Almanya Federal Meclisi uzmanlarının hazırladığı bilirkişi raporunda Türkiye’nin Rojava’ya yönelik işgalinin devletlerarası hukuka aykırı olduğu belirtildi. Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas da Türkiye için ekonomik yaptırımların masada olduğunu vurguladı.

Muhalefet partisi vekilleri ise Merkel hükümetini sert eleştiriyor, açıklamalarını ve attığı adımları yetersiz buluyor. İktidardan öncelikle beklenti ise Türkiye’ye kapsamlı bir silah ambargosunun uygulanması, Hermes kredilerinin sonlandırılması, siyasi baskı yapılması.

Türk devletinin Rojava’yı işgali Alman iç siyasetinde gündem olmayı sürdürüyor. İşgalin geçtiğimiz hafta özel bir oturumda gündeme alındığı, tüm partilerin Türkiye’ye tepki gösterdiği Almanya Federal Parlamentosu’nda Rojava’ya yönelik saldırının devletlerarası hukuka aykırı olduğunun belirtildiği bir rapor hazırlandı.

Federal Meclis Bilimsel Hizmetler Dairesi tarafından hazırlanan bilirkişi raporunda Türkiye’nin Rojava’yı işgalininin devletlerarası hukuka aykırı olduğu kaydedildi. Raporda saldırının ‘meşru müdafaa hakkı’ kapsamında değerlendirilemeyeceği ifade edildi.

Hükümetin çekimserliğine tepki

Alman kamu yayıncılık kurumu ARD’nin elde ettiği raporda ”devletler topluluğunun”, ”devletlerarası hukuk açısından bir hükümde bulunmak” bakımından gösterdiği ”çekimserlik” de eleştirildi. ARD haberinde bu ifadelerin Federal Alman Hükümeti’nin Türkiye’nin saldırı konusunda kullandığı dile yönelik de bir eleştiri olduğunu yazdı. Almanya Başbakanı Angela Merkel, Türkiye’nin Rojava işgaline ilişkin açıklamalarında devletlerarası hukuk açısından bir değerlendirme yapmaktan kaçınmıştı. Merkel işgali ”askeri operasyon” olarak tanımlarken sadece ”yeni insani acılar” ortaya çıkardığını söylemekle yetinmişti. Federal Hükümet Sözcüsü de gazetecilere yaptığı açıklamalarda ”kavram tartışmalarına” girmeme konusunda uyarıda bulunmuştu.

Federal hükümete tokat

Sol Parti Meclis Grubu Başkan Yardımcısı Sevim Dağdelen bilirkişi raporunun ”Federal Hükümet açısından bir tokat” anlamı taşıdığını söyledi. Dağdelen ARD’ye yaptığı açıklamada ”Türk işgalini devletlerarası hukukun ihlali olarak nitelemekten kaçınmak utanç verici ve Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı Suriye’deki Kürt sivil halka karşı daha fazla suç işleme hususunda cesaretlendirmektedir” diye konuştu. Dağdelen ”Eğer aynı zamanda net sözcükler kullanmaktan kaçınılıyor ve silah ihracatları hiç dokunmadan devam ediyorsa, Federal Hükümet’in Erdoğan’a yönelik eleştirisi de inandırıcı olmaktan son derece uzaktır” dedi.

Meşru müdafaa savunması mesnetsiz

Federal Meclis Bilimsel Hizmetler Dairesi’nin bilirkişi raporu, Serêkaniyê’de yoğunlaşan Türkiye’nin saldırısının 2018 yılında Efrîn’e düzenlediği saldırı arasında da paralellikler olduğunu ortaya koydu. Raporda şu önemli tespitlerde de bulunuldu:

  • YPG güçlerinin Türkiye’yi tehdit ettiğine dair o zaman olduğu gibi bugün de yeterli kanıt yok.
  • ”Cömert bir yorum yapıldığında dahi” Türkiye’nin meşru müdafaa hakkının doğduğu tespit edilemez.
  • Dolayısıyla Türkiye’nin ‘güvenlik bölgesi’ oluşturma yönündeki gerekçelendirmesi de geçersiz.
  • Suriyeli sığınmacıların bu bölgeye yerleştirme planı ise Cenevre Sözleşmesi’nin ihlali anlamına geliyor.

