ERKAN GÜLBAHÇE / STRASBOURG


Susana Isabel Macedo Gomes (33), Lizbon Portekiz S.O.S Yardım Derneği’nde ırkçılığa karşı mücadele yürüten bir aktivist. Master öğrenimi için gittiği Türkiye’de Kürtlerle tanışmış. Kürtlerle ilgili hazırladığı tezini Türkiye ve Portekiz’deki üniversitelere kabul ettirmek için üç defa değiştirmek zorunda kalmış. Binbir zorlukla kabul ettirdiği tezi ardından “Kürtler için zorluklar yaşadım, Kürtler için savaştım, bundan sonra ben de bir Kürt olarak yaşayacağım” demiş ve Lizbon’da Kürt Portekiz Jiyan Derneği kurmuş. Susana Isabel Macedo Gomes ile yaşamını, halen yöneticiliğini üstlendiği Kürt Portekiz Jiyan Derneği’nin çalışmalarını, Portekiz halkının Kürtlere ve Kürt Kadın Özgürlük Mücadelesine bakışını konuştuk. 


Biraz kendinizden bahseder misiniz? 

Şanslı bir ailenin çocuğu olarak doğdum. Karavanımız vardı, çocukluğumun bir bölümü bu karavanada geçti. Bu karavanayla Avrupa’nın tamamını dolaştık diyebilirim. Avrupa’yı dolaşırken çok kültürlü toplumlarla tanıştım. Çok kültürlülüğü, insanlarla ilişkilenmeyi, sosyal hayatı, diğer halkların kültürlerini, dillerini tanımayı daha küçük yaşlarda öğrendim. Bunun avantajları çoktu, okul arkadaşlarımın görüp bilmediği şeyleri biliyordum. Karavana sayesinde biraz da hak ve haksızlığın ayırdına vardım. Bütün bunlar hayatımın ve düşüncelerimin şekillenmesinde muazzam katkı sağladı. 


Kürtlerle nasıl tanıştınız?

2013 yılında Lizbon’da antropoloji ve insan hakları üzerine master yapıyordum. Okul programından memnun kalmadım, ders veren profesörün konuya tam hâkim olmadığı kanaatindeydim. Bu nedenle insan hakları ve sosyal hareketler üzerine ilginç bir ülkeye gidip oradan devam etmek istedim. O sırada ‘Gezi Direnişleri’ vardı, bunun için Türkiye’ye gitmeye karar verdim. Burslu olarak İstanbul’a gittim ama  anlaşamayınca, Gezi olaylarını ve Kürdistan’da yaşananları incelemek için Ankara’ya gittim. Ankara’da bir hayal kırıklığı yaşadım. Ankara tamamen militarize edilmişti. Her yer tanklarla kuşatılmıştı ve her şey kısıtlıydı. Böyle bir çalışma yapmak imkânsız gibiydi. Portekiz’de iken Kürtlerle bu kadar kolay tanışabileceğimi tahmin edememiştim. Ankara’daki Araştırma Merkezi’nde çalışmalara başladığımda gördüm ki meslektaşlarımdan tutun komşularıma kadar hepsi Kürt. Çoğu 1990’lardaki savaşın kurbanlarıydı. 


Çalışmanızı başlatabildiniz mi?

Çalıştığım merkezin sahipleri Gezi olayları ve Kürt gerçeği üzerine çalışma yapmamı istemiyordu; “başına kötü şeyler gelebilir” diyor, caydırmanın tüm yollarını deniyorlardı. Onlara bu amaçla buraya geldiğimi ve çalışmayı yapacağımı söyledim. Şovenist değillerdi ama endişeliydiler. Sonradan fark ettim ki hükümetten çekiniyorlardı. Şimdi o araştırma merkezinin kapatıldığını öğrendim. Demek ki korku işe yaramamış. 

Kimse bana yardımcı olmuyordu. Yardımcı olması gerekenler korkuyordu. Ama böyle bir çalışmayı canı gönülden istiyordum. 90’lı yıllarda yapılanlar kafamda netleşiyordu. İlk etapta güvendiğim Kürt Türk demokrat kesimleri etrafımda toplamaya çalıştım. Amacım röportajlar yaparak Kürdistan’da 90’lı yıllardaki vahşeti ortaya çıkarmaktı. AB’ye girmeye çalışan bir ülkenin başkentinde, özellikle Kürt ve demokrat kesimlerin beni uyarıp zor durumda kalacak hareketler yapmamamı istemesi beni çok şaşırtmıştı. Teşvik etmeleri gerekirken caydırmaya çalışıyorlardı. 


