Devletin, vatandaşlarına karşı işlediği bütün suçların üstünün “devlet sırrıdır, açıklanamaz” bahanesiyle örtülmesi, ülkemizde alışıldık bir durum haline geldi.
Bu böyle olunca, ister istemez ‘legal ve meşru bir devletin halkına karşı sırrı olur mu?’ sorusu geliyor akıllara.
Demokratik temayüller ve adil bir düzenin hakim olduğu bir devletin de “dış mihraklara” karşı sırları olabileceğini varsayalım.
Peki adaletin tecellisi için tarafsız olması şart olan yargıdan, devletin “sır”dır diye delil saklaması normal midir? Hele ki o devlet, parlamenter sisteme dayalı cumhuriyet rejimiyle yönetiliyor ve ‘halkın iradesinin iktidar’ olduğunu iddia ediyorsa.
Bugüne kadar derin devletin halklara karşı işlediği akıl almaz suçlar, örtülü ödeneklerle finanse edilip desteklenirken, muhaliflerin itirazları “devlet sırrı” gerekçesiyle bastırıldı. Sözüm ona halkın iradesinin hakim olduğu bir iktidardan, aynı halkın hiçbir şekilde hesap soramayacağı anlaşıldı.
Devletler yapıları gereği, halka rağmen halklar üstü kurumsal mekanizmalarla işletilirler. Bu mekanizmaların aksaklık göstermeden işleyebilmesi için devletler, ellerindeki iktidarı, halklara karşı şiddet yöntemlerine dönüştürerek, egemenliklerinin devamlılığını garantiye almaya çalışırlar. Türkiye tarihinde bunun sayısız örnekleri vardır.
Zaman zaman devletin, halklara karşı işlediği suçları, yarım ağız ifadelerle itiraf ettiği olmuştur; Dersim Tertelesi’nde olduğu gibi.
Zaman zaman da koca bir ülke tarihine yayılan yalanlarla, devletin işlediği suç inkar edilir, gerçekler çarpıtılarak tekrarlanıp durulur; 1915 Ermeni Tehciri meselesinde olduğu gibi.
Yani bu iki katliamda örneğinde olduğu gibi, devletin vatandaşına karşı işlediği suçları kabul edip etmemesi, devlet içindeki güçlerin çatışmaları ve çıkar hesaplarına göre değişiklik gösterebiliyor.
Egemenlerin bu konudaki tutarsızlıkları, o kadar olağan bir hal aldı ki çoğu insan, artık bu durumu yadırgamıyor bile.
Ama son zamanlarda iktidarın, adı “eski devrimci” ancak kendisi tamamıyla “yeni statükocu” olan yazar-çizer takımından birkaç ismi yanına alarak yaptığı bazı açıklamalar, cidden dudak uçuklatan cinsten!
Özellikle, 1 Mayıs 1977’deki kitle katliamını sol-devrimci gruplara mal etmeye kalkmak ve bunu iğreti argümanlarla ispatlamaya çalışmak, korkutucu olmaktan öte, tehlikeli bir siyasetin de ipuçlarıdır.
Solcu-devrimci kisvesi altında bir “devrim sırrı” veriyormuş edasıyla, sol gruplar arasında var olan çelişki ve çatışmaları bir katliamın gerekçesi ve hatta faili olarak göstermek, böylelikle de devletin katliamını ört-bas etmek bir insanlık suçudur.
Devlet ve iktidar şakşakçısı haline gelmiş bu birkaç“eski solcunun” söz konusu açıklamalarını izleyecek demeçleri, tahmin etmek zor olmasa gerek.
Ülke tarihindeki bütün katliamlar, hep yüce devleti yıpratmak ve kötülemek için örgütlenen iç mihrakların işidir, devlet her zaman masumdur, ak-paktır.
Biliyorsunuz; 1915’te Ermeniler büyük bir refah içinde yaşarken, aşırı huzurdan canları sıkıldı, birbirilerine saldırdılar, birbirilerini zorla göç ettirdiler. Hatta rahat o kadar battı ki onlara, Müslümanlara ve Türklere de yönelerek onları da katlettiler. Zaten 1938’de Dersim’de yaşananlar da aşağı yukarı aynı durumun başka bir versiyonudur.
Çorum’da, Maraş’ta, Sivas’ta da Aleviler birbirilerini katlettiler, kendilerini yaktılar. Maraş’ta hamile kadınlar, karınlarını süngüyle deşerek bebeklerinin gözlerini oydular; hep devleti yıpratmak için.
Erdal Eren, yaşını büyüttürüp kendi kendini astı. Sırf devleti kötülemek istediğinden. Denizler de öyle, idam kararlarını kendileri verdiler.
Devletin nezarethanelerinde, gözaltında yapılan işkenceler de hep bu sol-devrimci-muhalif anarşistlerin işidir. Kendilerini Filistin askılarına asıyorlar, sırf devleti ekonomik zarara uğratmak için üstüne bir de kendi kendilerine elektrik veriyorlar. Elektrik israfı had safhada. Çoğunun da Emniyetin bodrum katlarından atlayarak, intihar ettiklerini bilmeyen kalmadı.
Daha dün ortaya atılan, sütten zehirlenme meselesi de hep o terörist kafalı çocukların işi. Çocukların anatomik-biyolojik yapıları o denli devlet karşıtı şekillenmiş ki, devletin dağıttığı sütlere karşı mideleri hassasiyet gösteriyor. Süte karşı siyasi bir alerjik reaksiyon gösteren çocuklar olarak, dünya tıp tarihine geçecekler zaten.
Roboskî’de derseniz; orada da devletlimizin rahatça anti-propagandasını yapmak için Kürtler, kendilerini ve birbirilerini havadan attıkları bombalarla katletmişlerdir.
Muhalifler, solcular, öğrenciler hak arayacağız diye sokaklara dökülüyorlar, polisimizi kötülemek için de kendilerini copluyorlar, birbirilerine biber gazı sıkıyorlar.
Dediğim gibi bu ülkede bütün kötülükler, devleti yıpratmak üzere teşekkül eden, iç mihrakların işidir. Zira devlet katliam yapmaz!?
Devrim sırrı