Hakkını kötüye kullanıyor

Bilirkişi raporunda NATO Antlaşması’nın bir müttefike yöneltilen bir saldırının tüm üyelere yönelik bir saldırı olarak değerlendirileceğini öngören 5. Maddesi’ne de değinildi. Türkiye’nin 5. Madde’ye dayanarak Almanya da aralarında olmak üzere NATO ülkelerini Suriye’deki ihtilafa taraf kılmasının devletlerarası hukuk bakımından sonuçsuz kalacağı kaydedildi. Bu tarz bir senaryonun muhtemel olmadığı belirtilen raporda Türkiye’nin 5. Madde’ye atıf yapmasının ”hakkın kötüye kullanılması” anlamına geleceği belirtildi.

Maas: İşgal meşru değil

Alman Dışişleri Bakanı Heiko Maas, Türk devletinin askeri saldırılarını sürdürmesi halinde Ankara’ya ekonomik yaptırımlar uygulanabileceğini, bunun için de ateşkesin sürecini takip ettiklerini söyledi. Önceki akşam televizyon kanalı ZDF’ye konuşan Dışişleri Bakanı Maas “Bize göre Türkiye’nin Kürt milislere yönelik gerçekleştirdiği saldırılar uluslararası yasalara göre meşru değil” görüşünü belirterek, Ankara yönetimine yönelik yaptırım uyarısında bulundu.

“Şayet böyle bir işgal uluslararası yasalara uygun değilse demek ki uluslararası yasalar çiğnenmiştir” ifadesini kullanan Maas, Türkiye’nin askeri saldırılarının son bulması için girişimlerde bulunacağını duyurdu. ABD’nin aracılığıyla gerçekleşen ateşkese ilişkin de Maas şöyle konuştu: “Bütün gücümüzü kullanarak ateşkesin sadece 5 gün değil, daha fazla sürmesini ve bir sonraki adım olarak da işgalin son bulması için çalışacağız.”

Mültecilerin götürülmesi illegal

Maas, açıklamasının devamında 2016 yılında Almanya’nın öncülüğünde Brüksel-Ankara arasında imzalanan ve son dönemlerde Erdoğan’ın “kapıları açarız” diyerek iptal etmekle tehdit ettiği mülteci anlaşmasına da şüpheyle baktıklarını bildirdi. Türkiye’nin Suriye sınırında oluşturmak istediği bölgede mültecileri zorla götürüp götürmeyeceği konusunda Ankara ile diyaloga geçeceklerini duyuran Maas “Bize göre meşru ve legal olmayan bir iş için para vermeyiz” dedi.

Ekonomik yaptırımlar masada

Avrupa Birliği içinde Türkiye’ye uygulanacak yaptırımların da masada durduğu mesajını veren Alman Dışişleri Bakanı devamla şöyle konuştu: “Çok açık bir şekilde yaptırımların uygulanacağını söyledik, bunların başında da ekonomik yaptırımlar geliyor. Bu yüzden de öncelikli olarak ateşkes sürecini takip ediyor, Türkiye’nin nasıl hareket ettiğini bilmek istiyoruz.”

Erdoğan’ın hesapları dondurulsun

Almanya’nın AB’den bağımsız olarak Ankara rejimine yaptırım kararı alıp almayacağı ve somut olarak hangi adımların atılacağı bilinmiyor. Maas’ın üyesi olduğu Sosyal Demokratlar Partisi (SPD) vekillerin de aralarında olduğu bir kesim Erdoğan ailesinin AB’deki hesapların dondurulmasını istiyor. Başka bir kesim ise Türkiye’nin NATO üyeliğinin dondurulmasını, AB’nin verdiği bütün maddi yardımların kesilmesini ve gümrük anlaşmasının askıya alınmasını talep ediyor.

