“Yeni bir renk buldum, suyun akışının rengi.”
Edip Cansever
Osmanlı’dan beri devletleşme amacı ile kırıp dökmedikleri kalmamış. Irk olarak Türk, din olarak Müslümanlığın dışında hiçbir etnisite ırk ve hiçbir farklı inancı, dini kabul etmeyen Pantürkizm için her şeyi mubah gören “de facto” devlet görünümlü, diktatöryal bir sistem var. Bu sistem Mustafa Kemal’den Adnan Menderes’e, Kenan Evren’den Recep Tayyip Erdoğan’a kadar kendine uygun kişilikler yaratmıştır. Bunlar yetmemiş, sol sosyalistleri manipüle etmek için Perinçekleri, Kürtleri yok etmek için Mehmet Metinerleri, Muhsin Kızılkayaları, Orhan Miroğullarını, Alevileri dizayn etmek için bir sürü dede, sanatçı ve siyasetçi yaratmıştır. Yavuz Bingöl, İzzettin Doğan, Doğan Demir bunlardan bazıları.
Şunu hatırlatalım; bu tarz devletler karakterleri gereği kendi bekası için, kendisinden olanı da kendisine yalakalık yapanı da işlevi bittiğinde acımasızca yok edecektir. Menderes’in idamı, Özal’ın şaibeli ölümü buna örnektir. Bu devlet Mumcu’dan Kışlalı’ya kendi içindeki Kemalistleri bile hunharca katletmiştir. Ancak yetmiyor, zira kan üzerine kurulmuş bir diktatörlüktür. Derinde mevcut bir aklın olduğu ve bu yönlendirmenin vizyonundaki kişinin Recep Tayyip Erdoğan olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla vizyon değişebilir yakında belki ancak arka plan değişmez. Bunu neden söylüyorum; çünkü Tayyip gidince her şey düzelecek düşüncesi ile sosyal medyada resim paylaşmayı bile askıya alan ciddi bir kesime uyarıdır bu. Tayyip bir sistemin elemanıdır. Bugün onun yerinde kim olsa Alevilere ve Kürtlere saldırtacaklardı.
Bunun birkaç nedeni var.
1: Dersim’in bütün bir direniş tarihini kuşkusuz Kirmancîye duygusu inancı ve dili taşımıştır. Asla devlet denen organizasyona tamah etmemiş, yasa denilen saçmalığa uymamıştır. Doğanın ve hayvanın kutsiyeti teolojik bir muhteva gibi görülse de bu daha çok rasyoneldir. Meşruiyet esastır, dağ taş, su, ateş ve orman bir bütün yaşama hakkına sahiptir. Candır ve canlıdır. Marksist deyimle; her şey maddedir ve hareket halindedir. Her şeyin canı veya ruhu vardır bu coğrafyada. Mesela uzayan bir ağacın boyu, yaşlı bir ağacın gövdesi kesilmez çünkü canı vardır. Taşların yerinden oynaması inciticidir zira ruhu vardır, suya kirli bir şey bırakılmaz, temizlenmesi için su ona dökülür, çünkü rengi vardır. İşte bu yaşam biçimi yalnız TC’nin değil, hiçbir üniter devletin düzenine, iştahına uygun değildir. TC’ye 38’de Almanya’nın zehirli gaz ve teknik eleman, Amerika’nın uçak ve teknik elaman verdiği net olarak bugün ortaya çıktı. Çünkü onların da rahatsız olduğu bir kültür, doğa toplumu vardı ortada. Bu varlık onları korkutuyordu. Onların yöntemi, din, ırk, cinsiyet semiyolojisi üzerinden, sınıflandırmak, kategorize etmek, etiketlemek, ezmek ve istedikleri potada tutmaktır.
Perinçek’in Seyrıza, Şeyh Said heykel ve anıtları ile ilgili saldırısı durup dururken olmuş bir şey değildir. Bunun da arka planı devletin derin aklıdır. Bu hafızayı yok etmek mümkünse tümden silmek amaçlıdır. Bunu başarırsa devletin verdiği ekmek büyüyecek, başaramazsa yakın zamanda devletin çöp tenekesinde olacak.
2: Kürt Özgürlük Hareketi neden kokutuyor? Çünkü İslam dini ile sömürgeyi üst düzeye çıkaran devletin politikası çatladı. Beş adım geride bırakılan Kürt kadını artık örgütlü bilinçli ve çok güçlü. IŞİD barbarlarına karşı verilen savaş bütün gerici güruhu korkutmuştur. Hareminde bir sürü kadın tutan herkes kâbus görmeye başlamış, kadının neler yapacağını, belki ilk defa bu denli örgütlü gördükleri için ciddi kaygı taşımıştır.
Peki Kürt kadını nasıl bu düzeye geldi? Yalnız kadın olmakla olsaydı Çiller de Akşener de kadındı, Merkel de hatta şunu söyleyeyim; şu an Tayyip’in yerinde bir kadın olsaydı gene aynı şeyler yapacaktı. Zira ortada mantalite ve sistem var, hiçbiri kendi doğası ve duygusu ile davranamıyor. Bütün kişilikleri üst akıl tarafından işgal edilmiştir. Ancak kendi öz gücünü yaratmış kadın, sistemlerden bağımsız ve en içsel haliyle davrandığında dünya özgürleşecek. Kürt kadını bu noktada rasyonel bilince en yakın olandır. Doğaya, hayvana, bilime ve sanata karşı en üst düzeyde çaba sarf ediyor. İşte bu devletleri ürkütüyor. Devletlerin karakterleri net değildir, demokrat görünürler ancak sıkıştıklarında faşist dişlerini gösterirler.
Örneklersek; Almanya ve Avrupa devletleri Alevileri entegrasyona en yakın kesim olarak tanımlıyor. Ancak yalnızca entegrasyona kadar müsemma gösterir. Onlar en nihayetinde sistemi tümden elinde tutmaktan geri durmazlar. Düşüncelerinden dolayı Almanya’da TKP/ML’li dostlar içerde yıllarca tutuldu, hala esir tutulan Müslüm Elma’nın durumu bu realiteyi ortaya koyuyor. Geçmişten bugüne Türk devleti ile bu tarz alışverişi süren bir devlet ve devletler silsilesidir.
Sonuç olarak, Seyrıza bir halkın değeridir. Onu önemli kılan ise diktatörlere karşı net tavrıdır. O tavır bugün mazlum halkların manifestosudur.