Oysa bütünü görebilenler için siyasi vesayetin hukuk, ahlak tanımazlığında gelinen bu nokta; değil demokrasi ya da barış, tamamen faşist yönetme anlayışı ve despot bir yönetim anlamına gelmekte.
Nitekim; neredeyse her il'e bir tane düşen ve binlerce kişinin hukuki sebep olmaksızın tutsak edildiği KCK yargılamaları... Devletin saldırılarında kimyasal silah kullanması sonucunda tanınmayacak ve kimlikleri ancak DNA testi ile belirlenecek gerilla cenazeleri. Kadına karşı adalet ve vicdandan yoksun erkek hukuk anlayışı ile verilen N.Ç. kararında buram buram kokan ayrımcılık... Cezaevlerinde uygulanan ağır tecrit, Öcalan’a uygulanan tecridin keyfi olarak daha da ağırlaştırılması ve Latif Badur gibi hasta mahpusların bir bir ölüme gönderilmesi bu aymaz tutumun birer sonucu.
Yine, Kürt sorununa çözüm yolunda MİT’in devreye sokulması. Bugün gündemden düşmüş gibi görünse de, yukarıda sıraladığımız sonuçlara kaynaklık eden anlayışın apaçık bir görünümü olması hasebiyle üzerinde ısrarla durulması gerektiğine inanıyorum.
Kürt sorununa çözüm arayışında devletin Kürt halkının temsilcileri ile kurduğu diyaloglar önemli elbette. Ancak neden MİT PKK? Neden siyasiler değil de İstihbarat teşkilatı ve askerler yapıyor bu görüşmeleri? Ve neden PKK, MİT’le görüşmeyi kabul ediyor?
MİT’in devreye sokulması, iktidarın Kürt meselesine bakışını göstermesi açısından önemli. Ve diyebiliriz ki; yukarıda sıraladığımız faşist, despot uygulamalar, Kürt meselesini barış, demokrasi, hak ve özgürlük taleplerini devletin güvenlik kaygılarına kurban eden aynı bakışta kendini duyuruyor.
Zira; "PKK halktır halk burada" sloganı ile milyonların sokağa döküldüğü bir durum varken PKK ile görüşülmesi kadar doğal bir şey yok elbet. Ancak karşısına MİT’in çıkartılması meseleye Kürt halkının talepleri olarak değil, PKK nin etkisizleştirilmesi, devletin güvenliğinin garantilenmesi olarak bakıldığından kuşku bırakmıyor.
Oysa Kürt halkının taleplerine, barış ihtiyacına giden yolun devletin güvenlik kaygılarından geçmediği ortada. Kürt halkı kimlik ve kültürünün tanınmasını, yaşaması için ortam hazırlanmasını istiyor. Anadilini istiyor. Savaşsız, eşit, kardeşçe bir yaşam istiyor. Korku ve kaygıları son bulsun ve insan gibi yaşasın istiyor. MİT bu taleplerin muhatabı olabilir mi?
Deniliyor ki; "MİT Hükümetin onayı ile orada. Görüşmeler dışarıda siyasi temsilcilerle müzakere edilir ya da ediliyor.” Böyle olsa bile MİT’le yapılan ve MİT’in raporladığı bir görüşme daha baştan olayı sakatlamaz mı? Yapılan şey ki buna en iyi örneklerden biri 1982 Anayasası’dır, kullanılan yol ve yöntemler ve hatta yapıcıları nedeniyle meşruiyetini baştan yitirebilir. Bu yüzden referandumda yüzde 91 oy almış olmasına rağmen 82 Anayasasının adı; darbe anayasasıdır. Anti-demokratiktir, meşruiyeti yoktur.
Her ne kadar bugün savaşa yakın, barışa uzak haldeysek de gerektiğinde, barış görüşmelerinin yetkili siyasi aktörlerle gerekleştirilmesinde ısrar, devleti tutumunda değişiklik yapmaya zorlayacak olması yanında, bizim de meseleye bakışımıza açıklık getirecek ve ortaya çıkabilecek sonucun meşruiyet tartışmasına gerek bırakmayacaktır.