başlar. Üreten toplumla birlikte, teknik ve araçlar geliştikçe, nüfus çoğaldıkça yaşanan sorunlar demokratik değil de kurnaz yaşlı erkeklerin kendi yararlarına yönelik yöntemlerle çözülmeye başlar. Bu sınıflı toplumla zirveye ulaşmıştır ve bin yılları bulan süreçlerde gelişmektedir. İki bin yıllık süreçte kadın ile emeğe el koyan sömürücü erkek arasında mücadele yaşanmıştır. Buna toplumsal olanla, egemenlikçi tekçi olan arasındaki savaş da denilebilir buna.
Hiyerarşik kurnaz erkek kadının toplumuyla ortaklaştırdığı tüm bilgi ve birikime bu biçimde el koymaya başlar. Avcı, kurnaz erkek her tür toplumsal girişime karşı hiyerarşik ve bireyci bir yaklaşım ortaya çıkarmıştır. Egemenlikçi zihniyeti gelişen erkekler artık devletin temel dinamikleri haline gelmiştir. Artık sınıflı bir toplumun kurumsallaştığı süreçler başlamıştır. Bu kurumsallaşma emek sömürüsü üzerinden gelişmiştir. Sümer züguratlarında kendilerini derinlikli olarak örgütleyen bu egemen sistem, toplumun tüm ekonomisine de zamanla el koyar. Uzmanlık alanlarının geliştirilmesi, toplumun sınıflara bölünmesi, kadının ikinci statüye konulması, doğaya sadece yararlanılacak bir nesne olarak bakılması, ötelenmesi, tüm bu yaklaşımların kaynağı kar ve sermaye zihniyetinin gelişmesinden doğmuştur.
Köy tarım toplumunun çözülmesi, kadının üretimde sınırlandırılması, sömürü kurumlarının meşrulaşması ekonominin topluma karşı kullanılmasıyla gelişmiştir. Hiyerarşik yönetimden, devletçi yönetime geçiş toplumun daha fazla köleleştirilmesi anlamına gelmektedir. Köleci dönem denen bin yıllar da bunu ifade eder. Herkesin kendisini kattığı, elde ettiği emeğini özgürce kullandığı, paylaştığı bu durumdan her şeyine el konulmuş, ürettiği ile arasında bir bağ olmayan insan gerçeğine dönüşmüştür. Her şeyin bir canı varken, ortaklaşma ve kendisinin bir parçası olarak görme durumundan her şeyin nesneleştiği, ürettiği emekten yabancılaşma yaşanmaya başlanmıştır. Artık karşıt olgular gelişmeye başlamıştır. Köle toplum ortaya çıkmıştır.

Devletçi sistem ve mülkiyet

Doğal tarım köy toplumunda çalışma moral yaratan, dayanışmayı açığa çıkaran, zevkle yürütülen sosyal bir aktivite iken, devletçi uygarlıkta ise tam bir zulme dönüşmüştür.
Toplumu parçalamak ekonominin toplumun elinden çıkarılmasıyla gerçekleşmiştir. Devletçi sistem, aileye kadar her şeyi mülkiyete bağlamıştır. Bu nedenle devlet başından beri tekel üzerinden gelişmiştir. Toplumsallığın karşıtı olarak gelişmiştir. Bu karşıtlığını beş bin yıldır devam ettirmektedir.
Doğal toplum ana emeği üzerinden bu güne kadar kendisini var eden devletçi egemen sermaye artık toplumsallığın baş düşmanı olmuştur. Köleci dönem denen bin yıllar, insan emeğinin en kaba biçimde, işkenceye varan biçimde sömürüsüyle gelişmiştir. Daha sonra biraz daha yumuşatarak feodal döneme geçiş sağlanmıştır. Toplumsal sömürüye de bir değişim yaşanmadan biçimsel bazı değişikliklerle kısmi reformalar yapılarak halkın üzerindeki emek sömürüsü devam etmiştir. Feodal devlet yapısının sömürüsünü daha da fazla geliştirmesinin farklı bir aşaması da denilebilir.
Bin yılları bulan yoğun, sistemli sömürüsü  artık insanların zihninde meşrulaşmıştır. Sömürü tekelleri ve sahipleri artık ulaşılamayacak insanlardır. Onlar artık tanrının temsilcileridir. Toplumu açlıkla terbiye etme, toplumsallığı ekonomi üzerinden parçalama derinleştikçe tanrı temsilleri o kadar kabul edilir olmuştur. Devletin kurumları artık toplum tarafından tanrının mekanları olarak algılanmaya başlanmıştır. Devletin her binası tanrıcıkların mekanı olarak ilan edilmiştir. İçinde çalışan memurları da devletin temsilleri, tanrının elçileri olarak toplum ikna edilmeye çalışılmıştır. Tüm bu yönelim kadının yaşam dışında kalmasını beraberinde getirmiştir. Kadının üretimde ve ekonomide hiçbir söz hakkı kalmadığı gibi yaşamda da rengi kaybolmuştur. Yaşam ve üretim ilişkisi toplumda en can alıcı noktası olması itibariyle kadın toplumun can damarından uzaklaştırılmıştır. Tüm yaşam kaynakları eril bir zihniyetle şekillenmeye başlamıştır. Ekonomi kavramları artık eril kavramlar olarak geliştirilmiştir.

