Diyalektik ve tarihsel materyalizm, sınıf-lar, ulus-lar mücadelesinde iz bırakarak yolumuzu aydınlatan, son derece saygıya değer önemli somut ve nesnel gerçekliklerle dolu olduğunu gösteriyor. Bugünde ezilen ve sömürülenlerin özellikle de Hindistan, Nepal, Türkiye, Kürdistan ve Ortadoğu düzleminde Kürt ulusal mücadelesinin tarih yaratan gerçekliği, bizlere önemli öğretici dersler bırakarak ilerleyişini sürdürmüyor mu?

Tarihe ve toplumlara iz bırakanlara ilişkin genellikle fiziksel olarak aramızdan ayrıldıktan sonra, not düştüğümüzü vurgulamadan geçemeyiz. Bu yönüyle daha aramızdan fiziksel olarak ayrılmadan, tarihsel izler bırakarak ilerleyen güncel gelişmelerin ayırıcı özelliklerini de vurgulamak isteriz. Bu temelde Cizre, Sur, Nusaybin vd direnişlerin güncelimizdeki önem ve derslerini burada tartışmaya yer bırakmayacak düzeyde olduğunu belirtmeden geçemeyiz. Halkımızın, faşizme karşı direniş ve mücadelelerindeki önemi yeterince kavramak ve bu bilinçten asla geriye düşmeden devrimci mücadele ve savaşı sürdürmek zorundayız.

Her ne kadar yaşadıkları süreçlerde öne çıkıp belirgin özellikleriyle kendini belli yönleriyle gösterseler de, genellikle bedenen öldükten sonra iz bırakıldığı söylenebilir. Sınıf-lar mücadelesi tarihinde Amazonlardan tutalım da Spartaküslere, Şeyh Bedreddinlerden Thomas Münsterlerler, Celalilerden Baba İshaklara, Ağrı, Zilan, Dersim, Koçgirilerden Çakırcalı, İnce Memed, Karayılanlara, Suphi, Deniz, Mahir, Mazlumlardan İbrahimlere, Paris Komününden 17 Ekim, oradan Çin Demokratik Halk Devrimi ve akabindeki Büyük Proleter Kültür Devrimi(BPKD)’ne, 15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişlerinden 1 Mayıs Harbiye Direnişi, Gezi-Haziran Ayaklanması ve 6-8 Ekim Serhildanları, Kobanê zaferi vd’lerine kadar tarihde iz bırakan nice büyük direniş ve mücadeleler, engin tecrübe ve birikimlerle doludur.

Marks’tan Engels’e, Lenin, Stalin ve Mao’lara, Rosa’lardan Clara’lara, Meral’lerden Barbara’lara, Sabahat’lerden Beritan’lara, Berna’lardan Arin Mirkan’lara, Stalingrad’lardan Bastil’lere, Kobanê’lerden Rojava’lara, Süleyman’lardan Agit’lere, Baran Dersim’lerden Şahin’lere, Zeki Şengali’lerden Atakan Mahir’lere ve daha nicelerimize uzanan meşakkatli ve bir o kadar onurla tarihimizde bayraklaşanlar, öncüllerimiz olarak yolumuzu aydınlatmaya devam ediyor.

Tarihimizin yukarıdaki büyük ve engin tecrübe ve birikimleriyle olumlu öğretmenlerinin tam tersi olarak, olumsuz öğretmenlerde kötü izler ve hatta olumlu anlamda anılmaya hiç bir değeri olmayanlarda oldukça fazladır. Hiç kuşkusuz ki, onları da yaratan objektif verili nesnel koşulları anlamaya ve kavramaya çalışırken, cereyana göğüs geremeyerek feodal ve burjuva ideoloji ve çizgilerden kopamayan, bilinçleri ve pratikleriyle ihanetlerinin sonucu olarak kara bir leke diyebileceğimiz alınlarına yazılı olan, bir sinek kadar değeri olmayanlarda gelip geçmiştir. O ünlü sözleri bir kere daha hatırlatırsak “kimi ölümlerin hiç bir hükmü ve değeri olmazken, kimi ölümlerinse Tay dağı kadar yüce olduğu” doğru ve yerinde bir çıkarsamadır. Nice ölümler ve yaşamlar görülmüştür ki gerçekten bir ihtişam içinde gıpta ile özenilen, bir o kadar saf ve bir o kadar çocuksu, temiz ve hiç farklı yoruma yer bırakmayacak şekilde açık, anlaşılır ve onurla ölüme koşan ve ölümü kucaklarcasına yenenler, az değildir tarihimizde.

