Özgürlük Kuşağı Rojava 6. BÖLÜM


Rojava’da 19 Temmuz 2012’de yaşanan devrim süreciyle birlikte Kürtlerin yaşadığı bölgelerde Demokratik Özerklik temelinde kurumsallaşmalara gidilirken, kendi geleceğini inşa eden halklara karşı saldırılar da başladı. Devrimi hazmedemeyen çevrelerin de desteğiyle başlayan saldırıların arkasındaki isimlerin başını ise Türkiye çekiyordu. Ancak bu saldırıların tamamını boşa çıkartan YPG/YPJ bu dönemde ilk deneyimini yaşarken, aynı zamanda bir tarih de yazılıyordu. Saldırılara rağmen geliştirilen örgütlülüğün bir yapıda vücut bulması için yürütülen çalışmalar, Ocak 2014’te Demokratik Özerk Yönetimler’in ilanıyla taçlandı. Kobanê Kantonu Dış İlişkiler Konseyi Başkanı İdris Nahsan, üçüncü çizgiyle bütün ezilen halkları bir araya getirmeyi amaçladıklarını ve bu kapsamda ilan edilen özerk yönetimlerin Suriye halklarına da bir model olduğunu belirtirken, Ortadoğu halkları açısından da yeni bir sayfa açıldığını söylüyor.

Rojava’da halkların özgürlüğü için alternatif, üçüncü bir yol olarak ortaya çıkan 19 Temmuz Devrimi ile birlikte Cizîrê, Kobanê ve Efrîn’de farklı renkler bir araya gelip kendi geleceklerini inşa etmeye koyulurken, bu devrimi hazmedemeyenlerin saldırıları da başlamış olacaktı. Efrîn’den Cizîrê’ye kadarki alanda halk, örgütlülüğünü geliştirirken, bir yandan da olası saldırılara karşı öz savunmasını geliştiriyordu. Çok geçmeden, devrimden birkaç ay sonra Rojava’ya dönük saldırılar da uluslararası güçlerin desteklediği çete grupların eliyle gerçekleşti. Ancak bu ilk saldırıların büyük bir direnişle püskürtülmesi, bölgesel ve uluslararası güçlere artık Kürtlerin var olduğunun, özgürce var olmaya devam edeceğinin mesajını verdi. Devrime dönük Eşrefiye ve Qastel Cindo’daki saldırılar önemli siyasal sonuçlar ortaya çıkartırken, savunma gücü YPG’nin de kendini ispatlamasını sağladı. Devrimin ilk dönemlerinde buraya dönük başlayan saldırıları, 2012 sonları ve 2013’te Serêkanîyê’ye dönük saldırılar izledi. Tüm bu saldırılar direnişle boşa çıkartıldı ve zaferler önemli siyasi sonuçları beraberinde getirdi.


Rojava’ya ilk saldırının arkasında da Türkiye vardı 

Devrimin ardından ilk saldırı, yaklaşık iki ay sonra Efrîn’in Şera kasabasına bağlı olan Êzidî Kürtlerin yaşadığı Qestel Cindo köyüne dönük oldu. El Kaide bağlantılı grupların ilk olarak 22 Eylül’de bu bölgede başlattıkları saldırı dalgası Türk ve Suudi Arabistan istihbarat servislerince organize edilirken, çatışmaların ilk üç gününde 86 çete üyesi öldürüldü. Suudi Arabistan İstihbarat Başkanı Bender Bin Sultan ve Türkiye istihbaratı, Riyad’da gerçekleştirdikleri bir toplantıda bu saldırının planlamasını yaparken, bu toplantıda görevlendirilen Zehran Aluş isimli kişi Ezaz’da DAİŞ, Liva Tevhid ve Türkiye istihbaratının katılımıyla bir toplantı gerçekleştirdi. Bu toplantıda Efrîn’e dönük gerçekleştirilecek saldırıda aralarında çatışmalar yaşanan grupların da birleşmesi kararı alındı. Ekonomik masraf ve cephanesinin Türkiye tarafından karşılanacağı bu saldırıda 17 grup, aralarında çatışma olmasına rağmen devrime karşı bir araya geldi. Saldırıyı gerçekleştiren gruplardan biri de Türkiye tarafından Ezaz’da kurulan Türkmen Ömer Dadiği komutasındaki Asifet Şimal isimli gruptu. 


Bayram ateşkesinde dahi saldırı gerçekleştirdiler 

Üç gün yoğun bir şekilde yaşanan şiddetli çatışmalarda YPG’nin gösterdiği muazzam direnişle saldırı tümden kırıldı. Ancak aynı alanda bayram vesilesiyle YPG tarafından tek taraflı ateşkesin ilan edildiği sırada, bayramın birinci gününde aynı gruplar tarafından Ezaz’a yakın Yazıbağ Köyü’ne ikinci bir saldırı daha başlatıldı. Bu bölgeye dönük saldırılar 2013 yazına kadar yer yer devam etti. Bu saldırıların amacı henüz yeni gerçekleşmiş, kurumlaşmasını sağlayamamış Rojava Devrimi’ni sonuca gitmeden boğmaktı. Ancak saldırılar YPG tarafından büyük oranda kırılırken Rojava halkları da bir yandan devrimlerini var güçleriyle savunup öte yandan sistemlerini inşa etmeye devam ettiler. 

