Bingöl’de ortaya çıkan tecavüz olayı Kürdistan’nın birçok yerinde protestolara sebep oldu ve halen de devam etmektedir. 14 yaşındaki E.A, 2011 yılından beri 8 askerin tecavüz ve tacizine maruz kaldığı ortaya çıkınca devletin adaletine başvurularak medet umulmuş, devlet tam da kendi adalet anlayışına göre tutukladığı kişileri daha sonra serbest bıraktı. Kaç gündür Kürdistan ve Türkiye’nin birçok yerinden gelişen tepkiler, açıklamalar, eylemler ise henüz sonucu değiştirmiş durumda değil.

Tecavüz bir erkek egemen ritüel olarak yıllardır başta savaş coğrafyalarında olmak üzere toplumun değişik katmanlarında uygulanmaktadır. Kadın bedeni üzerinden, toplumları ehlileştirmek, iktidar mekanizmalarının en çok başvurdukları siyasi yöntemlerdendir. Kürdistan’da yıllardır süren savaş döneminde de sıkça başvurulan bu uygulamanın ise halen sonuçları ortaya çıkmamıştır. Bir iki olayla tümünü görmeye çalıştığımız durum bu gerçeğin sadece deşifre olmuş küçük parçalarıdır.
Daha önce utanç davası olarak tarihe geçen N. Ç davasının izleri halen hafızalarımızdan silinmeden, ortaya çıkan E.A olayı da bunu doğrulayan bir gerçeği ifade eder.Devlet adaleti gerçekten bu sorunları çözer mi?
Cinsiyetçi bir yapılanma olan devlet ve onu korumakla görevli olan askerlerle karşı karşıyayız. Yer ise Kürdistan. Yani yıllardır işgal altında tutulmuş, dili, kültürü yasaklanmış bir coğrafya. Olayın mağduru ise 16 yaşındaki bir kız çocuğu. En kaba hatlarıyla bu denklemin sonucu değil midir askerlerin serbest bırakılması…
Tıpkı Pozantı, Şakran çocuk tutuk evlerindeki taciz ve tecavüzcülerin, Karataş Cezaevinde de taciz ve tecavüzcülerin yargılanmadığı ve halen devam ettiği gibi...
O halde devlet adaletinin bu sorunu çözeceğini düşünmek devletin cinsiyetçi gerçeğinden bi haber olmak değil midir?
Çünkü her tecavüz olayının altında işgalci bir zihniyet vardır. Çokca söylendiği gibi ‘asker yurdu koruyor, toplumun güvenliğini alıyor’ söyleminden, askerin neyi koruduğunu anlamak gerekiyor artık. Asker işgal ettiği toprakları koruyor. Devletin ve iktidarın bekası için her şeyi yapma hakkını mübah görüyor. Dolayısıyla devlet de askerini koruyor...
Türkiye başbakanı Erdoğan'ın 'benim askerim, benim polisim' diyerek askerin Kürtlere dönük bir çok saldırısını kutlaması, tebrik etmesi bu zihniyetten bağımsız değildir. Sürekli kutlama alan, yere göğe sığdırılmayan asker-poliste elinden geleni ardına koymuyor. AKP Hükümeti döneminde kadın ve çocuklara bu denli saldırıların artmasının bir sebebi de bu koruma- kollama yaklaşımıdır. Hiç bir hükümet döneminde kadın ve çocuklara saldırılar bu kadar pervasız ve açıktan olmamış, bu kadar cezasız kalmamıştı...
İfade ettiğim gerçekler karşısında, gelişen tepkilerin ne kadar cılız kaldığını söylememe gerek yok sanırım.  
Geçen gün BDP Malatya İl Eşbaşkanı Birgül Doğan, olaya ilişkin yaptığı açıklamada "bu olay karşısında artık kıyamet kopmalıdır" diyordu. Evet, bu olay karşısında artık kıyamet kopmalıdır. E.A olayının görünenden daha fazlasını ifade ettiği anlaşılmalı artık...E.A olayı; asimilasyon, inkar ve imha siyasetinin yıllardır Kürtlere karşı uygulanmasının devamı olarak ele almamak, kültürel soykırımın kadın bedeni üzerinden topluma dayatıldığını düşünmemek kendini kandırmaktır.
Savaş ve kırımla sonuç alamayan zihniyet, bu tür olaylarla sonuç almaya çalışmakta, özgürlük idiası olan Kürt kadını ve toplumunu sindirmeyi amaçlamaktadır.
Ancak toplumların da bir sabır sınırı vardır...Bunun en iyi örneğini Hindistan'da ve Türkiye'de ki Gezi Parkı olaylarında gördük...
Hindistan'da ne olmuştu?
Geçen Aralık ayında, üniversiteli genç bir kadın evine giderken, otobüste tecavüze uğramış; olay duyulduktan sonra Hindistan’da onbinlerce insan sokağa dökülmüş, olayın faili yakalanmış, ardından yasal tedbirlerin yetersizliği tartışma konusu olmuş ve bir dizi karar alınmıştı. Bu kararlar içerisinde dikkat çekici bir karar da kadın mahkemelerinin kurulmasıydı. Yıllarca tecavüz olayları karşısında tedbir almayan devletin biriktirdikleri sokağa yansımıştı. Gezi Parkı olayı ise halen sürmektedir.
Sonuç olarak; devlet adaletinin kendiliğinden gelişeceğini beklemek kendini kandırmaktır. Devletin yasal tedbirler geliştirmesini sağlamak, suçluları- özellikle de suçlu askerleri- mahkum etmek için daha güçlü mücadelelere ihtiyaç vardır. Fakat her şeyden önemlisi kadınların örgütlülüğü ve toplum vicdanının bu tür olaylara izin vermemesidir. Egemen zihniyet yaşamımızın en nadide yanlarına dokunuyorsa, buna cesaret ediyorsa bir nebze durup düşünmemiz gerekiyor. Ya halen bu zihniyeti besleyen noktadayız, ya da reflekslerimiz çok zayıf ve örgütsüz demektir...