Kürt Halk Önderi Sayın Öcalan’ın "Erkeği Öldürmek" (Sevgili Dost Mahir Sayın’ın röportajlarından oluşur) kitabı ne kadar da güncel! Biz onun engin hoşgörüsüne sığınarak "Devleti Öldürmek" dedik. Ki aslında O’nun da amacı erkek egemen sistemin devlet olduğunu vurgulamak değil midir? Thomas Hobbes’in "Leviathan" deyip Tevratta geçen efsanevi bir deniz canavarına benzettiği devleti, Öcalan beş bin yıllık erkek egemen tarihin tortularıyla insanın doğaya, toplumsal yapıya ve kendi öznel değerlerine yabancılaşarak oluşturduğu "erkek canavarına" benzetir. Hobbes’in "İnsan, devlet, Hıristiyanlık/krallık" bağlamında yorumladığı devleti "Hak ve özgürlüklerin koruyucusu iken nasıl bir Leviathan" olduğunu ifade eder. Hobbes, ne kadar ki devleti veya devlet denen erki canavara benzetse de çözümü kuşku, çelişki, imtina içeren ama modern zamanların canavarın canavarı olan devletini aşamayan bir "Çözümdür!" Ve Hobbes monarşik devletin simgesidir.
Ancak Öcalan, aynı konuyu doğal toplum, hiyerarşik toplum sürecinde bir öykü tadında anlatarak "Kapitalist moderniteden, demokratik moderniteye" ulaşır. Öcalan’ın çözümünde "Devletli toplum" olmasa olmaz değil, olması gereken "Devletsiz toplumdur." Tabi ki konu ve konunun izah edilmesi bu kadar kısa ve basit değil. Ancak biz güncel bir konu bağlamında devletin erkek, erkeğin devlet olduğunu ifade etmek için Hobbes ve Öcalan gibi iki siyaset felsefecisinin tarih, toplum ve devlet yorumu tanımlamalarından yararlanmaya çalışmaktır. Hobbes’in yaşadığı dönemin koşullarıyla Öcalan’ın koşulları aynı olmadığı gibi aralarında bir kıyaslama yapmak da doğru değildir kanısındayız. Zira Öcalan’ın eylemi olan bir filozof olarak tarihi, siyaseti, toplumu, bireyi ve devleti sadece din/inanç, batı felsefesi bağlamında yorumlamaz. Kapitalist modernitenin küresel kuşatmasına karşı, demokratik modernitenin küresel karşıtlığı ile yorumlar.
Günümüz siyaset felsefecilerinin ya da yaşamı, doğayı, insanı ve toplumu dert edinen düşünürlerin, akademisyen ve siyasetçilerin bu bağlamda Öcalan’ın yorum ve tanımlamaları üzerinden bir tartışma yürütmesi ne kadar yerinde olurdu. Belki de "Çözüm sürecinin" yakıcılığından olacak Öcalan sadece "Kürt sorunu" üzerinden tartışılıyor! Yoksa "Çözüm süreci" işin "A" sıdır. "B"den "Z"ye ulaşacak süreç daha başlamadı! "Çözüm süreci" bile bir başına erkeğin ve erkek devletin ne biçim bir kör düğüm olduğunu yeterince göstermiyor mu?...
Tam da Özgecan Aslan’ın vahşet ötesi bir canavarlıkla katledilmesi Öcalan’ın "Erkeği Öldürmek" saptamasını güncel kılmıyor mu? Türkiye’de tüm hızıyla devam eden kadın kırımı, erkek karakterli beş bin yıllık canavarın Türk Ulus devleti bağlamında yarattığı ilkel kişiliğin bir katliam canavarına dönüşmesi değil midir? Devlet/hükümetin "Yasal önlemler" çerçevesinde "Çözüm" üretmeye çalışması erkek canavarının çıldırmış halini bir parçacık kadın etiyle yatıştırmaya benzemiyor mu? Aslında devlet/hükümet "ey erkek sen bunu yapmaya devam et! Ama işi kitabına uydur!" demek istiyor. Zira devlet biraz da "İşi kitabına uydurmak" değil midir? Böylesi bir vahşeti "Yasal önlem" ya da "İdamı yeniden tartışmak" gibi sıradanlıklarla aşmaya çalışanlar, devlet canavarıyla ittifak edip "İşi kitabına uydurmaya" çalışanlardır. Sorun derin, geniş ve ağırıdır! Elbette yasal önlem, caydırıcılık vb. gibi çözümler de düşünülecek. Ama işin kökenine inmeden bunları "Çözüm" olarak görmek ilkelliktir.
Özgecan Aslan şahsında tecavüz edilen, katledilip yakılan sadece bir kadın değildir. İnsanlığın, yaşamın tüm kutsal ve yaşamsal değerlerine tecavüz edilmiş, katledilmiş ve yakılmıştır. Türkiye genelinde ilgili, ilgisiz her birey, kurum ve çevrenin böylesine ortak bir tepki vermesinin sebebi de budur. Yine gösteri ve yürüyüşlerde ortaya çıkan ilkel erkek tepkileri de bu ortak tepkinin ne kadar haklı olduğunu da kanıtlamaktadır.
Anadolu ve Mezopotamya’nın tüm tarihi, kültürel, inançsal birikimlerini silerek "Ulus devleti" kutsayan "Kutsal devletçi" zihniyet yarattığı kışkırtılmış erkek canavarıyla topluma şekil vermeye çalışıyor. Bu erkek ve erkeğin devleti ölmeden yaşam özgür olamaz!...