
15. yılında 15 Şubat -1-
Komploculuk devletçi uygarlığın en temel özelliğidir. Sınıflı uygarlık varoluşunu ve devamlılığını bu karakteristik özelliğine dayanarak, yaşar ve yaşatır. Sınıflı toplumun bu lanetli olgusunun sömürü ve iktidarla bağı çok somut anlaşılmalıdır. Komplo kötü niyetten veya tanrıların insanları sevmemesinden kaynaklanmamaktadır. Kötü ahlaklı insanların bir oyunu da değildir. Etle tırnak kadar sömürü toplumunun yapısına bağlı bir iktidar mekanizmasıdır. İktidarın görünen yüzü değil, görünmeyen yüzü daha önemlidir. Gerçek iktidar halktan, toplumdan gizlenmiş yüzde oynanır. Bu oyunun adı ise çoğunlukla komploculuktur. Yani iktidarcı sistemin aysbergi bağrında taşıdığı komploculuktur.
Komploculuk binbir maskeyle o kadar örtülü hale getirilmiştir ki, gerçeğin kendisi sanılır. Komploculuğu, toplumun gücünü ele geçirme, toplumsal emeği sömürme oyunları olarak, tanımlamak da mümkündür. İktidarın bu görünmeyen yüzünün mayası, elbette erkek egemenlikli zihniyettir. Dolaysıyla komploculuk eril geni taşır. Bu sistem ve zihniyet ilk komplosunu kadın üzerinde gerçekleştirmiştir. Nesneleştirilen kadın, komplocu, eril tarihin ilk kurbanıdır. Bu kurbanın özgürlükten koparılıp, köleleştirilmesiyle lanetli egemenlik tarihi başlamıştır. Doğanın, toplumun tahakküm altına alınması, komploya alet edilmesi, bu ‘ilk’ düşüşten sonradır. Tarihin ilk komplosu ve bütün komploların atası kaynağını buradan alır. Eğer komploculuğu, emeğin, anaç kültürün, komünal özgürlükçü değerlerin gaspı, olarak tanımlıyorsak, buradan başlatmak en hakiki olandır. Tarihin bu eski, en köklü komplosunu bilince çıkarmak, devletçi uygarlığın ataerkil, sömürgen karakterini anlamlandırma açısından önemlidir.
Devletçi uygarlığın demokratik uygarlığa karşı mücadelesi bir nevi komploculara karşı komployu boşa çıkaranların savaşıdır. Enki’ye karşı İnanna’nın, Zeus’a karşı Promete’nin, Nemrut’a karşı İbrahim’in, Roma’ya karşı İsa’nın, Yezid’e karşı Ali’nin, Engizisyonlara karşı cadıların, egemen sınıf ve uluslara karşı yok sayılan halkların, işçilerin mücadelesidir.
Tarihin en büyük toplum kırımı
Toplumsal aklın ve emeğin gücüyle ortaya çıkan, toplumsal enerji, egemenlerin bin bir hile ve oyunlarıyla istismar edilerek, bir avuç komplocunun iktidar şehvetlerine, hegemon arzularına kurban edilmiştir. Tarihsel toplumun bütün kesitlerinde bu gerçeği ve mücadeleyi görmek mümkündür. Fakat bu gerçek öylesine ince maskelerle örtünmüştür ki yalan, doğru güzel ve iyi olanın yerine geçerek, meşru kılınmış ve insanlığa yutturulmuştur. Devletli, sınıflı, iktidarcı yaşam tanrının emri gibi kabul görülmüş, komplolarla başkalaşmış, yabancılaşmış, sahte yaşam, doğal olanın yerine geçmiştir. Tanrının yeryüzündeki cisimleşmiş halleri olan aile reisi ve devlet babanın fetişi üzerinden, sınıflı toplumsallık, eşitsizlik, özgürlüksüzlük doğal yaşam halleri olarak yaşanılmakta, yaşanılmayacak olana karşı geliştirilen normalizasyon yaşamın kendisi yerine konulmaktadır. Bu hakikatten kopma ve yaşam dışılık aslında insanlığın başına örülen en büyük komplodur.