Efrîn’deki bu saldırılarla bağlantılı olarak Rojava’ya dönük en kapsamlı saldırılardan biri de Serêkaniyê’de gerçekleştirildi. Efrîn’deki saldırılarla kendini ispatlayan YPG, Serêkaniyê Direnişi’yle de gerçeği pekiştirdi. YPG’nin Rojava halklarının savunma gücü olduğu net bir biçimde açığa çıktı.

 

Serêkaniyê saldırısı devrimi boğmaya dönüktü 

Serêkaniyê’deki saldırılar da Türkiye tarafından organize edildi. 40 bin nüfusluk bu şehirde yoğunlukta Kürtler olmak üzere Araplar ve Asuriler de yaşıyor. Asuriler öteden beri yerleşik. Araplar ise 1960-70’lerde BAAS rejimi tarafından sistematik olarak bölgeye yerleştirildi. Suriye’de dış politikaları boşa düşen Türkiye, yanı başında gelişen devrimi boğmak için de bölgede kaos yaratmanın peşindeydi. Bu amaca bağlı olunarak da Batı Kürdistan’a girişin en stratejik kapısı olan Serêkaniyê seçildi. Çünkü Cizîrê’nin son durağı olan Serekanîyê’de çıkartılacak bir kaos, Kürt-Arap çatışmasına dönüştürülecekti. Böylelikle de Cizîrê ile Kobanê-Efrîn bölgelerinin ilişkisi tamamen kesilecek ve ardından bu iki alanda da benzer operasyonlar hayata geçirilecekti. Yine Serekanîyê’nin kontrol altına alınmasıyla birlikte Cizîrê’nin diğer kentleri de ablukaya alınacaktı. 


Hesaplar tutmadı, YPG tarih yazdı 

Türkiye’den geçen yaklaşık bin beş yüz El Kaide bağlantılı çeteci, 16 Ocak 2013 tarihinde Serêkaniyê’ye büyük bir saldırı dalgası başlattı. Büyük sonuçlar açığa çıkartan Serêkaniyê saldırısı ve buna karşı geliştirilen direniş şu şekilde gelişti: 

Türkiye’de Urfa ve Ceylanpınar’da konaklayan çeteler,  Serêkaniyê’ye girdiler. Oradaki birkaç rejim grubuyla çatışan çeteler, daha sonra Arapların yoğun olduğu mahallelere yerleşti. Kürtler bir çatışmanın olmaması için sorunun müzakere yoluyla çözülmesi girişimlerinde bulundu. Yine kentte rejimin tümden çıkarılmamış olmasından dolayı “Rejimle işbirliği yapıyor” safsatalarının dillendirilmemesi için YPG, çete gruplarının Serêkaniyê’ye girişlerini engellemedi. Çeteler, Kürtlere çok zarar verirken Arap halkına da baskı yaptılar. Yine Asuri, Süryani ve Ermenilerin evlerini yıktılar, talan ettiler. YPG ile çeteler arasındaki çatışmaların fitili, kentte barışçıl bir havanın oluşması için çabalayan Halk Meclisi Başkanı Abid Xelîl’in gruplarla görüşmeden dönerken uğradığı suikast sonrası yaşamını yitirmesiyle ateşlendi. Xelîl’in katledilmesinden hemen sonra çatışmalar başladı ve bütün desteklere rağmen YPG güçleri çeteci grupları kentten çıkardı. Ardından ikinci, üçüncü saldırılar da gerçekleşti. Ancak bu saldırıların tümünden de YPG başarıyla çıktı. Bu başarı siyasi, diplomatik, kültürel, askeri kazanımları da beraberinde getirdi. Serêkaniyê direnişi, Batı Kürdistan’da kurulan savunma gücü YPG’nin de ilk şehir savaşı deneyimi oldu.

Tarihler 28 Temmuz’u gösterdiğinde ise El Nusra çetesi Halep’te Kürt köyleri olan Til Hasil ile Til Eran’a saldırarak aralarında kadın ve çocukların da olduğu 70’ten fazla Kürt sivili katletti.



Çeteler bir yandan rejim diğer yandan 

Çeteci gruplar Serêkaniyê’ye saldırırken BAAS rejimi güçleri de eş zamanlı olarak Gîrkê Legê’nin Girziro Köyü’ne saldırı başlatmıştı. Rejim, Çilaxa ve Gîrkê Legê’deki zengin petrol yataklarına el koymak istiyordu. Burada bir hafta boyunca süren çatışma ve kuşatmalardan sonra daha önce rejimin elinde bulunan petrol bölgesi Rimêlan da YPG’nin denetimine geçti.

