ICOR, 25 Mayıs - 4 Haziran 2014 tarihleri arasında Rojava’ya dört kişilik bir delegasyon göndermişti. Delegasyonda yer alanlar, farklı etkinliklerle izlenimlerini Avrupa kamuoyuyla paylaşıyor. Delegasyonla birlikte Rojava’nın Cizîrê Kantonu’na giden Dr. İbrahim Oruçoğlu, Stuttgart Göçmen İşçiler Derneği’ne bağlı Lilo Hermann Evi Salonu’nda düzenlenen etkinlikte, izlenimlerini paylaştı. Çok sayıda kişinin katıldığı etkinlik, büyük bir ilgiyle takip edildi.


‘Kuşatma altında üçüncü yolu yarattılar’

Konuşmasına Ortadoğu’daki son gelişmeleri analiz ederek başlayan Oruçoğlu, ABD ve Rusya’nın son yıllardaki politik hamlelerini irdeledi. Oruçoğlu, bu güçlerin kuşatması altında Rojava Devrimi’nin üçüncü yolu yarattığını belirterek şunları söyledi: “Bu üçüncü hatla Kürt halkı, özgürlükten, devrimden yana, sadece kendisi için tüm Ortadoğu halkları için seçimini yaptı. Tüm dünyaya örnek olabilecek şekilde gelişti. Coğrafi olarak küçük bir yer olmasına rağmen Rojava’dan tüm dünyaya yayılan bir devrim ışığıdır. Rojava, tüm ezilenlere, sömürülenlere, yok sayılanlara umut oldu. Bu tarihsel gelişmeyi iyi anlamak lazım ki, sonuçları da iyi anlaşılabilsin.”

‘Bütün renkler yönetimde’

Rojava’daki deneyimlerinden bahseden Oruçoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: “Yasama meclisini oluşturmak için tüm dünya tarihini araştırmışlar. Ama bu araştırmalara Rojava’nın özelliklerini ve rengini de katmışlar. Bu mecliste Cizîrê Kantonu’nda yaşayan tüm inançlardan, kesimlerden, cinslerden temsilciler yer alıyor. En büyük devrimlerden biriyse, kantonlarda Arapça, Kürtçe ve Süryanice’nin resmi dil olması. Devrim Anayasası, şu anda 82 maddeden oluşuyor. Yürütme ise 22 Komite’den, yani bakanlıktan meydana geliyor.”
Rojava halkının Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın görüşlerine çok önem verdiğini aktaran Oruçoğlu, “Okuyup ezberlemiyorlar; felsefesini anlıyor ve açıklıyorlar. Ezbere hiçbir şey yapmıyorlar” dedi.

‘Halk kendi yönetimlerini oluşturuyor’

Rojava’da hiçbir grubun bir diğerinden üstün olmadığını belirten Oruçoğlu, şunları kaydetti: “Çay pişirip getirenle bakanlık yapan insan aynı düzeyde değer görüyor. Biz bunu çok belirgin biçimde tespit ettik. Öcalan da halkın arasına girmiş, sorunlarını tespit edip kendileriyle tartışmış. Halkın sorunlarını kendilerinin oluşturacağı yönetimle çözeceğine inandırmış. Halk da büyük bir özgüvenle kendi yönetimlerini oluşturmuş. Demokratik Konfederalizm anlayışının ürünü olan bu sistem benimsenmiş ve uygulanmaya çalışılıyor. Yapılan ve yapılmayan işler meclislerde eleştiri ve özeleştiriyle konuşuluyor. Bunları yaparken de, ‘Biz bu yönetim şeklini yalnız Rojava halkları için değil tüm Suriye’nin demokratikleştirilmesi için istiyoruz’ diyorlar.”
Rojava’ya uygulanan ambargolardan da bahseden Oruçoğlu, “Halk acılarını sevinçleriyle birleştirerek yaşamayı öğrenmiş. Şehitlerini çok canlı sahiplenerek unutturmuyor. Şehit ailelerinin de tüm fertleriyle ilgileniliyor, ihtiyaçları karşılanıyor” diye konuştu.

‘Kızgın, somurtkan yüz görmedik’

İşlerin komünlerle kotarıldığını da aktaran Oruçoğlu, şöyle devam etti: “Kimse, ‘Sen bunu yapacaksın’ diye bir şey söylemiyor. Yokluktan var ederek komünal yaşamlarını sürdürüyorlar. Mesela, yüz yıl önceki imkanlarla kurdukları kazan sistemiyle petrolü rafine edip ayrıştırıyorlar. Bu rafinerilerde üç vardiyada dokuz yüz kişi çalışıyor. Herkes işini biliyor, çok severek yapıyor. Asayiş güçleri de işlerini biliyorlar ve severek yapıyorlar. Herkesin yüzünde tebessüm var. Kimsenin kızgın, somurtkan yüzünü görmedik.”

‘En büyük sorun ambargo’

En büyük sorunun Türkiye ve Güney Kürdistan tarafından uygulanan ambargolar olduğunu belirten Oruçoğlu, şunları kaydetti: “Ambargo yüzünden ürettikleri buğday ve rafine ettikleri petrolü resmi yolla satamıyorlar. Eğer bu ambargo olmasa hiç sıkıntıları olmayacak. Rojava’da özel mülkiyetin zamanla toplumsal mülkiyete dönüşmesi için de çalışmalar yürütülüyor. Devrim süreci emrivaki yürütülmüyor. Her kesimden insanı sürece katarak ilerliyorlar. Suriye devletini yıkmak değil, sistemi değiştirmek istediklerini söylüyorlar.”

‘Serêkaniyê Stalingrad gibi’

Gezdiği yerler arasında en çok Serêkaniyê’den etkilendiğini kaydeden Oruçoğlu, “Orası 1942-1943 Stalingrad’ına benziyor. Bombalanmayan, yıkılmayan tek bir ev kalmamış. Hiçbir olanağı olmayan Qamişlo’daki belediye başkanlarının nasıl çalıştığını, komünlerle halkın ihtiyaçlarını nasıl giderdiklerini de gördük” dedi.
Birçok projenin de devam ettiğini gördüklerini aktaran Oruçoğlu, özellikle dil çalışmalarına çok önem verildiğini kaydetti.
Program, Oruçoğlu’nun konuşması ardından soru-cevap bölümüyle devam etti.
Dr. İbrahim Oruçoğlu, Rojava izlenimlerini 3 Temmuz saat 10:00’da, Stêrk TV’de Baki Gül’ün sunduğu Aktüel programında da anlatacak.


GÜL GÜZEL/STUTTGART