İktidarcı güçler oyunlarını sarıp sarmalayıp gizleyerek, ustaca yöntemlerle kendini topluma yenilir yutulur hale getirir. Komplocu, iktidarcı sistemin belki de en görünür hali baskı zor yüzüdür. Bu yüzü insanlık tarafından her zaman isyanla başkaldırıyla karşılık bulmuştur. Asıl hileli yalan dolanla örülü olanı gün yüzüne çıkarmak, ona karşı mücadele etmek daha ürkütücü ve zordur. Devletçi sistem, toplumun aklı ve zihniyeti üzerinde uyguladığı hegemonik üstünlükle, baskılama ve zor yöntemlerini zaman ve mekana göre iç içe kullanarak sistemini ete kemiğe büründürür. Bunu en iyi ideolojik argümanlarla yapar.
Tarihin başında kadını Adem’in kaburga kemiğinden, insanı tanrı kralların dışkısından yaratan Mitlerle, Ortaçağda biat kültürünü doğallaştıran kaderci, kulluk ideolojisi olan dinlerle, Kapitalist uygarlık sürecinde de en fazla adeta dinselleştirdiği milliyetçilik ve liberalizmle bunu geliştirmiştir. Tarihin en büyük toplum kırımı bu ideolojik argümanla gerçekleştirilmiştir.
İnsanlığa vurulmuş bir darbe
Emperyal güçlerin çıkarları uğruna milyonlarca insanın ölümüne yol açan koca savaşlar, atom denemeleri, yerle bir edilen coğrafyalar, cetvelle çizilen sınırlar, harabeye dönüştürülen tarihsel toplumun birikimleri, ulus devletlerin en komplocu ideolojik formu olan milliyetçilikle, faşizmle yapıldı. Ulusun tekliği, bölünmezliği ve herkesin olduğu yalanı, insanlığın başına musallat olan en büyük komplo değil midir?
Tekliğin naralarıyla kimliksizleşen, fakirleşen aslında birbirine benzeşen toplumsal yığınların zihniyetlerine ekilen düşmanlaştırıcı, öldürücü komplonun hesabını hangi komplocudan sormak gerekir. Bu komplonun farkında olmadan yaşamakta insanlığa vurulmuş en büyük darbe değimlidir? Bu ideolojik hegemonyanın esası özne nesne ayırımındaki uçurumdur. Kadının erkek, ezilen ulus ve toplumların egemen sınıf ve ulus karşısında ikincileştirilmesi, nesneleştirilmesi bu ideolojik hegemonyanın özüdür. Zaten iktidarcılığın, tahakkümün olduğu yerde nesneleştirme ve ötekileştirme gelişir. İktidar varoluşunu bu tanrısallaştırdığı ikilemlere dayandırarak kullaştırmayı geliştirir. Kategorileştirme, en’leştirme ve karşıtlaştırmanın bir yaşam felsefesi haline gelerek doğallaşması, gerçeğin yerine geçmesi zaten her türlü istismar, tahakküm ve iktidarcılığa yol açar. Doğayı, kadını, toplumu sömürme zihniyette kurulan, bu güçlü zayıf ikileminden- ki bu ikilemler insansı tanımlardır- kaynağını almaktadır. Dolaysıyla gücü ele geçirme için her türlü yol mubah görülür. İşte iktidarın özü bu mubah görülen yolda uygulanan her türlü komplodur.
