Halk arasında “Devletin işine akıl ermez, devletin işine karışılmaz” denir. Ama, devlet halkın her işine karışır. Karışmaktan da öte, halkın ve bireyin her şeyine devlet karar verir.

Vatandaşların milliyetini, dinini, dilini, cinsiyetini devlet planlar ve tayin eder. Böylece vatandaşın bu konulara kafa yormasına gerek kalmaz, rahatça yaşar.
Osmanlı devrinde vatandaş kavramı yoktu. Allah adına her şeyin sahibi olan padişah efendimiz ve kulları vardı. Padişah efendimiz nasıl emrederse, onun mülkü olan kullar da öyle yaşardı.
Cumhuriyete geçtik demelerine, 90. yılını kutlamalarına bakmayın. Cumhuriyet’te ne değişti? Demokratik bir cumhuriyet olmadığı için, görünürdeki değişiklikler bir yana, özü aynı kaldı.
Padişahlık kalktı ama yerine oluşan Cumhuriyet, “mülk”ü devraldı. Mülkünü istediği gibi yönetiyor.
Devlet, bütün vatandaşlarını “Türk” olarak tayin etti. Sıkıysa, kelle fiatına “Türk değilim, Kürdüm” dersin. Ermeni-Rum kelimelerini zaten çoğumuz bir küfrün içinde duyup öğrenmedik mi?
Hepimiz asil Türk olunca, dilimiz de Türkçe’den başka ne olabilir? Bunun dışındaki diller lüzumsuz görüldü. Hatta ilkel bulundu, medeniyet dili değildir denildi. Vatandaşın anadili suç sayıldı, yasaklandı.
Temel insan haklarından olan inanç özgürlüğü de devletin insafına kaldı. Devlet, bütün vatandaşlarını Türk ve Sünni olarak yetiştirmeyi görev bildi. Kurulan Diyanet İşleri Başkanlığı ve okullardaki zorunlu din eğitimi ile Sünniliğin devlet yorumunu dayattı. Ortaya bir ucube çıktı: “Laiklik din ve devlet işlerinin ayrılmasıdır” dendi. Ama devlet, en ince ayrıntılarına kadar vatandaşın dinini planladı. Alevilik yasak bölgeye hapsedildi. İnanmayanlar ise cehennemlik zındıklar olarak ağzını bile açamadı. Oysa, inanç özgürlüğü inanmama özgürlüğünü de içerir. Yani inanmama özgürlüğü yoksa, herkes devletin tayin ettiği dine inanmak zorundaysa, kimsenin inanç özgürlüğü de yok demektir.
Bu toplumda kadına yer yoktur. Cumhuriyetin kadınlara verdiği haklara dair nutuklar kulağa hoş gelir. Ama kadınların katledilmediği, tecavüze uğramadığı bir gün bile yoktur. Katillerin ve tecavüzcülerin devlet tarafından korunduğu da bal gibi ortadadır. NÇ ve zindanlardaki çocuklara tecavüzde bizzat yer alan güvenlik görevlileri vardır.
Devlet vatandaşın yaşama hakkını güvenceye almak zorundadır. Ama pratikte, vatandaşın yaşama hakkını en çok ihlal eden gene devlettir. On binlerce faili meçhul, hafızalardan silinmeyen birçok katliam bunun göstergesidir.
AKP liderleri vesayete son verdik diyorlardı. Ama yaşananlar bunun sadece yalandan ibaret bir balon olduğunu gösteriyor. AKP, 90 yıllık sistemin 12 Eylül faşizmiyle sıvanmış halinin ürünü ve bekçisidir.
Başbakanın en yakın destekçilerini bile isyan ettiren sözleri, bireysel bir tavır mıdır, bireysel bir hata mıdır? Keşke öyle olsaydı. O zaman çözüm kolay olurdu. Ne var ki, gerçekler bunun bir hükümet ve devlet politikası olduğunu gösteriyor.
Anadilde eğitim konusunda, o dili konuşan vatandaş değil, devlet karar veriyor.
Alevilik nedir, ne değildir, ibadet yeri neresidir? Ona da devlet karar veriyor.
Kadınlar nasıl yaşamalı, nasıl evlenmeli, kaç çocuk yapmalı, nasıl doğum yapmalı konularında da söz ve karar devletin.
Bütün bunlardan sonra, öğrencilerin yaşayacakları evlerin takibi ve kontrolü de devletin görevi oldu. Devlet bu amaçla “sayın muhbir vatandaşlar”ı göreve çağırıyor.
Eeeh, devlet göreve çağrılınca kaçılır mı? Hele hele, koskoca profesörlerin bile, yüce devlet görevi denilince bütün parasını bir poşete koyup çöpe bıraktıkları bir ülkede..
Artık, uyumak yok. Kulağınızı yan komşunun duvarına dayayın. Gözünüzü de, etraftaki komşuların pencerelerinde radar gibi gezdirin. Elinizde iphone ile vazifeye hazır olarak bekleyin. Her türlü “ahlaksızlığı” kayda alın. Hemen en yakın karakola bildirin.
Demirel “Her vatandaşın cebine polis mi koyacağız?” derdi.
Erdoğan, her vatandaşın donuna kadar polis yerleştirmek istiyor.
Devletin işi bu mudur? Vatandaşın can güvenliğini, temel insan haklarını koruyamayan bir devlet üstüne vazife olmayan işlerle uğraşıyor.
Eey, sayın muhbir vatandaşlar:
Kurulacak olan “ahlaklı-dindar-muhafazakar-demokrat devlet”in temelini siz atacaksınız, bu devlet tamamen sizin eseriniz olacaktır! AKP ve devlet sizinle gurur duyuyor.