İnatla ve ısrarla

devrimci hamleler…

Bir insanın doğup büyüdüğü, gençlik ve olgunluk yılları boyunca yaşadığı, adeta ele avuca sığmayan nerdeyse hiç bir değeri olmayacak süreçlerdeki düşünce ve pratikleriyle kum tanecikleriyle kurdukları kaleleri, küçük bir dalgayla kıyıya vuran tuzla buz olan durumları karşısında gerçekten, son derece sarih bir içerikle nitelikli iz bırakanlarda olmuştur. Tarihe altın harflerle iz bırakanlar olarak, en başta tarihin biricik ve ana öznesi olarak gerçek yaratıcıları olan halk kitleleri olduğu gerçekliğini öncelikle belirtmeliyiz. Tarihin biricik devindirici gücü olarak gerçek yaratıcı ve önü alınamaz bir sel gibi halk kitlelerinin gücü olmaksızın tarihin tekerleğinin döndürülemediği- döndürülemeyeceği, yüzyıllarca yaşanan somut ve nesnel gerçek pratiklerle sabittir.

Tarihi gerçeklikler, ezilen kitlelerin desteği ve katılımı, bizzat süreçlerin öznesi olmaksızın, ciddi bir ilerleme ve gelişmenin ya da belirgin bir kazanımın elde edilemediği ya da edilemeyeceğini göstermiştir. Bu eksende yakın tarihimizde de görüldüğü gibi kitlelerin belirli bir bölümünü ya da hedeflenen ezilen kitlelerin belirli bir kısmını arkasına alamayan, içerisinde örgütleyemeyen hareketlerin nasıl da darlaştıkları, kimilerinin ise tarihte ve geride kalarak ortadan kalktıklarını görüyoruz. Bunun yanında kitlelerin belli bir bölümünün desteğini alan ya da örgütleyenlerin ise ayakta kaldıkları ve hatta önemli başarılar ve kazanımlara imza attıklarına tanık oluyoruz. Yakın tarihimizden bugüne Kürt ulusal hareketleri içerisinde ismini sayabileceğimiz birçok örgütlenme ve hareketin, sadece tabela partileri olarak ya da ortadan kalktıkları bir gerçeklikken, PKK’nin manifesto ve tarihsel nitel çıkışıyla birlikte, mücadelede önemli ve maddi bir güce dönüşerek varlığını sürdürdüğü ve hatta içerisinden geçtiğimiz süreçte gündem belirleyen bir özne haline geldiğini vurgulamadan geçemeyiz.

Hiç kuşkusuz ki bunun en başta gelen nedeni ezilen Kürt ulusu gerçeğini ve Kürt kitlelerini örgütleyerek tarihi hamlelerle devrimci savaşım yürüterek elde etmesi ve değerler yaratmasıdır. Bu temelde de Kürt ulusal gerillasının ve Kuzey Kürdistan özgülünde başlatarak son derece haklı ve meşru devrimci ulusal savaşının stratejik yol açıcılığı düzleminde yakalanan seviye ve yarattığı tarihi başarı ve hiç kimsenin reddedemeyeceği önemli kazanımsal gelişmelerdir. Ve yine yakın tarihimize kadar peş peşe gerilla savaşındaki hamlelerle yaratılan değerler ve kitlelerdeki etkisini kim görmezlikten gelebilir ki? Tabi önceki süreçlerdeki Deniz, Mahir, İbrahim ve Mazlumların oldukça kısıtlı olanak ve koşullara rağmen, inatla ve ısrarla devrimci hamleleri ve tarihi mücadelelerinin çok geçmeden yarattığı etkiyi kim inkar edebilir ki?

Tarihi direniş ve eylemler

yol açıyor

15-16 Büyük İşçi Direnişini, Gezi-Haziran ayaklanmasını, 6-8 Ekim Serhildanını, Şengal’den Kobanê’ye etkilerini hep birlikte yaşadık ve gördük. Kitlesel temeldeki radikal militan direniş ve mücadelelerin büyük etkisi ve derslerini kim inkar edebilir ki? Kitlelerin kendiliğinden bile olsa kabaran öfkesi ve isyanının nelere kadir olduğunu, tarihi direniş ve eylemleriyle gördük.

Demek ki bireylerden başlayarak grup, çevre, hareket ve partilerin tarih de iz bırakması, öyle basit, keyfi ve lafla olmuyor. Ve özellikle kitlelerin aklıyla oynarcasına özel mülkiyet dünyası ve sisteminin savunucusu burjuva iktidar ve diktatörlüklerin hiç de hesap edemeyecekleri derecede, kitlelerin kabaran öfkesinin nelere kadir olduğunu önemsemeyenlerin akıbeti içler acısı durumunu bir düşünün. Demek ki bizzat hedefe kilitlenme ve cansiperane bir kararlaşma ve mücadeleyle iz bırakılıyor. Ezen ezilen, sömüren sömürülen düzlemindeki oldukça çeşitli özgünlükleri de barındıran çelişki ve mücadelelerde, sadece durum tahliliyle yetinip, pratik de bunun gereklerini yeterince yerine getir-e-meyenlerin büyük bir sorumsuzluk ve temsiliyetsizlik içerisinde oldukları bilinmelidir. O halde bir yanıyla ideolojik ve siyasi seviyemizi sürekli yükseltmeye çalışırken, bunun teorik kalmaması bağlamında diğer yanıyla da pratik görevler ve sorumluklar yerine getirilmelidir ki bir karşılığı ve kazanımı olsun. Yoksa sürekli söyle, çağır, lafzını et vs esas da hiç bir etki ve iz bırakmadığı doğru kavranmalıdır. Ve artık pratik temsiliyet için görevlerimize, pratik de sahip çıkmamız gerektiği açıktır.