İktidara çanak tutanlar
Bu efendi köle ikilemi güce sahip olma, tapınmayla birlikte güce yaranmayı da doğurduğu için her türlü ahlaksızlığı ilkesizliği de üretir. Efendilerin olduğu yerde sadece köleler yoktur. Birde iktidara çanak tutan çanak yalayıcılar vardır. Bunlar ne egemenlere ne de ezilenlere benzerler. Ağacın içindeki kurtçuklardırlar. İçten içe kemirirler, çok daha maskelidirler. Tarihin belli başlı dönüm noktalarında hep bu tipler karşımıza çıkacaktır. Gılgamış destanındaki Enkido’nun kendi soyundan olan Hubaba’yı nasıl sattığı, hatta özgürlük emareleri kalmasın diye Hubaba’yı nasıl öldürttüğü bilinir. Hurri-Mitanni Devletinin düşürülüşünde rol oynayan işbirlikçi prens Matizawa’dır. Med Hanedanının düşürülüşünde Persli yeğen Kuros başrolü oynar.
Tarihte iz bırakan tüm olaylarda komplolar sırıtmaya devam eder. Anadolu üzerinden uygarlık değerlerini Avrupa kıtasına taşımada başrolü oynayan Troya’nın düşürülüşü yine komployladır. Kahraman Hektor Troya’yı savunmaktadır. Kent bir türlü düşürülememektedir. İlyada Destanında Homeros bu anı tüm acılı sahneleri içinde anlatmaktadır.
Klasik çağın en çok bilinen ünlü komplosu Julius Sezar’ın öldürülmesidir. Rol oynayanların önemli bir kısmı yakın çevresidir. Güya Roma’yı Sezar’ın diktatörlüğünden kurtaracaklardır. Komploda en acılı rolü yeğen Brutus’un oynaması, bu işin bir kuralını bir kez daha karşımıza çıkarmaktadır. Bir kişinin, bir partinin, bir halkın en yakınından bazıları elde edilmedikçe, komplolar kolay kolay başarıya ulaşmazlar. Sezar komplosu, daha sonra zincirleme birçok imparator ve kralın başına gelecektir. İktidar ve komplo birbirine çok bağımlıdır. Nitekim Hz. İsa’yı da ele veren, baş kahine bağlı olan on ikinci havari Yehuda İskaryot’tur.
Komplo çağı: Ortaçağ
Yine bir komplolar çağı olan Ortaçağ, tüm cinayetlerini, iktidar oyunlarını ve hatta çıplak sömürüsünü tanrı adına yaptığını iddia etmektedir. Dinsel örtü ve tanrı, bütün toplumsal sömürü ve baskıların gerekçesi yapılmaktadır. Allah ve din sözcüğün içi açıldığında, içinde her türlü baskı, iktidar, sömürü ve kandırmanın gizli olduğu görülecektir. Özellikle gericileşen döneminde, dini dogma toplumun üstünde tümüyle bir komplo sistemi geliştirmektedir. İslamiyet’te Muaviye ve Abbasi hanedanlıklarıyla başlayan bu dönem hayli ibret vericidir. Belki de hiçbir dinin tarihinde İslamiyet’te olduğu kadar komplo yoktur. Dört Halifeden üçü komployla katledilmişlerdir. Oniki İmamların başına gelenlerin çoğu komplodur. İslamiyet bir de bunun kuralını belirlemiştir. Takıyyecilik kavram olarak komploculuğun ta kendisidir. Bu ilkenin uygulanmasıyla sayısız cinayet işlenmiştir.
Devletçi iktidarcı sistemin ruhu olan komploculuk, makyajlı bedenlerle örtünerek, toplumsal yaşamın tüm dönemlerinde değişik versiyonlarla süregelmiştir. Biçimlerin değişmesi, başka renkler alması, kesinlikle özün değiştiği anlamına gelmiyor. Toplumun demokratik komünal karakterini ve bunun mücadelesini sürdüren öncülerini bitirmek, geriletmek için tarihten günümüze komplocu yöntemler her daim uygulanmıştır. Bu yöntemler sadece dıştan saldırılarla gerçekleşmemiş, içteki zayıflıklarda sonuna kadar kullanılarak, ihanetin geliştirilmesiyle saldırılar içten güçlendirilmiştir. Dolaysıyla her komplo, devletçi sistemden mayalandığı kadar, iktidara yaranmaya çalışan, ona erişmek için onun pespaye bir uzantısı olmaya soyunanlardan da beslenir.
