Avukat Mehmet Emin Aktar, HDP’li İdris Baluken’in AYM’nin Mustafa Balbay kararı emsal gösterilerek tahliye edildiği gün milletvekilleri Meral Danış Beştaş ve Ayhan Bilgen’in tutuklanmasında ne AYM ne de AİHM kararının dikkate alındığını belirterek, “Havuç sopa politikası yürütülüyor, bir verip iki alınıyor. Devletin Kürt nefretine mahkemeler de alet ediliyor” dedi. 

Amed Barosu eski Başkanı deneyimli hukukçu Mehmet Emin Aktar, Anayasa Mahkemesi’nin Balbay kararı gerekçe gösterilerek Baluken’i tahliye etmesini ve aynı gün HDP Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş ve HDP Parti Sözcüsü Ayhan Bilgen’in tutuklanmasını son dönemde yaşanan güncel ve siyasal olaylar bağlamında değerlendirdi. 

HDP’li vekillerin tutuklanmasının birkaç farklı boyutta değerlendirilmesi gerektiğine işaret eden hukukçu Aktar, şöyle devam etti:

* Birincisi; bundan neyin amaçlandığı meselesidir. Mevcut hükümet ya da devleti yöneten akıl Kürt nefreti üzerinden toplumu bir arada tutmaya çalışıyor. Bu devlet aygıtının işleyişi düşman varlığı üzerine kuruludur. Son dönemlerdeki en belirgin düşman Kürtlerdir. Yargıda, polis, jandarma ve sokaktaki insana kadar algı budur. Toplumun önemli bir kesimi bu nefret duygusu üzerinden HDP’li vekillerin tutuklanmasını son derece olağan ve olması gereken olarak değerlendiriyor. Böyle bir algı yaratılmış durumda ama hukuk ve demokratik değerler açısından baktığımızda bunun açıklanabilir bir tarafı yok. Pazartesi karşılaştığımız manzara bunun en belirgin bir örneğiydi. HDP milletvekili İdris Baluken hakkında tahliye kararı verildi. Meral Danış Beştaş dosyasında ise ilk salıverilme kararında hakim, suçun işlendiğine ilişkin delilin yeterli olmadığı, bu nedenle de tutuklamaya gerek duyulmadığına karar vermişti. Ne olduysa itiraz edildi ve bu itiraz sonucunda salıverme kararı kaldırılarak Pazartesi günü tutuklandı. Balbay kararını Meral Danış Beştaş’ı tutuklayan hakime de hatırlattık. Tutuklama kararını veren hakime sadece Balbay kararını değil yakın zamanlı bir AHİM kararını da sunmuştuk.

* İkincisi meseleye hukuk boyutuyla yürürlükte ki norm ve kanunlar açısından da baktığımızda içinden çıkamıyoruz. Yıllardır bu mesleği yürütüyorum ama hiçbir dönem bu denli bir hukuksuzlukla karşı karşıya kalmadım. Yargı mensuplarının yaklaşık yüzde 25’i son 6 ay içinde ihraç edilmiş. Önemli bir kısmı tutuklu, 4 bin üzerinde ihraç var. Belli dönemlerde 15’şer 20’şer sayılarla yeni ihraçlar gündeme geliyor. Bu ne demektir. Görevde bulunanlar üzerinde korku daimi kılınıyor. Bir de siz nefreti körüklüyorsunuz Kürtleri düşman gösteriyorsunuz bu bir amaca hizmet ediyor. 

2014 itibariyle yeni dönem

Devletin son iki yıldaki 2014 sonu itibariyle içine girdiği yeni bir süreç var. 15 Temmuz bu açıdan devlete dönük çok önemli fırsat verdi. OHAL’in ilan edilmesi, basın kuruluşların susturulması, derneklerin kapatılması, belediyelere kayyum atanması, kayyumlardan sonra belediyelerin kazanımların yok edilmesi, kültür evleri, konservatuarlar, kreşler vs. bu açıdan dil ve kültürün gelişimine olanak veren bütün alanların kapatılması. Şiddetten başka bir yol bırakmayarak karşılığında uluslararası meşruiyet devşirmek. Böyle sil baştan farklı bir şekilde eskiye dönüş yaşanıyor.  

Anayasa değişikliğinden bağımsız değil

HDP milletvekilleri ve Kürtler üzerindeki baskı ve tutuklamaların başkanlık düzenlemesine getiren Anayasa değişikliğinden bağımsız olmadığına dikkat çeken Aktar, “Bu sistem değişikliğini kimler savunuyor. İktidar ve hükümetin tabanı ve bunun dışında milliyetçiler ve ulusalcıların bir kesimi savunuyor. Bunu savunanlar devletin daha da otoriterleşmesini, tek merkezden yönetilmesini istiyor. Kürtlerin reddi üzerinden yeniden bir paradigma oluşturuyor. Yargı da bu refleks ile hareket ediyor. Sonuçta önüne gelen dosyadaki delil üzerinden bir tartışmaya gitmiyor. Bir hukuk değerlendirmesi yapılmıyor. Hukuku bir yana bırakın elindeki mevzuat açısından kanun açısından bir değerlendirmeye gitmiyor. Odaklandığı şey bu yeni süreçte devletin ortaya koyduğu yeni politik sürece göre uygun bir tutum almak. Havuç sopa politikası yürütülüyor; bir verip iki almak gibi oldu. Hakimler değişse bile değişen bir şey olmayacak” şeklinde konuştu.

1925’ten farklı değil

“KCK” operasyonlarında hukuksuz kararların altına imza atan Gülen hareketi üyelerinin bugün aynı duruma düştüğünü ifade eden Aktar, “Ancak Kürtler açısından değişen bir şey yok. Kemalistler gelir, Gülenciler gelir ya da diğerleri gelir. Kürtlere karşı bu tutum farklı bir şekilde sürdürülüyor. Bu dönemdeki yargılama pratiklerinin 1925’ler ya da 1937-38’lerdeki İstiklal Mahkemelerinin pratiklerinden zihniyet olarak bir farkı yok” dedi.