Başbakan, ‘tek din’ dedi mi demedi mi? Dedi de kasten mi dedi, dili mi sürçtü? Devletin dini olur mu?... Başbakan dilim sürçtü demeden önce, birçok gazetenin köşe yazarları bu konuya kafa yordu, kalem tükettiler. AKP’nin etnik, bölgesel, dinsel ayrımcılıklara zinhar karşı olduğunu yazdılar… Yazılanları okuyunca bir kez daha emin oluyorsunuz, memleket Erdoğan’a avukat olmuş. Bu yüzden, kendisini savunmaya tenezzül dahi etmeden bildiği yoldan; katliamlar, işkenceler, tutuklamalar, cezaevlerinde ağır tecrit uygulamaları, askeri ve siyasi operasyonlar eşliğinde ilerliyor emin adım.
Oysa Başbakanın sözleriyle paralel gündemleri deneyimlemiş olanlar “başbakan boşa konuşmaz” diyerek arkasından gelecek olanı beklemeye başlamışken, Diyanet TV iniverdi sahaya.
Başbakanın dili sürçtüğü sırada Diyanet TV protokolü imzalanıverdi. Ne tesadüf! Şimdi devletin dini yok deyin bakalım. Devleti dine kavuşturan da AKP değil üstelik. Bu devletin hamurunda var. AKP sadece ikiyüzlü laiklik anlayışından yapılmış perdeyi kaldırdı. Bu yüzden, siz asıl yaptıklarına bakıp imansızlığını tartışın devletin…
Hakkını teslim etmezsek olmaz. AKP korkak olduğu kadar da cesur bir iktidar. Ve bu güne kadar baskı altında ve mağdur hissiyatına sokulan Müslümanların aktif ya da pasif desteğini alıyor. Kalanlar içinse çoktaaan her şey “Allah bilir”, “inşallah”, “Allaha emanet” oluvermiş durumda. Bu nedenle AKP’nin zaferleri devam edecek derken, sahneye “antikapitalist Müslümanlar” iniverdiler. Bu hareket AKP’nin ikiyüzlü, ticarileşen din anlayışının ipliğini pazara çıkartırken kazanılmış insanlık değerleri, haklar, özgürlükler, eşitlik, kardeşlik değerleri karşısına da dini değerleri, dini yaşam anlayışını, dinci rejim hayallerini çıkartabilir...
Eğitimde, imam hatip okullarının orta bölümlerinin açılması mümkün hale geldiğinde rövanş diyerek attığı çalıma, Diyanet TV ile bir çalım daha kattı AKP. İmza töreni sırasında Diyanet İşleri Başkanı “50 yıldır bekliyoruz” biçiminde sözler sarf etti. Eee bekleyiş bu kadar uzun olunca, sevinci de büyük oluyormuş demek ki.
Bundan sonra işimiz daha zor. İnsanları en hassas yerinden tutan din simsarlarına karşı halkın kazanılmış insanlık değerleri etrafında tutum almasını sağlayabilmek, meseleyi din ve inanç özgürlüğü boyutu ile öne çıkartabilmek ya da sınırlayabilmek kolay görünmüyor. Belki yaşanan yakın tarihli bazı deneyimler örneğin; “Arap Baharı” yaşayan ülkelerde istikrara yaklaşıldıkça, kadın hak ve özgürlüklerine getirilen yasaklar ve iktidara karşı muhalif eylemlerde bulunmayı İslama aykırı sayan fetvaların sonuçları ve çektiği tepkilerin din esaslı yönetimlere güven sarsıcı etkisi olabileceğinden söz edilebilir…
Yani AKP’nin kırmızı çizgileri arasında etnik, dini ya da bölgesel ayrımcılık yok demekle işi güzele bağlamak imkansız. Ve tehlike halkın Müslüman inançları değil, devletin Müslüman olmasında somutlanıyor.
İkiyüzlü laiklik politikalarından nefret ediyoruz bu doğru ama aynı şekilde pek çok insan haklarını, özgürlükleri ve özgür insanı reddeden şeriatla ya da dini esaslara göre de yönetilmek istemiyoruz. Bu nedenle AKP’nin din esaslı politika ve uygulamalarının önüne, eşitlik, özgürlük, kardeşlik, evrensel insani değerlerle bir set örmek hayati önem taşıyor.
Bu noktada halimizin, gidişimizin göstergesi olabilecek yeni anayasanın, demokratik, eşitlikçi, özgürlükçü bir karakter taşıması, devlete karşı insanın üstünlüğünü, insan hak ve özgürlüklerini esas almasını sağlamak çok çok önemli. 28 Şubat soruşturması ve son açıklamalarına yöneltilen eleştirilere verdiği cevaplara bakılırsa, MGK ile de arasını dizen AKP’nin icraatları karşısında zaman, sahte gündemlerle oyalanma değil daha fazla mücadele zamanı.