Milliyetçilik zehri
Kapitalist uygarlık çağındaki komplolar da ulus devletin ideolojik formu olan milliyetçilikle ayyuka çıkarılmıştır. Ulus devlet sistemiyle bütün topluma mal edilen milliyetçilik zehri, insanlığın başına çöreklenmiş, tam bir baş belası halini almış, kimi zaman dincilikle, kimi zaman cinsiyetçilikle örtülü tarihin belki de herkesçe yapılan en tehlikeli, toplumun tüm dokularına nüfus etmiş komplo gerçeğidir. DEVAM EDECEK
Kürt toplum olgusunda komploculuk
Kürt toplum olgusunda komploculuk, daha ilkçağda derinliğine kök salmış bir özellik olarak ağacın kurdu rolünü oynamaktadır. Kurtçuklar çoktur ve yaşamak için toplumsal varlığın kendisi olan ağacı her tarafından kemirirler. Kürtlerin tarihsel toplumsallığında Beko’lar, boydan boya tarihe lanetlerini akıtmışladır. Aynı bedende yer alanların içten içe hançerlemeleri ve o ruhunu satan ihanet sarmalında kendilerine yer açmaları kadar acı ve korkunç ne olabilir ki. Senden olanın bu kadar pervasızlaşması, aslını inkar eden haramzadeden öte nasıl tanımlanabilir. Kürtlerin folklorik ifadesi olarak acılı destanları, hep bu yönlü ihanetleri ve zaafları boşuna işlemezler. Çünkü toplumu, özgürlük ağacını bağrındaki kurt kemirmektedir. Bu da yaşamın hepten acılı geçmesi demektir. Destanı, türküsü bunu feryat etmektedir.
İşte tarihin her dönemindeki işbirlikçi güçler, adeta devrimci enerjinin yutulması için, bitirici, çürütücü, rol oynarlar. Kürt halkının bağrında yeşerecek özgüce, özkimliğe dayalı bir devrimci hareketi çıkarlarına hiç uygun bulmazlar. İşbirlikçi güçler, komplocu egemen güçler tarafından, en ehil araç olarak hem Kürtleri terbiye etmek ve kontrol altında tutmak, hem de komşu ülkeleri Kürt sorunu konusunda denetimde tutmak ve yararlanmak için koruma altına alınırlar. Bu güçler adeta devrimci enerjinin yutulması için paratoner görevi görürler. Yeni dönem Kürt işbirlikçisinin, komplosunun özü, yapay olarak oluşturulmuş burjuva efendilerle Kürtleri denetim altında bulundurmaya dayanmaktadır. Kendilerinden ve işbirlikçilerinden hesap soracak devrimci halk Önderliğinden yoksun bırakmak da, bu komplocu yaklaşımın en önemli ayağıdır.
Kürdün bedenin de inşa edilen kuklalar
‘Kürt işbirlikçiliğinin kendine has bazı özellikleri vardır. Sadece bir gücün emrini yerine getirmekle yetinmezler. Kendilerinden hesap sorabilecek olası güçleri her tür komployla düşmanlarından önce tasfiye etmeyi en öncelikli görev bilirler. Ortadoğu’nun en gerici unsurları olmaları, bu yapısal özelliklerinden ötürüdür. PKK ile savaşımları bu yapısal özellikleriyle bağlantılıdır. Kürt halkının bin yıllık komplocu zihniyet ve güçlerinden kurtulması, bu savaşın sonuçlarının doğru değerlendirilmesi ve özgürlük tercihinin doğru yapılmasıyla yakından bağlantılıdır.’ Dolaysıyla komplocu güçlere karşı mücadele sadece Uluslarası arenada değil, bir de Kürdün bedenin de inşa edilen, Kürt kılıflı fakat sonuna kadar kapitalist modernite uzantıları olan kuklalara, taşeronlara karşı da yürütülmek durumundadır.