Devrime dönük saldırılar sadece yukarıda açıklanan bölgelerle sınırlı kalmadı. Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı Halep başta olmak üzere diğer bölgelerde de devrimi hazmedemeyen yapıların büyük saldırı girişimleri oldu ancak tümü boşa çıkartıldı. 


Soykırımdan özerkliğe 

Uluslararası güçlerin desteğiyle gerçekleştirilen bu saldırılar boşa çıkartılırken, bir yandan da geliştirilen örgütlülüğün bir yapıda vücut bulması için çalışmalar yürütülüyordu. Bu kapsamda Kasım 2013’te Kurucu Meclis’in ilanı gerçekleştirildi. Kurucu Meclis’in ilanı iki yıl önce gelişen devrimle birlikte Rojava’nın siyasal yapısının yeniden şekillenmesi açısından önemli bir sürece girildiğinin de işaretiydi. Qamişlo’da gerçekleşen toplantıda 82 üyeli Kurucu Meclis’in ilanını birkaç ay sonra Demokratik Özerklik temelinde oluşturulacak olan kantonların ilanı izleyecekti. Artık yıllarca soykırımdan geçirilen Rojava halkları, kendilerini özgür bir şekilde ifade edebilecekleri özerk kantonlarla devrimi de ete kemiğe büründürecekti. 


Tüm farklılıklar temsiliyetini buldu

Rojava Özerk Yönetimi Yasama Meclisi’nin 6-7 Ocak 2014’te gerçekleştirdiği toplantıda bölgeler, Cizîre, Efrîn ve Kobanê Kantonları olarak üçe ayrıldı. Bu kapsamda her kantonun kendi özerk yönetimini oluşturulması için çalışmalara başlandı. 21 Ocak 2014’e gelindiğinde yüzlerce çocuğun yanarak katledildiği Amûdê kentinde tarihi bir toplantı gerçekleştirildi. Cizîrê Kantonu Başkanlığı ve bakanlıklara ilişkin öneriler de yapıldıktan sonra Cizîrê Kantonu Demokratik Özerk Yönetimi, Mahabad Cumhuriyeti’nin kuruluş tarihi olan 21 Ocak’ta ilan edildi. Hükümet başkanlığı ve 22 bakanlıktan oluşan yönetimde sadece Kürtler değil Arap ve Süryaniler de temsiliyetlerini bulacaktı.

 

Kobanê, devrimi özerklikle taçlandırdı

Cizîrê’de ilan edilen özerkliğin ardından bu kez devrim ateşinin yakıldığı ilk yer olan Kobanê’de de 27 Ocak’ta özerklik ilan edildi. Kobanê’yi Efrîn izledi ve iki gün sonra da burada özerklik ilan edildi. 3 kantonun ilan edildiği Rojava, ortaya koyduğu modelle dünya üzerinde yaşayan halkların bir arada eşit temsilliyetle yaşanabileceğini de sunuyordu.


Üçüncü yol halkları birleştirdi 

Kobanê Kantonu Dış ilişkiler Konseyi Başkanı İdris Nahsan, Kürt halkının tarih boyunca kendisine dayatılan politikalara karşı ayağa kalktığını ifade ederek Qamişlo Katliamı sonrasındaki serhildanlarla Suriye rejiminin sallanmaya başladığını söyledi. Nahsan, Kürt halkının bu serhildanlarla mücadelesini sürdürdüğünü ifade ederek, “2014’e gelindiğinde Arap Baharı’nda da Kürt halkı bir kez daha demokratik hakları için başkaldırdı. Ancak bir kez daha Suriye halkının örgütlü olmadığı görüldüğü için Kürt halkı, yaklaşımları noktasında yeni bir yol bulmalıydı. Bu da ortaklık ve eşitlik temelindeydi. 19 Temmuz’da Kobanê’de başlayan devrim süreciyle halk, savunma ve örgütlenmede kendi yönetimini oluşturdu. Üçüncü yolla istedik ki bütün ezilen halkları bir araya getirelim. Bir yandan da Suriye halklarına bir model sunduk” ifadelerini kullandı.


Özerkliği hazmedemeyenler saldırıya geçti

Nahsan, Demokratik Özerkliğin ilanıyla Suriye’deki bütün halkların ve inançların temsiliyetini bulduğuna işaret ederek, bunu hazmedemeyenlerin Rojava Devrimi’ne saldırmaya başladığına dikkat çekti. “Saldırılarla halkın ulaştığı bu özgürlük noktasını ayaklar altına almak istiyorlardı” diyen Nahsan, direnişle bunların da boşa çıkartıldığını söyledi. Nahsan, Demokratik Özerk Yönetimler olarak önlerine koydukları üçüncü yol olan eşitlik ve özgürlük yolunda yürümeye devam edeceklerini kaydederek, saldırılara karşı halkların başaracağına işaret etti. 

YARIN: Kobanê, 21. yüzyılın Stalingrad’ı oldu


HAYRİ DEMİR/ERSİN ÇAKSU / DİHA/KOBANÊ