Kapitalist sistemle emek sömürüsü küreselleşti

Feodal dönem serflikle uzun bir dönem toplumun emeklerine el koymuş daha sonra biriken yoğun sermaye ile sınırları da aşacak bir örgütlenmeye gitmiştir.  Sömürüsünde kısmı esnekliklere giderek ömrünü kapitalist sisteme kadar uzatmıştır. Kapitalist modern kölelik dönemi geçen süreçlerin birikimiyle daha güçlü bir biçimde toplum üzerinde egemenlik kurmuştur. Kapitalist sistem daha da fazla imkan ve tecrübeyle emek sömürüsüne girişmiştir. Emek sömürüsünü küresel düzeyde geliştirmiştir. Köleci ve feodal çağların emek sömürüsü ve ekonomiye karşı örgütlülüğü küresel olarak gelişmemişti. Ancak kapitalist modernite sınırları da aşarak, millet, ırk, toplum tanımadan en zirvede sömürüyü derinleştirmiştir. Özelikle 1600'lü yıllarda başlayan ve özünden hiçbir şey yitirmeden günümüze kadar devam eden kapitalist sistem, halkın ekonomisine el koyan kapitalist tekel finans sisteminin en derinleşmiş hali olarak geliştirmiştir.
Kapitalist sistem, ücretli işçi ile ucuz iş gücünü yaygınlaştırarak,  sermayesini genişletmek için kendisine temel güvence yaratmıştır. Köleci ve feodal dönemlerde ağalık ve devlet erkinin toplum üzerindeki sömürüsü ağırlıkta toprak üzerinden gelişmiştir. Kapitalizm tüm bunlar da aşarak işçileri neredeyse gönüllü köleler haline getirmiştir. Endüstriyalizm ile sanayiyi kendine hedef almasıyla insanlar artık dev bir sömürücü sistemle karşı karşıya olduklarının farkına varmıştır.  Yine tarihin avcı kurnaz erkeği her tür hile ve kandırmacayla piyasada aktifleşmiştir. Yaşamın her alanı sömürüye açık hale gelmiştir. Özel ve kamu alanı farkı ortadan kaldırılmıştır. Kapitalist sömürücü tekel, kendi devlet sınırlarını da liberal ekonomi anlayışıyla aşmıştır. Kar için her şey mubahtır. Değişim değeri ön planda olan yaklaşımdır. Hem kendi ülkesinde hem de diğer fakir ülkelerde her yere sızmış, kar elde etme girişimine geçmiştir.

Kapitalist hegomonyaya karşı demokratik ekonomi

Kapitalist hegomanya bu kadar derinleşirken buna karşı mücadeleler de gelişmiştir. Öncelikle de kadınlar, toplumsal özgürlük mücadelelerinin aktif direnişçileri olarak bu sömürüye karşı durdu. Tarihin demokratik kominal ayağını temsil eden halk, kapitalist moderniteye karşı yeniden direnç göstermeye başladı. Ekonominin halkların, kadınların temel işi ve işlevi olduğu gerçeği bugün aktif özgürlük mücadelelerinin kendilerini kurumsallaştırmaları sonucu, toplumsal işlevlere kavuşarak hayat bulmaktadır. Kapitalizmin toplumlarla alakalı bir işlev olmadığı her gün biraz daha açığa çıkmaktadır. Demokratik komünal dayanışmacı ekonomi bugün yeniden örgütlendirilmektedir. Yerelden başlayarak, paylaşıma ve kullanım değerine kavuşturularak ekolojik bir biçim almaktadır. Kapitalizmin liberal politikalarına karşı, sınır tanımayan girişimlerine karşı halk yerelden kentlere doğru örgütlenmeye başlamaktadır. İşçi ve işverenin olmadığı, toplulukların kendi emeğiyle iç-içe olduğu bir örgütlenme oluşturulmak durumdadır.
Bugün Kürdistan da yürütülen özgürlük mücadelesi aynı zamanda demokratik toplum ekonomisini kapitalizme karşı geliştirme mücadelesidir. Toplumların kendi değerlerini kendi emeklerini sahiplenme mücadelesi olarak gelişmektedir. Kadınların başta emekleriyle var oldukları bir mücadeledir. Bu nedenle en çok da kadınlar mücadeleye sahip çıkmaktadırlar. Kapitalizme karşı dayanışmacı ekonomilerini geliştirme direnişidir. Mezopotamya topraklarında tarım köy devrimini nasıl geliştirmişlerse bugün de yeniden ekonomilerini geliştirme, toplumsallıklarını yeniden kurma çabası içindedirler. Demokratik ekolojik ekonomi bugün yeniden yaşam bulma mücadelesi veriyor.