
Fakat yine de gönül rahatlığıyla şu vurgu yapılabilir: Meleğin Mısraları’nın yazarı Kürt edebiyatının; dolayısıyla Kürt dilinin önde gelen emekçilerinden biri olsa da, kaleme aldığı satırlar, benzetme, tasvir ve yorumlarıyla piyasada milyonlarca satan popüler Türk edebiyatçılarından daha nitelikli, Türkçe’ye daha hakim, mükemmel bir eser yaratmış.
Meleğin Mısraları kimi bölümlerinde bir destan, kimi bölümlerinde “kan-ı revan”, kimi bölümlerinde ise “dev-i devran” niteliğinde sarsıcı sözler, billurlaşmış cümlelerle çıkar karşımıza. 1990’lı yılların acımasız savaş şartlarında, kentlerin varoşlarında mücadele yürüten devrimci yüreklerin özlemlerini, arzularını, aşklarını, geleceğe dair beklentilerini, o günün şartlarında tahlil ederek aktarır.
Acı kadar neşe
Dostoyevski, “Karamazov Kardeşler” adlı romanında “Acı olmazsa, hayatın bir anlamı olmazdı. Böylesi bir hayat, olsa olsa tanrıya sonsuz bir şükür ve minnet duygusundan ibaret olurdu” demektedir. Meleğin Mısraları’nın yazarı bunu biliyormuş gibi davranarak, bize acıyı son kertesine kadar yaşatır ki, tanrıya sonsuz bir şükran borcunda olmayalım diye.
Kitapta salt acılar mı var? Elbette hayır! Örneğin henüz kitabın birinci bölümünün ortalarında Mustafa ile birlikte bir restoranda oturup yemek yemeleri hayli neşeli bir dille anlatılır. Metin’in restoranda yıllar sonra gördüğü bira, şarap ve votkayı yudumlama arzusuyla çalışma arkadaşı Mustafa’ya imalı sözlerle yüklenmesi, onu da kendi arzularına teşvik etmesi bir romanda nadir rastlanacak türden anekdotları barındırıyor. İşte bu yüzden “Meleğin Mısraları” acılarımız kadar, kederli neşelerimizi de damıtır kaleminden.
Anılar gün yüzüne çıkıyor
Bu kitabı eline ilk defa alıp okuyanlara şöyle bir tavsiyede bulunabilirim: Meleğin Mısraları, içerik olarak, bir yandan mücadele içerisindeki zorlukları, bir yandan da karşı güçlerin üzerimizdeki baskısını yalın bir dille anlatan bir kitap. Bu tür anlatı ve anıların gün yüzüne çıkması; hem hareketimizin hangi zorluklarla bu güne geldiğini, hem de yeni neslin gerçekleri okuyup kavramasını sağlar. Ayrıcı “Meleğin Mısraları”, mücadelemizin içinde geçen gerçek bir aşkın nasıl olması, yaşanması gerektiğini de açık bir dille okuyucuya aktarır.
Her biri ayrı ayrı 17 bölümden oluşan kitap, zindan tarihimizde yazılmış nadir örneklerden. “Meleğin Mısraları”nda; aşktan iradeye, sevinçten hüzne, korkudan zulme, dertten kedere, binbir zorluktan daha sayamayacağım nice insani hikayelerin özü var. Ayrıca yazarın bölümler arasında kurduğu ustaca bağlantı, okuyucunun kitabı anlamasına büyük katkı sunuyor.
Umarım “Meleğin Mısraları”nın yazarı Mahmut Baran, yeni çalışmalarıyla (ama bu kez kendi anadiliyle) tekrar karşımıza çıkar; yıllarca biriktirdiği anılarını, o ustaca kalemiyle, akıcı üslubu, bağlayıcı konu örgüsü ve karşılıklı anekdotlarıyla bize aktarmaya devam eder.
ORHAN ÇAÇAN / Siirt E Tipi Cezaevi