Halklarımız çok zulüm gördü ama böylesini ilk defa görüyor.
Binlerce sivil siyasetçinin esir alındığı KCK benzeri bir zulüm, 93 konsepti devrinde bile olmadı. Binlerce sivil siyasetçi niçin tutuklandığını bilmeden ve kimlik tespiti bile yapılamadan yıllardır tutsak ve bu binlere her gün yenileri ekleniyor. Büşra Ersanlı, Ragıp Zarakolu ve Mustafa Avcı’nın da tutuklandığı son KCK-İstanbul operasyonu buna örnek. Bu da yetmemiş ki BDP’nin kapatılması ve milletvekillerinin tutuklanması konuşulur oldu.
Halklarımız çok zulüm gördü ama böylesini ilk defa görüyor.
Kürtler özgürlük mücadelesinde çok şehitler verdiler. Sadece 15 Ağustos 84 atılımından sonra 30 binden fazla can kaybettiler. Gerilla cenazelerinin parçalanması, mezarlarına saldırılması çok görüldü. Ama Malatya morgunda sergilenen insanlık dışı vahşet ilk defa görüldü. İşin daha da alçaklığı eskiden hiç bir devlet yetkilisi bu tür katliamları sahiplenmez, inkar yoluna giderdi. Şimdi cumhurbaşkanı-başbakan bu katliamı göğsünü gere gere sahipleniyor ve daha da kötüsüyle tehdit ediyor. Hükümeti destekleyen Fethullah medyasındaki savaş amigosu alçaklar korosu leş kargaları gibi bayram yapıyor ve PKK tümden imha edilecek diye savaş tamtamları çalıyor. F.Gülen’in ağlatan bedduaları müritleri için tanrı emri oluyor.
Halklarımız çok zulüm gördü ama böylesini ilk defa görüyor.
İşkencelerde çok devrimci katledildi. Ama 12 Eylül döneminde bile hastalıkları nedeniyle bırakılan tutsaklar oldu. Yıllardır zindanlarda kalan ve ölümcül sağlık sorunları tıbbi raporlarla kesinleşmiş olan tutsaklar tedavileri engellenerek ölüme terk ediliyor. En son Latif Badur adlı devrimci tutsak yaşamını yitirdi. Birçok devrimci tutsak ise ölüm sırasında bekliyor. AKP faşistleri bu insanların son günlerini ailelerinin yanında geçirmesine izin vermiyor.
Halklarımız çok zulüm gördü ama böylesini ilk defa görüyor.
Wan depremi doğal bir afet olmaktan çoktan çıktı. İlk andan beri sosyal, siyasi, ırkçı bir afet olarak ortaya çıktı. Wan depreminin ibret verici manzaraları uzun yıllar Kürt halkının ve dürüst insanların hafızasından silinmeyecek. AKP faşist çetesi, Fethullahçı bürokrasi ve ırkçı medya halkın vicdanında kesin olarak mahkum olmuştur. Hiç bir mahkeme bu hükmü kaldıramaz. Wan enkazının altından çıkamayacaklar.
Vaatlerinin tam tersini yapa yapa bir özel savaş hükümetine dönüşen AKP kendisiyle birlikte tüm ülkeyi ve halklarımızı bir ölüm tüneline doğru sürüklüyor. Tünelden önce son çıkışa hızla yaklaşıyoruz. Wan depremi ve Malatya morgundaki vahşet halkların arasındaki birlikte yaşama umudu ve kardeşlik duygularına çok ağır bir darbe vurmuştur. Kürtler artık en acı günlerinde bile yalnız olduklarını ve kendi yaralarını kendilerinin sarması için ilk yardım örgütleri dahil her türlü kurumlaşmanın zorunluluğunu görmüşlerdir.
Deyim yerindeyse halklarımız arasındaki son köprüler de AKP-devlet terörüyle uçurulmaktadır. Bu şartlarda yeni anayasa falan yapılamaz. Kürtlerin ve tüm ezilenlerin dahil olmadığı bir anayasa yapılsa bile bu yeni bir anayasa olmaz. 12 Eylül faşist kışla nizamnamesinin makyajlanması olur.
Bütün bunlara rağmen “tünelden önce son çıkış umudu var mıdır” derseniz niye olmasın derim. Yeter ki halklarımızın geleceğini AKP-Fethullah çetelerine bırakmak istemeyenler ayağa kalksın. Ateşkes sağlanıp tüm ezilenlerin tüm örgütleriyle katılabileceği bir yeni-demokratik anayasa süreci başlatılsın. Yoksa olacakları görmek için dahi olmaya gerek yok.