2017’de de yaptırım kararı alınmıştı

2017 yılında peş peşe Alman vatandaşlarının Türkiye’de cezaevlerine atılmasının ardından Temmuz ayında dönemin Merkel hükümeti Ankara rejimine yönelik bir dizi yaptırım kararı almıştı. Bazı Alman vatandaşlarının serbest bırakılmasıyla son bulan yaptırımların başında Türkiye’ye tatil için gidecek Almanlara “seyahat uyarıları” ve Türkiye’de faaliyet gösteren Alman şirketlerine yönelik Hermes kredi ve yatırım garantilerinin sınırlandırılması vardı.

Türkiye’nin Kuzey-Doğu Suriye’ye yönelik 9 Ekim’de başlattığı işgal saldırısının hemen ardından da Maas, bir yandan Ankara ile yeni silah anlaşmalarının imzalanmayacağını bildirmiş, diğer yandan da AB çapında ortak bir silah ambargosunun uygulanmasına karşı çıkmıştı.

 

HABER MERKEZİ

 
 

Tüm silah ihracatı durdurulsun

     

DİLAN KARACADAĞ

Muhalefet partileri ise Merkel hükümetinin Rojava’ya ilişkin tutumuna tepki göstererek hükümeti ikili oynamakla eleştiriyor. Türkiye’ye kapsamlı bir silah ambargosunun uygulanmasını isteyen vekiller, ”Hükümet, bir yandan saldırıyı kınarken diğer yandan Erdoğan rejimine karşı önlemleri engelleyerek kamuoyunu ayakta uyutmaya çalışıyor” diyor. Gazetemize konuşan vekillerin mesajları şöyle:

Silah ambargosu sözde kalmasın

   

Federal Meclisi Savunma Komisyonu Başkanı Alexander Neu (Sol Parti): Eksiksiz bir silah ihracatı yasağı derhal başlatılmalı ve gelecekte de herhangi bir ihracata izin verilmemeli. Silah ihracatının sonlandırılmasının sözde kalmasını ve bunun ”Suriye’ye karşı kullanılamayacak” gibi çirkin argümanlarla ele alınmasını eleştiriyor ve reddediyorum. Federal hükümet ikili oynuyor; bir yandan silah ihracatını durdururken diğer yandan arka kapıyı açık bırakıyor. Türkiye, Alman silahlanma sermayesi için bir cephane ve Almanya’daki siyasi elit için stratejik bir ortak; bu da ‘bir kaç Kürt yüzünden’ Erdoğan’la arasını bozmama sebebi. Almanya’daki yönetici sınıfın gerçek düşüncesi budur. Türkiye ile yapılan anlaşmalarda, silahların ‘Kuzey Suriye’de kullanılmaması’ şartıyla satılması ne kadar samimi, bilmiyorum. Bu anlaşma başta kabul edilip daha sonra silahlar Suriye’de kullanılabilir. Bu her zaman muğlak kalacaktır.

Almanya büyükelçisini çağırmalı

   

Sol Parti Meclis Eşbaşkanı Dietmar Bartsch: Türk ordusunun Kuzey Suriye’deki uluslararası hukuka aykırı saldırısından dolayı Türkiye Büyükelçisi geri çağrılmalı. Erdoğan’ın bakanlara hakareti görmezden gelinmemeli. Erdoğan sözünü geri almasa Türk Elçisinin de geri gönderilmesi lazım. Türkiye’deki Alman elçi son yıllarda 20 kez çağırıldı. Türkiye’nin uluslararası hukuka aykırı savaşı ve hakaretleri hükümet tarafından sonuçsuz bırakılmamalı. Erdoğan’a karşı tutum sağlanmalı: Silah ambargosu ve diplomasi yoluyla siyasi baskı yapılmalı.