Hazırlayabildiniz mi?

4 ay boyunca Ankara’da kaldım, projemi bitirdim. 90’lı yıllarda Kürdistan’daki vahşete tanıklık yapan, acılar yaşayan katliamları gören kişilerle ve özellikle uzun süre cezaevinde kalmış insanlarla röportajlar yaptım. Döneceğim gün araştırma şirketinin yetkilileri yanıma gelerek, havaalanında başıma kötü şeylerin geleceğini, bu yüzden Kürtlerle ilgili yaptığım bütün çalışmaları silmemi istediler. Ama her şeyi göze aldım ve Portekiz’e döndüm.


Portekiz’e döndükten sonra neler yaşadınız?

Tezimi sunduğumda bu kez buradaki üniversiteyle sorun yaşadım. PKK davasından cezaevi yatan insanlarla yaptığım röportajları öne sürerek kabul etmiyorlardı. Bana “Bunlar aşırı görüşlü kişilerdir, kabul etmiyoruz tezini yeniden yaz” dediler. Sırf kabul edilsin diye yeniden yazdım ama yine kabul etmediler. Tam üç kez yeniden ele aldım ve hayatımın iki yılı tezimi kabul ettirme savaşıyla geçti. Ama sonunda beğendiler. 

Ankara’da yaşadıklarımı bir tarafa bırakın, Lizbon’da üniversitede böyle bir muameleyle karşılaşmak benim çok zoruma gitti. Bu yaşadıklarımdan sonra kendi kendime dedim ki ben artık bir Kürt’üm. Eğer ben Kürt’sem bundan sonra Kürtler için bir şeyler yapmalıyım dedim. Bu arada şu yanlışın farkına vardım; Avrupalılar Ortadoğulular hakkında, Ortadoğulular da Avrupalılar hakkında pek fazla bilgi sahibi değiller. Ortadoğulular Avrupa’daki insanların özgürlük içinde yaşadığını düşünüyor. Oysa ben Avrupa’nın göbeğinde Lizbon’da baskılarla karşılaştım. Tezimi sansürlemek istediler. Sonuçta savaşarak kabul ettirdim. Bütün bunlar beni hırslandırdı ve karalılığımı artırdı.

Daha sonra çalıştığım arkadaşlarla yeni çalışmalar yapmak için iki defa İstanbul ve Ankara’ya gittim ama arkadaşlarımın bazıları hapse atılmış, bazıları yurdunu bırakıp kaçmak zorunda kalmıştı. Bunun üzerine Lizbon’a dönüp burada bir şeyler yapmaya karar verdim. 


Neler yaptınız? 

İlkin, daha önce Danimarka’da yaşayıp sonra Lizbon’a yerleşen bir Kürt’le tanıştım ve bir dernek kurmaya karar verdik. 2016 Kasım’ında Kürt Portekiz Jiyan Derneği’ni kurduk. Üyelerinin büyük bölümü Portekizlilerden oluşuyor. 40 üyemiz var ama bu yeterli değil. Çeşitli kurum ve kuruluşlardan fon alabilmek için başvuru gerçekleştirdik, cevaplarını bekliyoruz.

Portekiz tarihinde ilk kez bir Kürt Film Haftası düzenleyeceğiz. Bunun hazırlıklarını yapıyoruz. Sinema haftası açıklamasından sonra Portekiz sinema çevreleri ilgi duymaya başladı. Bazı kurum ve kuruluşlar maddi destek sunmayı dahi önerdiler.  Düzenleyeceğimiz sinema festivalini Kürt annelerine adayacağız. Çocukları büyüten, yetiştiren ve acıyı iliklerine kadar yaşayan, yani savaşın yükünü çeken anneler olduğu için bu festivali Kürt annelerine adıyoruz. 

Bunun yanında kültürel çalışmalar yapıyoruz. Lizbon’da ayrıca Kürt Platformu da var. Bu platforma birlikte panel ve seminerler organize ediyoruz.


Kürtler Portekiz’de nasıl tanınıyor?

