- Kürt sorununun çözümünün tekrar siyasetin gündeminde olduğu bugün de darbe mekaniği pusuda bekliyor.
CİHAN DENİZ
Geçtiğimiz hafta 15 Temmuz idi. Hala tüm içeriğini bilemediğimiz, belki de asla bilemeyeceğimiz ama çok kabaca bir “darbe” girişimi olarak adlandırılan olayın yıl dönümü dolayısıyla Türkiye siyasetinde darbe gerçeği bir kez daha gündemdeydi.
Türkiye siyasi tarihi, sadece 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat ile sınırlı olmayacak şekilde demokrasiye, özgürlüklere darbeler tarihidir; farklı adlar ve farklı yollarla halkların iradesini yok sayan, halkların iradesine ipotek koyan vesayet rejimlerinin tarihidir. Dolayısıyla darbe, askeri bir müdahale olmanın ötesinde siyasete sınır koymanın, siyaseti belirlemenin, 28 Şubatçıların ifadesiyle siyasete “balans ayarı vermenin” yöntemidir. Bu anlamıyla da Türkiye siyasi tarihi boyunca sürekli işleyen bir mekaniğin adıdır.
Darbenin Türkiye siyasetinin değişmez bir gerçeği olarak bugünlere gelmesinin asıl nedenini, darbelerin aktörü ve öznesi askeriyeden ziyade, darbe gerçeği ve darbelere zemin hazırlayan zihniyetle asla yüzleşmeyen ve hesaplaşmayan sözde “sivil” siyasette aramak daha doğru olacaktır. Türkiye’de farklı adlar ile siyasi iktidara gelmiş sivil siyasetin en temel ortak özelliği, hepsinin de muhalefetken halklara özgürlük sloganıyla toplumun desteğini kazanıp bir kez koltuğa oturduğunda ise eski vaatlerini unutup önceki dönemi de aşacak şekilde baskıcı ve antidemokratik yönelimler içine girmiş olduğu gerçeğidir.
II. Abdülhamit’in baskıcı yönetimine karşı sadece Türk ve Müslüman değil, dönemin Osmanlı toplumunun geniş kesimlerinin de desteği ile başa geçen İttihat ve Terakki, çok kısa bir süre içinde, sonu modern tarihin ilk soykırımı ve en nihayetinde de bizzat Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılmasıyla gelecek bir baskı ve inkar rejimi kurmuştu.
Benzer şekilde tek parti rejimine karşı “yeter söz milletin sloganı” toplumun desteğini alan Demokrat Parti de mevcut anlayışla hesaplaşmak yerine, kendi baskıcı rejimini inşa etmeyi tercih etmişti.
Bugün de aslında çok farklı bir hikâye ile karşı karşıya değiliz. Farklı aktörlerle sahnelenmeye devam eden oyunun yeni bir bölümünü izliyoruz sadece.
Buna bağlı olarak, bir türlü demokrasiyi, hak ve özgürlükleri, toplumsal adalet anlayışını pekiştirecek; sadece kendi inancını, kendi kimliğini değil, toplum içindeki tüm farklı kimlikleri, inançları zenginlik olarak görecek bir anlayış hakim olmadığı için darbe, Türkiye siyasetinin değişmez bir mekaniği olagelmiştir. Demokrasinin yokluğu, darbelerin toplumsal taleplerin bastırılmasında bir araç olarak var olmasını sağladığı gibi, aynı zamanda seçimle gelen hükümetleri kendini devletin gerçek ve yegane sahibi olarak gören devlet aygıtının çizdiği sınırlar içinde kalmasını sağlamaktadır.
Kürt sorunu karşısındaki inkar ve çözümsüzlük siyaseti de darbe mekaniğinin sürekli gündemde kalmasını sağlayan faktörlerin en önemlisidir. İnkar ve tekçi anlayış, her daim darbelerin en önemli ideolojik meşruiyet kaynağıdır. Kürt halkının haklı talepleri toplumdaki milliyetçi hassasiyetler kaşınarak ve bir bölünme paranoyası yaratılarak darbelere darbe mekaniğini besleyen ve meşrulaştıran bir faktör olmaktadır.
Dolayısıyla Kürt sorununun çözümsüz kalması, sistemi kitlediği gibi bir darbe mekaniğini de tetiklemektedir. İnkar, tekçilik ve çözümsüzlük ısrarı, son noktada sistemin kendi inkarı ve çözülmesi anlamına gelecek şekilde bir darbeye yol açmaktadır. Bunu akılda tutarak şunu soralım; 15 Temmuz’da meydana gelen olayı, adına ne denilirse denilsin, Kürt sorunundaki çözümsüzlük ısrarından bağımsız düşünmenin imkanı var mı? Veya soruyu tersten soralım; eğer Dolmabahçe’de varılan mutabakat hayata geçirilmiş olsaydı, yani Kürt sorunu, Türkiye’nin genel demokrasi ve özgürlük sorunları ile beraber çözülebilmiş olsaydı 15 Temmuz’da yaşananlar yine de yaşanır mıydı? Dolmabahçe’deki masa devrilmeseydi, binlerce cana mal olan bir şiddet sarmalına Türkiye sürüklenmemiş olsaydı 15 Temmuz’da bir darbe girişimi yine de yaşanır mıydı?
Eğer Türkiye Kürt sorununu çözme iradesini göstermiş olsaydı 15 Temmuz’da bir darbe girişimi yaşanmazdı. Kürt sorununun çözümünün tekrar siyasetin gündeminde olduğu bugün de darbe mekaniği pusuda beklemektedir.
Öyleyse tam da bir darbe girişimin yıl dönümünde, eğer yeni darbeler istenmiyorsa bunun tek yolu her türlü darbe anlayışının filizlendiği tekçi ve inkarcı anlayışla hesaplaşmaktan geçmektedir. Bu ise ancak Kürt sorununun çözümü ve de cumhuriyetin demokrasiyle buluşmasını sağlamakla mümkündür. Bu yapılmadığı sürece, yani Kürt sorununun çözümü ertelendiği sürece darbe, Türkiye siyasetinin bir gerçekliği olarak varlığını sürdürecektir.