Skandal: Alman silahları kullanılıyor

   

Savunma Politikaları Sözcüsü Tobias Pflüger: Almanya 2000’den bu yana Türkiye’ye yaklaşık 1,7 milyar euro değerinde askeri teçhizat sattı. Türkiye’nin Kuzey Suriye halkına açtığı savaşta Alman silahlarını kullandığı da açığa çıkıyor. Bu bir skandal. Hükümet, en fazla Türkiye ile yapılan silah ihracatı anlaşmalarını dondurmaktan yana. Ancak daha önce yapılan anlaşmaları da yerine getirmek istiyor. Yani somut olarak, karar öncesi yapılan tüm silah anlaşmaları ihraç edilecek. Federal Hükümet Türkiye ile silah anlaşmasında özellikle Kuzey Suriye’de kullanmamasını şart koşacağını belirtse de sözünde durmayabilir. Öyle de olsa ülkesindeki Kürtlere karşı kullanıyor; bu da aynı şekilde skandal bir durum.

Ayakta uyutmaya çalışıyor

   

İçişleri Politikaları Sözcüsü Ulla Jelpke: Türkiye’nin Kuzey Suriye’deki uluslararası hukuka aykırı saldırı savaşını sonlandırması için AB seviyesinde etkin önlem alınmasını sabote eden federal hükümet savaş suçuna ortaktır. Hükümet, bir yandan Kuzey Suriye’deki saldırı savaşını kınarken diğer yandan savaş suçlusu Erdoğan rejimine karşı önlemleri engelleyerek kamuoyunu ayakta uyutmaya çalışıyor. Türkiye’ye derhal silah ambargosu uygulanmalı. Türk devletine yaptırım uygulanmalı Hermes kredilerinin de sonlandırılması gerekir. Kuzey Suriye’deki Kürtler ve diğer halklar, dış politika hesapları için daha fazla kurban edilmemeli. Bu yüzden Erdoğan’a ne silah ne para gönderilmemesi gerekir.” Türkiye’ye yapılan ihracata verilen Hermes yatırım ve kredi garantisinin miktarı 2018 yılında 1 milyar 780 milyon euro olarak kaydedilmişti.

Askeri ortaklık son bulmalı

Sol Parti Savunma Politikaları Milletvekili Kathrin Vogler: Alman hükümetinin Türkiye ile silah anlaşmalarını donduracağı kararı, geç kalınmış bir karardır. Ancak bu karar, daha önce yapılan anlaşmaların feshedildiğini göstermez. Karara rağmen önceden yapılan anlaşmalı silahlar ihraç edilecektir. Dışişleri Bakanı Heiko Maas kameralar önünde ‘barış meleği’ rolünü oynuyor ancak aynı zamanda AB düzeyinde ‘güvenlik çıkarıları’ gerekçesiyle silah ambargosunu kararını engelliyor. Böylece Rojava’ya ‘terör tehlikesi’ gerekçesiyle saldıran Erdoğan ile hemfikir oluyor. Bizlerin derhal Türkiye ile sürdürdüğümüz askeri ortak çalışmaları sonlandırmamız gerekiyor.

Almanya’nın da sorumluluğu var

Hessen Eyeleti Sol Parti Milletvekili Jan Schalauske: İslamcı terör örgütleri ve Alman silahlarıyla Kuzey Suriye’de işgal girişiminde bulunan Türk ordusu, uluslararası hukuka aykırı savaşı derhal sonlandırmalı. Yüzbinlerin göçe zorlandığı bir savaşı kabul edemeyiz. Bu savaşta Alman silahlarının kullanılması Almanya’nın da sorumlu olduğunu gösterir. Dolayısıyla kınama tek başına yetmez. Türkiye’ye AB düzeyinde silah ambargosu uygulanması, askeri ve istihbari ortak çalışmaların sonlandırılması gerekir.