Ekonomik, demokratik, meşru, haklı ve devrimci savaşta bende varım, bizde varız diyecek yaşamı anlamlandırmak kadar güzel bir duygu ve onurlu bayraklaşma gibi değerli bir durum yaratmalıyız. Bir bireyden tutalım da grup ve hareketin ve de partinin ayakta kalması ve kalıcı etkiler, başarılar ve kazanımlar elde etmesi için, kendi içerisinde sağlam ve güçlü bir iradeye sahip olması gerekirken, yaşam ve mücadele pratiğinin bütünü içerisinde uygun ve doğru bir konumlanma ve işlevsellik içerisinde olunması gerektiği gayet anlaşılır bir durumdur. Bir grup ve hareketin varlık yokluğundan tutalım da, asgari ve azami toplum projelerine doğru ilerlemesi ve bunlara doğru kitleselleşerek zaferler elde etmesi için, kendi çalışma ve mücadele alanlarımızda özneleşerek öncüleşme ve  önderleşmemiz gerektiği son derece önemli bir yönelimi oluşturmaktadır. Bu durumu, öylesine ifade ettiğimiz vurgular olarak algılamamamız ve de kavramamamız gerektiği bilinmelidir. Bu temelde bir bilinçle çalışma ve mücadele alanlarında an’daki görev ve sorumluluklarımıza, pratik temsiliyetlerle sahip çıkmamız elzemdir. Yarın, başka bir gün, sonra ve diğer günlerde değil, şimdiden pratik görevlerimizle niteliksel anlam kazandırarak içerisinden geçtiğimiz sürece izlerimizi bırakalım.

Birleşik devrimci savaşımızı

yükseltmeliyiz

Sözün özü tarihin fırtınalı ve bulanıklıkları içerisinde toz olup gitmemek ve yitmemek için teorik ve pratik, ideolojik, politik, örgütsel, askeri ve kültürel olarak, nitelikli izler bırakarak, güne doğru anlayış ve eylemsel çizgi ve pratiklerimizle cevap olabilirken, gelecek kuşaklara da doğru ve uygun zeminler üzerinden yükselmeleri için gereken nitelikli temsiliyeti yerine getirebilmeliyiz. Umutsuzluğa ve karamsarlığa kapılmaya hiç ama hiç gerek yok. Doğru ve tarihsel, somut ve nesnel gerçeklikler bizlerden yanadır ve böylesi devrimci gerçekler üzerinden yükselerek ilerlememiz için, son derece güçlü ve doğru zeminlere sahibiz. Karşı-devrimci faşist zora karşı, devrimci savaş zorunun yarattığı direniş ve mücadele mevzileriyle, ezilen ve sömürülen kitleler içerisine dalarak sağlam ve yeşermeye hazır tohumlar olmalıyız. Zira halk kitleleri tava gelmiş toprağa benzer. Biz ilerici, demokrat, yurtsever, devrimci, sosyalist ve komünistler de böylesi tava gelen toprak üzerinde, sağlam ve yeşermeye hazır tohumlar olarak serpilip büyüyen öncü şehitlerimize uygun düzeyde pratik içerisinde olmalıyız. Tarihten bugüne birikerek gelen özel mülkiyet dünyası ve sistemlerini, tarihsel kökleri ve tüm hücreleriyle devrimci savaşımızla alt etmek için, merkezi görev bağlamında birleşik devrimci savaşımızı yükselerek geliştirelim.   

Bütün alanların uyumlu diyalektik birliği temelinde an’daki asgari devrimci savaşı geliştirirken, mücadelenin her bir alanı ve parçasında radikal militan devrimci mücadeleleri de asla küçümsemeden birleşik devrimci savaşımıza kanalize edelim. İçerisinden geçtiğimiz süreçte tarihsel nitelikli iz-ler bırakmak için, görev ve sorumluluklarımıza, her zamankinden daha fazla sarılarak sahip çıkmalı ve her alanda pratik politikalarla kitleselleşerek, halklaşmalıyız. Birleşik devrimci savaşımızla AKP-MHP faşizmini alaşağı ederek, içerisinden geçtiğimiz aktüel sürece tarihsel izler bırakmak için, tam bir seferberlik ruhuyla eylemsel hale gelmeliyiz.