Devrimcilere cevap olmak

Forum Haberleri —

8 Ağustos 2022 Pazartesi - 09:30

.

.

  • Zulmedenler ne kadar güçlü olurlarsa olsun, ayakkabı kutuları, hesap makineleri ne kadar yığılırsa yığılsın onları yenecek inançlı, kararlı gücümüzle seferber olmalıyız.

ALİ DAĞDEVİREN
Bizim kuşak yarım yüzyıldan fazladır öyle veya böyle siyasetin içindedir. Çocukluğumuzdan başlarsak ilk siyasi(!) terbiyeyi “Allah/Hak/Muhammed devletimize zeval vermesin! devletimizin kılıcı keskin olsun!” diyen yaşlılarımızdan, zamanının pirlerinden, dedelerden, hacılardan, hocalardan aldık. Öyle terbiyeli(!) yetiştik ki yaşamımızın her alanında zulmeden zalim, zorba devletin zaptiyelerinin bir camını dahi kırmadık. Zalim devletin uslu çocukları olduk!

Ancak bir camına dahi dokunulmayan “Ceberut devlet baba!” kuruluşundan beri kendi bekası için tehlikeli bulduğu ve ortak düşman ilan ettiği 3K (Komünist, Kürt ve Kızılbaş) katliamlarına ara vermeden günümüze dek devam etti, ediyor. 
1919’da Koçgiri, 1925’te Şex Sait, 1937’de Dersim, 1 Mayıs 1977 Taksim, Maraş ve Malatya (17 Nisan 1978) katliamları, 7 TİP’linin katledilmesi, Çorum, Sivas katliamları, Bayram Paşa Cezaevi, Davutpaşa işçi katliamı, Nurhak, Kızıldere, 6 Mayıs infazları, Gazi, Madımak, Roboski, Soma, Gezi!.. 

Savcı Doğan Öz, Doçent Bedrettin Cömert, sakat bırakılan Server Tanilli, Bahriye Üçok, Muammer Aksoy, Kemal Türkler, Gazeteci Abdi İpekçi, Uğur Mumcu, Musa Anter, Vedat Aydın, Yılmaz Güney, Ahmet Kaya…

Değişik karelerde de olsa tüm genelkurmay başkanları, Türkeş ve onun faşist mangaları Bozkurtlar, “Bana sağcılar ve milliyetçiler cinayet işliyor dedirtemezsiniz!” diyen Demirel, CHP’li Ecevit, Müslüman Erbakan, Amerika’dan ithal dişi canavar Tansu Çiller, Mesut Yılmaz ve günümüzde de Tayyip Erdoğan, Devlet Bahçeli ve katliamcı devletin soyluları soysuzları bu korkunç filmin rol alanlarıdır! Bunlar Erdal Eren isyanını sürdüren çocuklar ve Ethem Sarısülük’ten Berkin Elvan ve Roboski çocuklarına dek işlenen günümüz cinayetlerinin farklı yüzleridir!

Bu yüzlerden, kanla beslenen Devlet Bahçeli ile tek vatan, tek millet, tek bayrak yarışına oynayan Tayyip Erdoğan sandık hileleri ve muhalefetin zavallılığı neticesi diktatörlüğünü halka  onaylatarak(!) saraya oturdu. Sözde onun önünü kesmeğe çalışan CHP, katliamcı, kan emici gelenekten beslenerek günümüze gelen kurtçulara sığınarak onların gönül adayı Ekmeleddin İhsanoğlu’nu ortak aday gösterdi. Elbette bu CHP’nin ilk sığınması da değildi. Mahalli seçimlerde de Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı için MHP’li Mansur Yavaş’ı aday göstermekle kalmamış genel başkan Tuncelili Kemal de kurtçulara kucak açarak onları Bozkurt selamıyla bağrına basmıştı!

Şimdi de kendimize yani sosyalistlere, demokratlara, devrimcilere, komünistlere başta Aleviler, Bektaşiler olmak üzere ilerici olan ve öyle geçinen kesime gelelim: Yukarıda özetlemeğe çalıştığımız katliamların yıl dönümlerinde sokaklara çıkarız, elimizde büyük pankartlar! En büyüğü ve etkili olanı da havaya sıkılmış yumrukların taşıdığı  “Dersim’i, Maraş’ı, Madımak’ı, Taksim’i, Gazi’yi, Gezi’yi… Unutmadık! Unutmayacağız! Hesabını soracağız!” olanlarıdır! Böylece öfkemizi dışarı salarak katliamı unutmadığımızı göstermeğe çalışırız. Aslında sorduğumuz hiç bir hesap olmadı. Gerçek bir hesap sorulsaydı bu katliamlar böylesine zincirleme bir şekilde günümüze dek gelmezdi.

Elbette kısa ama onurlu ömürlerine rağmen hesap soranlar da oldu! Denizler, Mahirler, İbrahimler, Türkiye / Kürdistan / Amed Zindan Direnişçileri yaşamları pahasına sistemi sorgulayarak mahkum etti. Fatura çıkarmayı da ardıllarına devretti. Kürt Özgürlük Hareketi işte o kahramanlara bağlılığın gereği bu soylu direnişi sonsuzlaştırdı…

Ancak M. Suphilerin, Denizlerin, Mahirlerin, İboların arkasından yola çıkanların bir kısmı çürüdü, bir kısmı yoruldu, bir kısmı yol kenarına bırakılan yemişlere takıldı, bir kısmı rahat yaşamın ve bol kazanmanın yollarını aradı! Bir kısmı ortalıklarda parsa topladı. Milletvekili, bakan, müdür, memur, oldu. Bir kısmı da çene çalıştırmaktan ileri gidemedi. 

Kızılbaşlar, Aleviler, Bektaşiler ise Pir Sultan Abdal’ın  “Kadılar, müftüler, fetva yazarsa, İşte boynum, İşte kement asarsa, İşte sinem, işte hançer keserse, dönen dönsün, ben dönmezem yolumdan!” zalimlere isyanı olan direnişine sarıldı ama hiçbir zaman ipi göze almadı, alamadı. İp bir yana katilin peşine takılanlar oluyor! Kesik başıyla Yezid’in yüzüne tüküren Hz. Hüseyin gibi ondan daha zalim olan günümüz katliamcılarının yüzüne tükürmediler bile. Dikene el sürmekten uzak durdular.

Yakın günlerde olmasa da yapılması beklenen seçimle önümüze hesap sorma şansı geliyor. Bir yanda cins, ırk, inanç ayırımcıları, inkarcılar, imhacılar, katliamcılar ve emek sömürenlerin çizgisi, diğer yanda halkların, inançların, dillerin, renklerin, cinslerin ve emek sahiplerinin birlikte bir arada, N. Hikmet’in “Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşcesine!..” cevap olan M. Suphiler’in, Denizler’in, Mahirlerin, İbrahimler’in, Egîdler’in ve Pir Sultan’ın öldürülemeyen, yenilemeyen, teslim alınamayan özgürlük, eşitlik ve devrim sevdası çizgisi.

Artık bu yalan, dolan, talan çarkını kırmak mazlumların boynuna borç olmuştur. Bu borcu erteleyerek çocuklarımıza acı bir miras bırakmanın utancından kurtulmalıyız. 

Zulmedenler ne kadar güçlü olurlarsa olsun, ayakkabı kutuları, hesap makineleri ne kadar yığılırsa yığılsın onları yenecek inançlı, kararlı gücümüzle seferber olmalıyız. Onları, o hileli, şaibeli sandıklarına muhakkak ama muhakkak gömmeliyiz!

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.