Kürt Halk Önderi Öcalan’a karşı gerçekleştirilen uluslararası komplonun tarihsel arka planını, sistemin yapısal, özsel karakteriyle bağını bir nebze olsun gözler önüne sermek istedik. Bu komplonun içeriğini tekrar tekrar irdelemek, dehşetini sürekli hafızalar da canlı tutmak ve bunu dinmeyen bir öfkeye, bir mücadele gerekçesine dönüştürmek gerekmektedir. GÜNEŞ’İN yörüngesinde olmak, sadece komployu lanetlemek değildir. Komplonun, tarihsel, sistemsel, toplumsal, felsefik yönlerini bilince çıkarmak, bu yok etmeye yeminli çemberin korkunçluğunu her an ruhta, yürekte hissetmek ve o çarmıhı sırtında taşıyarak, amansızca, tereddüt yaşamadan, kavgaya sarılmakla, özgürlük sağlanılacaktır.
Unutmayalım ki bu komployu tezgahlayanlar, Kürt Halk Önderi Öcalan’ı Çağdaş Prometeusçuluğa mahkum ettiler. Efsanedeki Prometheus’un Kafkasya Dağlarına çivilenmesiyle, İmralı kayalığına çivilenme arasında fark yoktur. Dünyanın bütün egemenleri ve yerli işbirlikçileri bu komployu gerçekleştirmek için tüm güçlerini seferberler ettiler, her türlü komplocu yolu mubah saydılar. Ortadoğu’da yükselen Güneş’i söndürmek, boğmak için aç kurtlar gibi saldırdılar. Dostlukları bozdular, ihaneti ve gafleti körüklediler, onuru hiçe saydılar, parayı her şeyin üstünde tutarak başköşeye oturttular. Bütün emperyal güçlerin elinin içinde olduğu kördüğüme dönüşmüş, soykırım kıskacındaki Kürt sorunsallığını, demokratik bir zemine taşırma çabasına karşı bütün kapıları kapattılar. Önderliğimiz her yerde istenmeyen adam ilan edildi.
Ortadoğu’ya müdahale ve komplo
Suriye sınırı ablukaya alındı, her türlü askeri teçhizat sınıra yerleştirildi. Suriye’yi neredeyse dünyanın bütün etkili istihbarat örgütleri tehdit ederek baskı uyguladı. Suriye’den çıkılmazsa her şey tuz buz edilip cehenneme dönüştürülecekti. Büyük çabalar ustaca yollarla inşa edilen bu büyük dostluk ve kardeşlik zeminine dayatılmayan tehtid neredeyse kalmamış gibiydi. Mayın tarlasında, ateş hattında yürütülen bu mücadeleyi kana boğmaya ramak kala gerçekleştirilen çıkış olmasaydı, Suriye üzerinden daha o zaman Ortadoğu kan gölüne dönüştürülecekti.
Aslında Ortadoğu’ya müdahale o zaman başlatılmıştı. Irak’ın işgal senaryosu Önderliğimizin teslim edilmesiyle çok sıkı sıkıya bağlantılıdır, işgal aslında bu operasyonla başlatılmıştır. Daha doğrusu Büyük Ortadoğu Projesinin hayata geçirilişinin kilit adımlarından biri ve ilki kesinlilikle bu operasyondu. Ecevit’in ölmeden önce “Öcalan’ın niçin teslim edildiğini bir türlü anlamıyorum” demesi boşuna değildir. Öcalan’ın şahsında tüm insanlık değerlerine karşı geliştirilen bu komployu, bazı alıntılara yer vererek değerlendirmek gerekirse; Önderliğimiz komplo için şu belirlemelerde bulunmaktadır:
“Birinci Dünya Savaşı nasıl Avusturya veliahtının bir Sırp milliyetçi tarafından vurulmasıyla başlatılmışsa bir nevi ‘Üçüncü Dünya Savaşı’ da bana yönelik operasyonla başlatılmıştı. Operasyondan sonraki süreci anlamak için operasyonun öncesinde ve sırasında olup-bitenleri iyice anlamak gerekir. Clinton (ABD başkanı) ilgili sorunu başkan Hafız Esad’la bir Şam’da biri İsviçre’de görüşmek için 4 saatten fazla süren iki toplantı yaptı. Esad konumumun önemini o görüşmelerde fark etti.”
