
4.5 milyar yaşında olan gezegenimizde bugüne dek 5 büyük kitlesel yok oluş yaşanmıştır. Bu her evrede dünya üzerindeki canlı türlerinin büyük bölümü yok oldu.
Bitkiler, yanardağlar ve asteroitler gibi oldukça çeşitli nedenlerle gerçekleşen bu kitlesel yok oluşlardan en büyüğü 65 milyon yıl önce 11 kilometre çapındaki dev asteroitin dünyaya çarpması ile oluşmuştu.
Çarpmanın etkisiyle volkanlar patlamış, yanardağlardan çıkan yoğun lav ve duman güneşi engellemişti. Atmosferdeki karbondioksit ve denizlerdeki asit oranının önemli ölçüde artmasına sebebiyet veren bu hızlı değişimler, dinozorlar dahil dünya üzerindeki canlıların yüzde 80’inin tükenmesiyle sonuçlandı.
Bilim insanları ve sosyal bilim endüstriyalizmin ‘6. yok oluş’a neden olacağını söylüyorlar. Son yarım yüzyılda doğal afetlerin, salgın hastalıkların, nükleer ve konvansiyonel silahların bu süreci hızlandırdığına dair önemli gelişmeler yaşandı.
Devletli uygarlık bağrında geliştiği toplumu ideolojik ve zor aygıtlarıyla yutması ve eritmesi, eko-sisteme tüketilecek nesne olarak yaklaşması, sömürmesi ve tüketmesi ciddi ekolojik ve toplumsal sorunların yaşanmasına neden olmuştur. Yaşanmakta olan siyasal, toplumsal, ekolojik ve ekonomik krizin nedeni devletçi sistemdir. Ondan çözüm beklemek, umudu iktidarcı sistemden ummak bize kaybettirir. İktidar, kent ve endüstriyalizmin birinci ve ikinci doğayı tüketen sınır tanımaz kar hırsının neden olduğu bu yıkımın ve mutlak çöküşün önüne geçmenin yolu; hiyerarşi, iktidar ve devlet dışılığı esas almaktır.
Virüs saldırısı veya salgını küresel düzeyde bir krize neden olmuşken devlet üstü ve devlet dışı siyasal aktörlerin inisiyatif geliştirmeleri beklenirdi. Sistem karşıtlarının dışarıdan izleyici pozisyonda kalmaları devletçi sistem içinde çözüm arayışlarını yeniden gündeme oturmuştur. Ulus devletlerin karantina yolu ile birey ve toplumun sağlığına dönük tedbirlere yönelmesi elbette ki önemlidir. Ancak son yarım yüz yılda yaşanan biyo-politik gelişmeler ve nihayetinde Korona virüs salgını/saldırısını göz önünde bulundurduğumuzda asıl önemli olanı; yaşanmakta olan saldırı/salgının nedenini ve olası sonuçlarını bilince çıkarmak olmalıdır.
Ulus devlet milliyetçi, dinci ve cinsiyetçi zihniyeti ile içe kapanmacı, emperyal güçler ise yeni güvenlikçi politikalarla toplum iradesini kırmanın arayışı içindedirler. Emperyalistlerin biyolojik, teknolojik, ticari ve nükleer savaşlarının direk ya da dolaylı sonucu yaşanan koronavirüs karşısında derin kriz halini yaşayan devletçi sistem dijital totalitarizme ile bölgesel ve yerel özerklik arası çelişki içindedir. Bu nedenle bizim ikili karakterde bir mücadeleyi yürütmemiz gerekmektedir. Birincil ve stratejik olanı demokratik konfederalizm alternatif sistemini inşa etmek olmalıdır. Büyük ordu ve polis gücü, bürokratik, zor ve ideolojik aygıtlarıyla ulus devletçi sistem bizzatihi sorunun kendisi olduğu gerçeğinden hareketle hiyerarşi dışı, iktidar ve gücün yoğunlaşmasını ret eden demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü özgür toplum paradigmasını hayata geçirmek esas olmalıdır.
Rojava Devriminin kazanımları, deneyim ve birikimleri üzerinden bulunduğumuz alanlarda komün ve meclis inşa çalışmaları siyasal, toplumsal ve ekolojik krizin derinliğine yaşandığı bu sürecin temel stratejisi olmalıdır. Bu stratejik çalışma paralelinde totalitarizme, dolayısıyla faşizme karşı birlikte mücadeleyi örgütlemek ise dönemsel siyasal çalışma olmalıdır. Küresel kapitalizme karşı küresel demokrasi hareketini örgütlemek için üzerinde yaşadığımız kıtadan başlayarak tüm dünyada ekoloji, kadın, emek ve gençlik hareketlerini, ezilenleri, yoksulları, emekçileri, devlet ve iktidar dışı kalmış halklar ve inanç kesimleriyle birlikte dünya demokrasi hareketini örgütlemek günün acil görevidir. Bu ikili görev gereğince hareket etmezsek emperyalistlerin biyolojik, teknolojik ve nükleer savaşları neticesinde önümüzdeki yıllarda dünyamız dolayısıyla eko-sistem çok daha büyük ve daha ağır ve beklide geri dönüşü mümkün olmayan siyasal, toplumsal, ekolojik yıkımı yaşayabilir. Bu da beklenen ‘6. Mutlak Yok Oluş’ demek olacaktır. Bu nedenle dönemin ahlaki, politik ve entelektüel görevi mutlak çöküşün önüne geçmek demokratik, ekolojik ve ekonomik toplumu inşa etmektir.
Endüstriyalizmin yeni biyo-politik saldırı ve salgınlarına maruz kalmamak için devletçi sistemi ve onun hiyerarşiye dayalı hegemonyasını parçalamak devletsiz, sınırsız, sınıfsız kadın özgürlükçü demokrat konfederal sistemi inşa mücadelesi insanlığı da, eko-sistemi de kurtaracak tek yoldur.