Bu devlet cinsiyetçidir, yasakçıdır. Bütün devletler gibi demokrasi ve özgürlük karşıtıdır. Hiyerarşik ve merkeziyetçidir.
Bu devletin geçmişi kirlidir. Soykırım, katliam, faili meçhul cinayetlerle doludur. Geçmişiyle yüzleşmekten kaçınmaktadır.
Bu devlet, hiçbir zaman farklılıklara kendini ifade olanağı tanımamıştır. AKP’nin göstermelik açılımları, devletin bu zihniyetinde değişim olduğunu göstermez. Devlete hakim zihniyet, üniter yapısını korumak için AKP’ye yol vermek zorunda kalmıştır.
Devlet, şimdi de demokratik zihniyetten fersah fersah uzaktadır.
AKP’nin mevcut açılımcı politikaları bile bu gerçeği örtemez.
AKP, bugüne kadar söz konusu devlet zihniyetiyle uzlaşarak yürümüştür. Yaklaşımında bu zihniyete karşıtlık yoktur.
Mevcut Türkiye Cumhuriyeti, ulus devlet diktatoryasıdır. İran’dan hiçbir farkı yoktur.
Her ikisi de statükocudur.
Her ikisi de milliyetçi, ümmetçi ideolojilere sahiptir.
Her ikisi de Ortadoğu’da hegemonya peşindedir.
AKP’nin devleti demokratik dönüşüme uğratması beklenemez.
Kendi hegemonyasını inşa çalışmasını sürdürecektir. Kürt sorununun çözümünü gündemine alması, bu tespitle çelişmez. Tam tersi işini kolaylaştırır. Burada “öyleyse AKP, Kürt sorununa çıkarları temelinde mi yaklaşıyor?” sorusu akla gelebilir.
Elbette ki evet. Mevcut savaşın hükümeti yıprattığını, PKK’yi bitiremeyeceklerini, Kürt sorunu varolduğu müddetçe çıkarlarına denk politikaları hayata geçiremeyeceğini AKP de görmekte, bilmektedir. Diyalog ve çözüm arayışları bu sebepten kaynaklıdır.
AKP, statükocu, egemenlikçi, milliyetçi/ümmetçi çizgisinden vazgeçmeyecektir. Yani devleti demokratikleştirme konusunda verilmiş bir kararı/iddiası yoktur.
Buna rağmen demokratik dönüşüm olur mu?
Olmasına olur da bunu AKP yapmaz.
Devlete hakim olan yapılar da dönüşüme yanaşmaz. Emniyet, yargı, asker, bürokratlar, kimi medya sahipleri, sermayedarlar...
Kimi köşe yazarları da –yandaşlar dahil- aynı zihniyete sahiptirler.
“Açılımın” mimarlarından Yalçın Akdoğan’ın kibiri bu zihniyetin tezahürüdür.
Elbette ki bu kesimler, sahip oldukları ayrıcalıkların, demokrasi adına ellerinden alınmasını istemez.
Devletin dönüşümü mücadele ister.
Bunu yapacak olanlar da devletin mevcut yapısından rahatsız olan, demokrasi isteyen kesimlerdir. Demokratik dönüşümün, Türkiye toplumunun genel talebi haline getirilmesi halinde ceberrut devletin sonu getirilebilir.
Varolan devletçi zihniyetin son kalesi ise anayasadır.
Zaten çözüm sürecinin en çetrefilli bölümü de anayasa değişikliğidir.
Anayasanın demokrasinin evrensel ölçülerini barındırması, devletin demokrasiye duyarlı hale gelmesi demektir.
Anayasanın Kürt kimliğini tanıması, toplumun tüm farklılıklarını güvence altına alması, demokratik dönüşümün de başlangıcı olacaktır.
Bu gerçekleşmeyene kadar devletle barışmak yok.
Devletle barışmıyoruz
Devletle barışmıyoruz. Çünkü: Bu devlet, egemenlikçi ve sömürücüdür. Ötekiler karşısındaki egemenlikçi duruşundan zerre geri adım atmamaktadır.