Yine en büyük fedakarlık Önderliğimiz tarafından sergilendi. Ortadoğu gibi binbir tuzakla örülü bir coğrafya da kalma ve bu tuzakların arasında ustalıkla siyaset yapma, demokrasiye, özgürlüğe, alan açma, nefes aldırma hiç de öyle kolay değildi. Bunca emeğe, oluşturulan değere karşı, çıkış kararını almanın da zorlukları çoktu. Hele hele Ortadoğu’yu bırakıp, Avrupa’ya açılma adeta bir dönemin kapanması, cehennem taşlarıyla örülü yeni bir adımın başlangıcıydı.
Avrupa’nın sözde demokrasisi
Kürt sorununun uluslararası yüzünü, Avrupa yürüyüşüyle dünyalaştırma ve onları demokrasileriyle yüzleştirme zamanı gelip kapıya dayanmıştı. Ortadoğu’da yeşeren, kökleşen, ağacın dünyaya açılarak, meşrulaşıp, meyve vermesi gerekiyordu. Ortadoğu’ orijinli bu peygambersel, efsuni çıkış, Batı’nın demokratik değerleriyle buluşmak için yol almıştı. Fakat ne yazık ki cadıların tanrıça erdemlerinden, giyotinden geçirilen hümanist değerlerden, Rönesansçılardan, barikattan barikata koşan komünarlardan, özgülüğe tutkulu anarşist ruhlu Çiçek gençliğin direnişle, sıra dışılıkla bilenmiş değerlerinden eser kalmamıştı. Özgürlük, demokrasi değerleri liberalizm zehriyle bulandırılarak tanınmaz hale gelmiş, çıkar batağına gömülmüştü. İyi niyetli D'alema’ya bile kalınacak ortam bırakılmamıştı. Bu yürüyüşle boğazına kadar çıkara batmış Avrupa’nın demokrasisinin ne kadar sözde olduğu ve paranın hizmetine girdiği açığa çıkmıştı. Sokrate’si Perikles’i yargılayan, baldıran zehiri içirten Helen aristokrasinin komplo ve oyunları yine tarihe hükmünü veriyordu. Yine bu konuda önderliğimizden bazı alıntılar yapmak gerekirse;
'Komplocu Zeus’un Promete’ye ve Hektor’a yaptıklarıyla onun günümüzdeki Atinalı çocuklarının yaptıklarının aynı olduğunu gördükçe, arkadaşlarımı daha iyi tanıyordum. Promete ve Hektor’la arkadaşlık çok onurlu oluyordu. Bunu hak etmiş olmam bana gurur veriyordu. Milyonlara mal olmuş Moskova merkezli Kabe’ye uğradığında dinini inkar etmenin bütün gereklerini hoyratça yerine getiriyorlardı. Asya, Afrika, Avrupa’da bana yer yoktu. Amerika ‘Yakalarsam teslim ederim’ derken, tarihte her zaman resmi toplumun egemen güçlerinin yalın, soğuk, vicdansız ve tam çıkarına göre mantığını tereddütsüz yürütüyordu.'
Sosyalist değerler ayaklar altına alındı
Geçmişte olduğu gibi komplonun kirli oyunları yine tarihe hükmünü veriyordu. Rusya sosyalist değerleri ayaklar altına alarak, satışa sunarak, bir takım projeler karşısında önderliğimizi pazarlık konusu haline getirmişti. Kısacası Ortadoğu çaresiz kalışıyla, Avrupa sahte demokrasi maskesiyle kapattığı çıkar oyunlarıyla, ABD bizzat bu kalleşçe planı hazırlama, bütün güçleri kendi çizgisine çekip, tehdit ederek komployu uygulayan güçler olmuşlardır.
EKİN ŞOREŞ