Portekiz’de 2015 yılına kadar Kürtler çok az tanınıyordu. Son iki yıldır Rojava Devrimi, Gezi Direnişi ve Türkiye’nin Kürdistan’daki katliamları, yeni kurulan Jiyan Derneği ve Kürt Platformu’nun çalışmaları sayesinde Kürtler tanınmaya başladı ve bir sempati gelişti. 


Kürt Kadın Hareketi’ni nasıl görüyorsunuz?

Kürt kadın hareketi günbegün güçleniyor, hem savaşta, hem sosyalitede, hem ekonomik alanda hem de siyasette büyük bir gelişme halindedir, bir devrim sürecinden geçiyor. 

Rojava’da olup bitenleri çok yakından takip ediyorum ve büyük bir hayranlık duyuyorum. Gerek DAİŞ’e, gerek Türk rejimine ve onun kontrgerillasına karşı verdiği mücadelede gerekse iç gericiliğe karşı mücadele etmesi başlı başına bir devrimdir. Kürt Kadın Hareketi sadece teoride değil pratikte kendisini ispatladı. Bireyden başlayarak toplumu özgürleştiriyor. 


Peki Kürt Kadın Hareketi’nin Avrupa’da yeterince tanındığını, hak ettiği ilgiyi gördüğünü düşünüyor musunuz? 

İspanya, Fransa, Almanya gibi ülkelerde Kürt kadını daha çok tanınıyor. Aynı şeyi Portekiz için söyleyemeyiz. Zaten Kürt kadınını daha iyi tanımak ve tanıtmak için Öcalan’ın özgürlüğü için başlatılan uzun yürüyüşe katıldım. 

Böyle bir devrimin tanınmayı, enternasyonalleşmeyi hakkettiğini düşünüyorum. Bunun için öncelikle Avrupa kadın hareketleri ile şiddetle birleşmeye ihtiyaçları var. Aralarındaki rekabete son vermeliler.  Avrupa’daki kadın hareketleri feminist deyince bir tek kendilerini görüyorlar. Oysa Kürt feminizmini de görmeleri gerekir. Kürt kadın hareketini doğru temelde analiz edip devrimi sahiplenmelidir. Eğer Avrupa kadın hareketleri Kürt Kadın Hareketi ile dayanışma göstermiyorsa ben merkeziyetçi zihniyete sahip olmasındandır. Bu tutumun ebediyete kadar süreceğini düşünmüyorum. Kürt kadınlar yaptığı çalışmalarla Avrupalı kadınlara kendini kabul ettirecektir. Atılım yapması gerekir, bu doğrultuda karar alması gerekiyor.

Portekizli kadınlara, Kürt Kadın Hareketini anlatan bir film izlettim, bakışları beni çok şaşırttı. ‘Kürt kadınını bu kadar disiplinli, bu kadar düzenli, bu kadar temiz beklemiyorduk’ dediler. Onların bilinçaltında Kürt kadını ‘kirli, düzensiz, başı bozuk’ bir imaj yatıyordu. İzledikten sonra hepsi de şaşkınlığını ifade etti. 


Bundan sonra nasıl bir planlama içerisinde olacaksınız?

Jiyan Derneği olarak ilk etapta Kürt analarına odaklandık. Kürt analarını baz alarak çalışmalarımıza devam edeceğiz. Portekiz’de yaşayan Kürtlerle iletişime geçerek, onlarla daha geniş çalışmalar yapmak istiyoruz.

Jiyan Derneği’nin temel amacı Portekiz’de Kürt kültürünü tanıtmak ve geliştirmek, dört parça Kürdistan’da yaşanan baskıları, acıları ve mücadelelerini Portekizlilere anlatmaktır. 

Yine dört parça Kürdistan’da baskılardan dolayı çalışmalarını yapamayan sinema ve sanat çevreleri için olanakların yaratılması noktasında da  çalışmamız olacak. Kendilerini ifade edebilecekleri platformlar oluşturmaya çabalayacağız.


Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı? 

Kadın devriminin geliştiğini bizzat görmek, tanıklık etmek, içinde yer almak benim açımdan gurur verici. Gittikçe bu devrimle bütünleşiyorum. Kendimi dışardan destek veren bir kişi olarak değil, devrimin içinden biri olarak görüyorum. Nasıl bir çalışma yürütebilirim düşüncesi içerisindeyim. Tabii ki bu devrimle bütünleştiğimiz oranda, bu devrimin parçası haline gelebileceğiz.